DEPRESYON NASIL SINIFLANDIRILIR?
MAJÖR DEPRESYON (Ağır
depresyon)
Ağır depresyon diyebilmek için aşağıdaki belirtilerden en az dördünün en
az iki haftadır sürüyor olması gerekir:
1-Uyku bozuklukları sıktır. Uykusuzluk, gece sık sık uykudan uyanma tekrar uykuya dalamama, sabah erken uyanıp tekrar uyuyamama veya fazla uyuma şeklinde olabilir.
2-Yeme sorunları sıktır. Az yeme ve buna bağlı kilo kaybı veya fazla yemeye bağlı kilo alımı olabilir.
3-Değersizlik, umutsuzluk ve suçluluk duyguları olur. Hastalar genelde bir
işe yaramadıklarını düşünürler. Gelecek ümitsiz ve karanlıktır. Hiçbirşey
iyiye gitmeyecektir. Depresyona bağlı oluşan üzüntü ve umutsuzluk o kadar
şiddetlidir ki hastalar yaşama olan ilgisini kaybeder, hiçbir şeyden zevk
alamaz olur. Cinsel isteksizlik görülür ve hastalar çoğu zaman yataktan
çıkmak ve yemek yemek istemezler Hastaların kendini suçlama eğilimi
yoğundur. Suçluluk duyguları genelde yersizdir. Örneğin çok eskiden
yaşanmış olaylar ve yapılan hatalar tekrar hatırlanır ve bunlara karşı
suçluluk duyguları hissedilir. Veya nedensiz yere bir takım olaylardan
kendisinin sorumlu olduğu ve suçun kendisinde olduğu düşünceleri gelişir.
Hastalar genelde bu düşüncelerden uzaklaşamadıklarını beyinlerinin sürekli
eski hatalarla meşgul olduğunu bunun çok saçma olduğunu bildiklerini ancak
düşüncelerini frenleyemediklerini söylerler.
4-Konsantrasyon güçlüğü, karar verme güçlüğü vardır. İşe veya derse konsantre olmak güçleşmiştir. Örneğin hastalar ders çalışırken bir sayfanın sonuna geldiğinde dalıp gittiğini ve ne okuduğunu anlamamış olduğunu görür aynı sayfayı tekrar tekrar okurlar. En ufak konularda karar verme güçlüğü içinde olduklarını hissederler.
5-Enerji azlığı, sürekli yorgun hissetme, herşeye karşı isteğini kaybetme,
duygusal olarak birşey hissedememe. Genelde sabahları yataktan yorgun
kalkılır.Gün boyunca yorgunluk hissi devam eder. Eskiden zevkle yaptıkları
işleri yapmak istemez, yalnız kalmayı tercih ederler. Hastalar bazen
çocuklarına ve eşlerine karşı birşey hissedemediklerini sanki duygularının
öldüğünü söylerler ve bu durumdan dolayı suçluluk duyduklarını ifade
ederler.
6-Ölme isteği olabilir. En hafif şeklinde hastalar “allahım canımı al da
kurtulayım” diye düşünürler. İntihar düşünceleri veya intihar girişimi
olabilir. Çoğu hasta intihar düşüncelerinin yoğun olduğunu ancak dini
açıdan intiharın kabul edilemez olduğunu bildikleri için girişimde
bulunmadığını ifade eder. Veya ölürlerse çocuklarına kimin bakacağını
bilmedikleri için yaşamak zorunda olduklarını ifade ederler. Bazıları ne
yolla intihar edeceğinin planlarını yapar. Bazıları da ancak intihar
girişiminde bulunduktan sonra tedaviye gelir.
Bu hastalığa bağlı ortaya çıkan belirtiler genelde başka hastalıkları akla
getirir ve çoğu kişi bu belirtilerin depresyona bağlı olarak ta
oluşabileceğini düşünmez. Sıklıkla bu hastalar psikiyatri dışında
doktorlara başvururlar veya kendi başlarına tedavi etmeye çalışırlar.
