DEPRESYONUN NEDENLERİ NELERDİR?
Depresyonun nedeni tam olarak bilinememektedir. Neden olabilecek faktörler üç başlık altında toplanmaktadır:
Biyolojik etkenler
Genetik etkenler
Psikososyal etkenler
Aslında gruplanan bu etkenler birbirinden tamamı ile bağımsız
değildir.Hepsinin birbiri ile ilişkisi vardır.
Biyolojik
faktörler:
Yapılan araştırmalarda beyin hücrelerinde mevcut olan biyojenik aminlerin
(homovalinik asit, 5-0H indol asetik asit, vb.) depresyon hastalarının kan,
idrar ve beyin sıvılarında bulunan miktarlarının normal değerlerin dışında
olduğu görülmüştür. Özellikle norepinefrin ve serotonin olarak
adlandırılan nörotransmitterlerin üretim, salınım, geri alım vb.
metabolizmalarında bozukluk ile depresyon ve diğer duygulanım
bozukluklarının ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu konuda yapılan hayvan
araştırmalarında bu maddelerin metabolizmalarını düzenleyen ilaçların
kullanımı ile hayvanlarda depresyon semptomlarının bir süre sonra ortadan
kalktığı görülmüştür. Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar da bu
maddelerin metabolizmalarını düzeltmeye yöneliktir.
Bu maddelerden başka vücutta değişik organlardan salınan hormonlar da
depresyon oluşumunda rol oynar. Örneğin böbrek üstü bezi, tiroid bezi veya
hipofizden salgılanan hormonlar depresyon oluşumuna katkı sağladığı gibi
bunların anormal olması durumunda ilaç tedavisi ile depresyon
düzelmeyebilir. Bazı durumlarda bu hormonları düzenleyen ilaçları da
tedaviye eklenmesi gerekebilir.
Uyku düzeninin bozulması veya bağışıklık sisteminin de depresyona yol
açtığını öne süren çalışmalar vardır. Ancak bu konular henüz kesinlik
kazanmamıştır.
Genetik
faktörler:
Depresyonda genetik yatkınlığın olduğu herkesçe kabul edilen bir gerçektir.
Ancak bu konu biraz karışıktır. Bazı hastalarda genetik yatkınlık
olmaksızın çevresel faktörler depresyon yaratabilmektedir. Aile
araştırmalarında ağır depresyonu olan kişilerin birinci derece
yakınlarında depresyon normal topluma göre iki üç kat fazla görülmektedir.
Yine tek yumurta ikizlerinde birinin depresyon geçirmesi durumunda
diğerinin hastalanma oranı % 50 dir. Bu çalışmalar da depresyona genetik
yatkınlığın olduğunu göstermektedir.
Psikososyal
etkenler:
Araştırmalar stresli yaşam olaylarının genelde depresyonun ilk kez ortaya
çıkışında etkili olduğunu daha sonra görülen ataklarla bir ilişkisinin
bulunmadığını ortaya koymuştur. Öne sürülen teoriye göre ilk atağa eşlik
eden stres beyinde kalıcı değişiklikler yapmakta ve bu da hastalığın
tekrarlamsına yol açmaktadır. Zaman içinde stres yaratan durum ortadan
kalksa da hastalık kendiliğinden tekrar ortaya çıkabilmektedir. Küçük
yaşta anne ve babasını kaybedenlerde yaşamın ileri yıllarında depresyon
ortaya çıkma şansı fazladır. Eşini kaybeden kişilerde depresyon ortaya
çıkma oranı en fazladır.
Aile içinde sorunlar olması direk depresyona yol açmasa da iyileşme
süresini ve hastalık sonrası hastanın uyumunu etkiler.
Depresyona yol açan direk bir hastalık öncesi kişilik tanımlanamamıştır.
Belli durumlar ortaya çıktığında herkes depresyona girebilir. Stres
yaratan durum kişiye göre değişmektedir.Sizi hiç etkilemeyen bir durum bir
başkasında ağır stres yaratabilir. Kişinin benlik saygısını zedeleyen
durumlar en çok depresyona yol açan stresörlerdir. Psikanalistler
depresyonu farklı dinamiklerle anlatmaktadır. Onlara göre genelde
kendisinden beklentisi yüksek olan ve ideallerini gerçekleştirememiş
insanlarda depresyon fazladır,bu kişiler kendi isteklerini
gerçekleştirmekten ziyade başkalarını mutlu etmeye çalışırlar veya
hayattan beklentileri fazladır ve bunu gerçekleştiremeyeceklerini
anlamışlardır. Öğrenilmiş çaresizlik teorisine göre kişi hayatının
kontrolünü kaybettiğinde depresyona girer. Yine kişinin hayata kötümser
bakması, kendisinin hep olumsuz yönlerini görmesi, yaşamış olduğu
tecrübelerini hep olumsuz olarak değerlendirmesi depresyon geçiren
kişilerde sık görülen özelliklerdir.
Populermedikal.com