Şizofreninin Nedenleri
Şizofreninin gerçek nedenleri tam olarak bilinmemekle beraber, bir kişinin hastalık riskini arttıran çok sayıda etken olduğu düşünülmektedir. Bu etkenler birbirlerini etkileyerek şizofreninin gelişimini belirler ve değişik etkenler bireyin gelişiminin farklı evrelerinde önem kazanır. Genetik etkenler, gebelik dönemi komplikasyonlan, doğum koşullarının her biri yeni doğmuş çocuğun hastalığa yatkınlığım etkileyecektir. Yaşamın daha sonraki bir diliminde hastalığın başlaması kişinin bir dizi strese yatkınlığı ve bunlar karşısındaki kırılganlığına bağlıdır. Bu stresler biyolojik (örneğin, halüsinasyona neden olan uyuşturucu kullanımı) veya sosyal (örn., bir yakının ölümü) nitelikte olabilir. Bu tür ya da başka etkenler ve stres de hastalığın gelişme ve sonuçlarını etkileyecektir.
Kalıtım: Şizofreni hastasının akrabaları
hastalık açısından başkalarına göre daha fazla risk altındadırlar. Küçük
yaşta evlat edinilmiş çocuklar üzerindeki araştırmalar akrabalarda artan
şizofreni riskinin çevresel değil genetik karakterli olduğunu
göstermektedir. Şizofreni hastalarının çocuklarında da, biyolojik
ebeveynlerince yetiştirilip yetiştirilme-diklerinden bağımsız olarak,
benzer biçimde artan bir hastalık eğilimi görülür. Yine, edinilmiş ebeveyn
tarafından yetiştirilen şizofreni hastalarının aile tarihi, bu kişilerin
biyolojik akrabalarında riskin yüksek olduğunu, evlat edinme yoluyla
akraba olunanlarda ise yüksek olmadığını göstermektedir.
Nöro-gelişimsel varsayım: Yakın zamanlarda
geliştirilen bir görüşe göre şizofreni nöro-gelişimsel bir bozukluktur ve
hastalığın klinik açıdan dışa vurulmasından çok önce beyin gelişimi
sırasında yaşanan bir sorun veya patolojik bir duruma bağlanmaktadır. Bu
görüşe bakılırsa şizofreni hastalannda beyinde gelişme bozukluğu vardır.
Çeşitli nörobiyolojik nedenlerle bozukluk kendini yetişkin evrede,
doğumdan çok sonra olgunlaşan kimi özgün sinirsel sistemlerin bazı
psiko-sosyal stres ve olumsuz yaşam deneyimleriyle uyuşmazlığa düştüğü
durumlarda gösterebilir. Bu görüş halen "koşullara bağlı" nitelik
taşımakla birlikte, destekler yönde bir dizi kanıt da vardır. Özellikle
gebelik ve doğum komplikasyonlarınm şizofreni riskini iki ila üç kat
arttırabildiği saptanmıştır; bunun kaynağı büyük olasılıkla beynin
gelişmesinde oluşan hasarlardır. Fetusun oksijensiz kalması, şizofreni
hastalannda %20-30 oranındayken, genel nüfusta % 5-10'dur. Şizofreni riski
perinatal komplikasyon sayısıyla orantılı olarak yükselmektedir. Hamile
kadının viral hastalık geçirmesiyle rahim içinde beyin hasan riski artar.
Şizofreni hastalarının çoğunluğunun yılın başka zamanlannda değil de kış
sonu veya bahar başında doğdukları ve bu dönem doğanlar arasındaki
şizofreni vakalarının (nezle, kızamık ve suçiçeği gibi) viral hastalık
salgınlarından sonraki dönemlerde çoğaldığı saptanmıştır. Ancak annenin
geçirdiği viral enfeksiyonların yine büyük olasılıkla artan şizofreni
riskinin yalnızca küçük bir bölümünü açıklayacağı da unutulmamalıdır.
Beyinde fiziksel anormallikler: Bazı
şizofreni hastalarında beyinde fiziksel değişiklikler yaşandığı
saptanmıştır. Beynin yapısındaki bu tür değişiklikler ölümden sonra beyin
dokusunun analizi ve ayrıca insan yaşamı sürerken beynin incelenmesine
olanak veren beyin görüntüleme teknikleri ile saptanabilmektedir.