Psikiyatriye başvuran hastaların çoğu başka bölümlerde çalışan hekimler
tarafından bize yönlendirilmiştir. Çoğu hastada diğer hekimler tarafından
psikiyatriye yönlendirildikleri için öfkelidir. Bazıları toplumsal
baskıdan çekinip gelmek istemez, gelenler de bir an önce işini bitirip
gitmek ister. Ancak çağımızın en sık görülen hastalıklarından biri olan ve
tedavi edilmediği taktirde ölümle sonuçlanabilen bu hastalığın tedavisi
için uzmana başvurmak şarttır. Uygun tedavi edildiği taktirde tamamiyle
düzelen bu hastalık uzun sürdüğü taktirde kişinin aile, iş ve sosyal
uyumunu bozmakta kişinin evliliğinin yıkılmasına, işinden ayrılmaya,
arkadaş ilişkilerinin bozulmasına yol açabilmektedir. Son yıllarda
üzerinde durulan bir başka konuda depresyon geçirmekte olan anne ve
babaların çocuklarının bundan nasıl etkilendiğidir. Yapılan araştırmalar
bu çocuklarda küçük yaşlarda kaygıda artma olduğunu ergenlik döneminde
olan kız çocuklarında görülen depresyon oranında artma olduğunu gençlik
dönemindeki erkek çocuklarda ise alkol ve madde kullanımına yönelme
olduğunu göstermektedir.. Bir an önce tedavi olmak çocukların maruz
kaldıkları bu travmanın süresini kısaltacak ve dolayısı ile yaşamın daha
sonraki dönemlerinde ortaya çıkan bu bozuklukların oranında düşme
olacaktır.
Yukarıda anlattığımız ağır depresyon her hastada aynı şekilde görülmez. Bu
da kendi içinde alt gruplara ayrılmıştır. Bu gruplar şunlardır:
Kronik seyirli depresyon
Atipik depresyon
Melankolik depresyon
Doğum sonrası başlayan depresyon (post partum depresyon)
MELANKOLİK DEPRESYON
Hastaların sosyal aktivitelere ve hobilerine olan ilgileri çok azalmıştır.
Arkadaş toplantılarına, aile ziyaretlerine katılmak istemez, daha önce
zevkle yaptıkları işleri yapmak istemezler. Yaşamlarında iyi olaylar olsa
bile bunlara mutlu olamazlar. Mutluluk ve sevinç duygularını sanki
kaybetmişlerdir. Duygulanım bir yakının kaybından sonra duyulan üzüntüden
tamamiyle farklıdır. Hastalar uyanmaları gereken saatten çok önce uyanır
ve tekrar uyumakta güçlük çekerler. Depresyon en yoğun olarak sabahları
hissedilir. Hastaların hareketleri normalden yavaş veya hızlı olabilir..
Yavaşladığı durumda ağır çekimdeymiş gibi hareket ederler. Belirgin
iştahsızlık vardır ve kilo kaybı oldukça fazladır. Hastalar genelde yoğun
suçluluk duygusundan yakınır. Nedensiz yere suçlanır isteselerde bu
duygudan uzaklaşamazlar.
POST PARTUM DEPRESYON(DOĞUM SONRASI DEPRESYON)
Kadınlarda doğum sonrası depresyon geçirme oranı %10-15 dolayındadır.
Belirtiler genelde doğumdan sonra ilk 6 ayda ortaya çıkar. Hastalar
sıklıkla yoğun üzüntü hissetme, sık ağlama, uykusuzluk, gerginlik ve çabuk
sinirlenmeden şikayetçidir. Doğum sonrası depresyonun neden ortaya çıktığı
tam bilinememektedir. Özellikle ilk kez annne olan kadınlarda yaşam şekli
tamamiyle değişmekte, sorumluluklar artmakta kişinin kendisine ayırdığı
zaman azalmaktadır. Özellikle bebeğin ilk yılı anne için çok zor geçer.
Geceleri sık sık uykudan uyanıp bebeği beslemek gerekir.
Bebeğin ihtiyaçlarını ifade demiyor oluşu tecrübesiz annenin işini daha da zorlaştırmaktadır. Bir de doğum sonrası hormon seviyelerinde ani değişme olması depresyonun ortaya çıkışını kolaylaştırmaktadır. Daha önce geçirilmiş depresyon öyküsünün olması yine daha önceki doğumları takiben depresyon geçirmiş olmak depresyon riskini artırmaktadır.
Anneler bu dönemde bebeklerine zararlı olabileceği düşüncesi ile ilaç
almak istemeyebilirler. Ancak bu dönemde kar zarar hesabını iyi yapmak
gerekir. Depresyondaki annelerin bebeklerinde uyku bozukluklarının sık
görüldüğü bu bebeklerin diğer bebeklere göre daha fazla huzursuz oldukları
ve kendilerini güvende hissetmedikleri, zihin gelişimlerinin de daha yavaş
olduğu öne sürülmektedir. Yine eşler arasındaki ilişki de bu durumdan
olumsuz olarak etkilenmektedir. Her hastaya ilaç tedavisi uygulanacak diye
bir kural yoktur. Hastanın durumu değerlendirilir gerekirse başka tedavi
yöntemleri gündeme gelebilir.
Yeni doğum yapan kadınların 2/3’ü üzüntü ve gerginlik ile seyreden “baby
blues” dönemini geçirir. Annede aniden hıçkırarak ağlama, çabuk sinirlenme,
gerginlik, huzursuzluk gibi belirtiler olur. Bu dönem genelde doğumdan iki
üç gün sonra ortaya çıkar ve en çok bir hafta içinde kendiliğinden düzelir.
Ani hormon değişimi nedeniyle olduğu düşünülmektedir ve tedavi gerektirmez.
ATİPİK
DEPRESYON
Yukarıda anlatılan depresyon belirtilerinden farklı seyreder. Eskiden
maskeli depresyon olarak ta adlandırılırdı. Duygulanım sürekli çökkün
olmayabilir, bazen yaşanan ortama uygun olarak duygulanımda dalgalanmalar,
neşelenme görülebilir. Hastada iştah artışı ve kilo alımı olabilir. Fazla
uyuma görülebilir. Bedensel uğraşılarda artma olabilir. Bu hastalar
sürekli ağrılarından sızılarından yakınırlar, doktor doktor dolaşır
ağrılarının nedenini bir türlü bulamazlar. Ani bayılmalar olabilir,
bayılmalar genelde uzun sürelidir ve sıklıkla kalabalıkta olur, sıkılınca
bayılmalarda artma görülür. Bu insanlar genelde reddedilmeye karşı aşırı
duyarlıdırlar ve reddedildikleri zaman şiddetli tepki gösterirler. Bu
nedenle sıklıkla aile, arkadaş ilişkileri ve iş yaşamlarında sorunlar
ortaya çıkar.
Hastalar daha gençtir ve depresyona panik bozukluğu veya madde bağımlılığı
gibi başka hastalıklar da eşlik edebilir.Aynen diğer depresyonda olduğu
gibi ilaçla tedavisi gerekir.
DİSTİMİ (
Hafif ve süregen depresyon)
En az iki yıldır süren ve ağır olmayan depresyon belirtileri içerir. Arada
bir iki gün süren iyilik dönemleri olabilir ancak çoğu zaman depresyon
belirtileri hakimdir. Ağır depresyonda görülen belirtiler olabilir ancak
daha hafiftir. Kişi sürekli kendini çökkün hisseder, kendine olan saygısı
azalmıştır. Nedeni bulunamayan bedensel ağrılar, sızılar, halsizlik ve
isteksizlik sıktır. Bazen ortaya çıkarıcı bir neden bulunsa da genelde
nedensiz ve kendiliğinden ortaya çıkar. Bu tür depresyonun en önemli
özelliği uzun süredir devam ediyor olmasıdır.
MEVSİMSEL
DEPRESYON
Bazı hastalarda depresyon mevsimsel bir seyir izler. Tekrarlayan depresyon
atakları hep aynı mevsime denk gelir. Ataklar arası dönemde yılın diğer
mevsimlerinde hastalar tamamiyle düzelir. Tüm depresyon belirtileri burada
da geçerlidir. Tek farkı belli dönemlerde görülmesidir. Genelde havanın
kapalı olduğu sonbahar ve kış aylarında ortaya çıkar. Bu hastalarda özel
lambalarla yapılan ışık tedavisinin önemi büyüktür.