Bilgisayarlı Tomografi (CT-Scan) ve Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR1)
beyin yapısını görüntülemektedir. İşlevsel MRI ve izotop kullanılan
tekniklerle (Single Photon Emission Tomography / Tekli Foton
Emisyonu Tomografisi - SPECT ve Positron Emission Tomography /PET)
serebral bölgesel kan akışı (rCBF) ve beyin kimyasındaki değişiklikler
gösterilebilmektedir.
Hep birlikte ele alındığında bu bulgular şizofrenide internöronların
gerçekleştirdiği beyin faaliyetinde bir açık söz konusu olduğunu
göstermektedir.
Nörokimyasal:
Şizofrenide nöro-kimyasal anormalliklerin işin içinde olduğu varsayımının
tarihçesi oldukça eskidir. Ancak ampirik veriler yalnızca antipsikotik
ilaçların beyindeki katekolamin metabolizması ile, daha spesifik olarak,
bu ilaçların katekolamin postsinaptik alıcılar (reseptörler) üzerindeki
etkisinin bloke edilmesi ile ilişkisi gösterildiğinde elde edilmiştir.
Daha sonra yapılan araştırmalar, antipsikotiklerin dopamin-2(D2)
reseptörlerini bloke etme kapasitesini göstermiştir. Klinik etkilerinin
kaynağı budur. Dopamin beyin hücrelerinin itkilere duyarlılığını arttırır.
Normal olarak, bu güçlendirilmiş duyarlılık kişinin stres ya da tehlike
koşullarında bilincini güçlendirmek açısından yararlıdır. Ancak bir
şizofreni hastasında, dopamin etkisinin zaten hiperaktif bir beyine
eklenmesi kişiyi psikoza sürükleyebilecektir. Şizofrenide dopaminerjik
hiperaktivasyonun ek olarak üstlendiği role, dopaminin etkilerini arttıran
bir ilaç olan amfetaminin şizofreni benzeri belirtileri kötüleştirici ve
hatta açığa çıkartıcı etki yaptığı yolundaki gözlemlerden hareketle
ulaşılmıştır. Merkezi sinir sisteminde arttırılmış dopaminerjik etkinlik
iki mekanizmayla gerçekleşmektedir:
1 .sinaptik bölgelerde dopamin artışı ve
2.reseptör aşın-duyarlılığı.
Her iki mekanizma da şizofrenide geniş olarak sorgulanmış ama her iki
yönde de sonuca taşıyan veriler elde edilememiştir. Hastaların vücut
sıvılarında dopamin değişimi ve ölüm sonrası beyin dokusunda dopamin
düzeyinin doğrudan belirlenmesi çelişkili sonuçlar vermektedir
PET gibi neuroimaging (sinirsel görüntüleme) teknikleri, kısa süre önce
beyindeki dopamin reseptör yoğunluğunun belirlenmesi için kullanılmıştır.
Klasik antipsikotiklerin dopamin alıcıları üzerinde bloke edici etkisi
açık biçimde gösterilmiş olmakla birlikte, ilaç kullanmamış hastalardaki
dopamin-reseptör yoğunluğu ile kontrol gruplar arasında yapılan
karşılaştırmadan çıkan sonuçlar da araştırmalar arasında farklılık
arzetmektedir. Moleküler biyoloji teknikleri kullanılarak, ilaç
kullanmamış şizofreni hastalarında beyin dokusunda ölüm sonrası bir
dopamin-reseptör yoğunluk ve duyarlılık artışı gösterilmiştir . Atipik
antipsikotikler kullanıldığında araştırmacılar, antipsikotiklerin D2 bloke
etme etkisinin antipsikotik etkinin temel faktörünü oluşturduğu yolundaki
varsayımı sorgulamaya başlamışlardır. "Atipik" antipsikotiklerin etki
biçiminin, D2 dopamin reseptörlerin (serotonin 5-HT reseptörler dahil)
yanı sıra, bir çok reseptör için de yakın bir ilişkiyi kapsadığı
kanıtlanmış bulunmaktadır. Sonuç olarak araştırma bulguları başka birçok
reseptör bölgesinin de (örneğin D1, D3, D4, 5-HT2 ve NMDA) şizofreninin
patogenezine dahil edilmesi gerektiğine işaret etmektedir.