UYUM
BOZUKLUĞUNA BAĞLI DEPRESYON
Bu tür depresyonda genelde ortaya çıkarıcı bir neden vardır. Sıklıkla yeni
bir duruma uyum sağlamak gerektiğinde ortaya çıkar. Yaşam değişikliklerle
doludur ve çoğumuz sık sık değişen durumlara ayak uydurmak zorunda kalırız.
Örneğin yeni bir şehire taşınmak, yeni evlenmiş olmak, yeni boşanmış olmak
veya yeni bir işe başlamak gibi olaylar kişinin sosyal çevre ve konumunu
değiştiren olaylardır. Bu değişiklikler hayatımızı önemli ölçüde etkiler
ve bazen bu değişiklikler üstesinden gelelmediğimiz bir gerginliğe sebep
olabilir. Bazen mücadele gücümüzün tükendiğini hissederiz. Bu dönemde
depresyon ortaya çıkabilir ve bu da uyumumuzu daha çok bozan bir tablo
ortaya çıkarır. Bu dönemde tıbbi destek alma işe yarayabilir. Belki var
olan sorunları ortadan kaldırmayacaktır ama kişi eski mücadele gücünü
kazanarak sorunları ile daha iyi baş edebilir hale gelecektir.
YAS DURUMUNA
BAĞLI DEPRESYON
Günlük yaşantıda birşeylerin veya birilerinin kaybında bir yas süreci
gelişir. Bu süreçte uykusuzluk, iştahsızlık, üzüntü, öfkelenme, kaybedilen
kişi ile ilgili yoğun ve karışık düşünceler başlangıçta ortaya çıkan
normal tepkilerdir. Zamanla bu duygu ve davranışların azalmasını ve
kaybolmasını bekleriz. Zaman içinde bu belirtiler azalmıyor veya
belirtilerde artma meydana geliyorsa normal olarak kabul edilemez
değerlendirilmesi gerekir. Bir yakınımızı kaybettiğimizde üzüntü bir yıl
devam edebilir, sevgiliden ayrılma durumunda bir kaç hafta veya ay
üzülebiliriz. Ancak zaman uzuyorsa bu normal bir yas süreci değildir. Bu
dönemde depresyondan şüphelenmek ve araştırmak gerekir. Bir de zamana
bağlı olmaksızın şiddetli yas tepkisi olabilir. Bu durumda normal kabul
edilemez. Örneğin yakınını kaybeden bir kişi günlerce yataktan çıkmıyor,
yemek yemiyor kendisini öldüreceğini söylüyorsa bunun normal olmadığını
söylemek için bir yıl beklemek gerekmez, hemen doktora başvurmalıdır.
Depresyon ve yas birbirlerine çok benzerler ancak yas durumunda kişinin
kendine olan saygısı genelde kaybolmaz ve intihar düşüncesi genelde yoktur.
Yas sürecinin ne zaman bittiğine ve depresyon olup olmadığına dikkat etmek
gerekir.
DİĞER
DEPRESYONLAR
Yukarıda anlatılan depresyonlardan başka iki uçlu mizaç bozukluğunda, uzun
süredir devam eden hastalıklara bağlı olarak veya kullanılan ilaçlara
bağlı olarak depresyon gelişebilir. Bazı ruhsal hastalıklar da depresyonla
sıklıkla bir arada olabilir örneğin anksiyete bozukluğu olan hastalarda
sıklıkla depresyon da vardır. Yine bazı psikiyatrik hastalıkları takiben
depresyon olabilir, örneğin geçirilmiş şizofreni atağından sonra depresyon
gelişebilir. Bütün depresyonları ayrı ayrı anlatmak yer ve zaman açısından
mümkün değildir. Neden ne olursa olsun ortaya çıkan belirtiler genelde
aynıdır.
Popülermedikal.com