ÖFKE
O sizi kontrol edeceğine siz onu kontrol edin*
Kızgınlık
İster anlık ve geçici, isterse köpürmüş ve yıkıcı olsun, hepimiz
kızgınlığın ve öfkenin ne olduğunu çok iyi biliriz.
Kızgınlık tümüyle normal ve genellikle de sağlıklı bir insani duygudur.
Ama kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüştüğünde, okul ya da iş
hayatınızda, kişisel ilişkilerinizde ve genel yaşam kalitenizde sorunlara
yol açar. Kendinizi, kontrol edemediğiniz, ne zaman ortaya çıkacağını
bilemediğiniz güçlü bir duygunun kölesi olmuş gibi hissedersiniz. Bu
broşürün amacı sizin bu duyguyu daha iyi tanıyıp anlamanızı ve dolayısıyla
kontrolü ele geçirmenizi sağlamaya yardımcı olmaktır.
Kızgınlık
Duygusu Nasıl Bir Şeydir?
Kızgınlığın doğası
Kızgınlık, çok hafif bir rahatsızlıktan yoğun bir öfke ve hiddete kadar
değişen yoğunta yaşanan bir duygudur. Diğer duygular gibi, fizyolojik ve
biyolojik değişmelerle birlikte yaşanır. Kızdığınız zaman kalbinizin
atışları hızlanır, soluk alıp verişlerinizde artış gözlenir, tansiyonunuz
çıkar, daha çok salgılanan adrenalin ve noradrenalin hormonlarına bağlı
olarak enerjinizde bir artış olur.
Kızgınlık hem dışsal hem de içsel bazı olaylarla ortaya çıkar. Arkadaşınız,
anneniz, kardeşiniz, sokaktaki bir adam, öğretmeniniz vb. belli bir insana
kızabileceğiniz gibi; trafik sıkışıklığı, iptal edilen bir randevu, vb.
gibi bir olaya da kızabilirsiniz. Kızgınlığınızın ortaya çıkmasından kendi
kişisel sorunlarınızla ilgili kuruntularınız sorumlu olabileceği gibi,
daha önceleri başınızdan geçmiş ve sizi öfkelendirmiş, travmatik bazı
olayların anıları da sorumlu olabilir.
Kızgınlığın ifadesi
Kızgınlık doğada sadece insanlarda varolan bir duygu değildir. Pek çok
hayvan türünde de kızgınlık olduğu düşünülen duyguları gözlemek mümkündür.
Kızgınlığı ifade etmenin en doğal ve içgüdüsel yolu saldırganlıktır.
Kızgınlık, canlı organizmanın varlığını tehdit eden olaylara gösterdiği
doğal bir tepkidir. Bu duygu, organizmaya saldırıldığı zaman, kendisini
savunmasına ve savaşmasına yardımcı olacak güçlü fizyolojik, duygusal ve
davranışsal tepkilerin ortaya çıkmasını sağlar. Bu nedenlerle, belli
düzeydeki bir kızgınlık duygusu varoluş için gereklidir.
Ancak, büyük gruplar içinde ve belli bir uygarlık düzeyinde yaşamayı seçen
insanlar için, kendilerini kızdıran her nesne ya da kişiye, fiziksel
olarak saldırmak işlevsel değildir. Kanunlar, sosyal normlar, kurallar ve
sağduyumuz, kızgınlık duygumuzu nereye kadar götüreceğimiz konusunda
önümüze sınırlar koymaktadır.
İnsanlar kızgınlık duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz
bazı yollar kullanırlar. Bu yolları üç ana başlık altında toplamak
mümkündür: İfade etme, bastırma, sakinleştirme.
Kızgınlık duygularınızı saldırganlıkla değil de kendinizi (düşünce ve
duygularınızı yansıtacak şekilde) ortaya koyacak şekilde ifade etmek,
bunlar içinde en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için, istediklerinizin
ne olduğunun farkına varmalı, bunları açık ve karşınızdakini incitmeyecek
bir şekilde aktarabilmeyi öğrenmelisiniz.
Kendini ortaya koyabilmek, diğer deyişle düşünce ve duygularınızı
karşınızdakine açık, dolaysız bir şekilde aktarabilmek, saldırganlıktan,
ısrarcılıktan, tacizkàrlıktan, aşırı talepkàrlıktan çok farklı bir
davranıştır. Kendini açıkça ortaya koyabilmek demek, kendinize ve
karşınızdakine saygılı olabilmek demektir.
İkinci yol, kızgınlığın bastırılıp, daha sonra olumlu duygulara ya da
başka yöne yönlendirilmesidir. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu
düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu birşeylere
yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Amaç, kişinin
kızgınlığını ketleyip bastırması ve daha yapıcı davranışlara
dönüştürmesidir. Bazan işe yarasa da kızgınlık duygularına sürekli olarak
bu şekilde yaklaşmak, çok sağlıklı olmayabilir. Bu yaklaşımdaki tehlike
şudur: eğer açık bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu
kişinin kendine döner ve hipertansiyon, psikosomatik rahatsızlıklar (ülserler,
allerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.
İfade edilemeyen kızgınlık başka sorunlara da yol açabilir. Bunlardan biri
bu duygunun dolaylı, pasif agresif yollarla (çeşitli yollarla intikam
alma, zıtlaşma vb.) ifade edilmesi ya da sürekli olarak alay eden,
düşmanca bir kişilik geliştirilmesidir. Diğerlerini sürekli olarak
aşağılayan, herşeyi eleştiren ve alaycı ifadeleri sıkça kullanan kişilerin,
kızgınlıklarını yapıcı bir şekilde ifade etmeyi öğrenmedikleri düşünülür.
Bu tür kişilerin kişilerarası ilişkilerde çok başarılı olamamalarına
hayret etmemek gerekir.
Kızgınlık yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü
seçeneğinizdir. Bu da sadece dışsal davranışlarınızı değil, içsel
tepkilerinizi de kontrol edebilmeniz anlamındadır. Yani nefes alıp
verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik
olarak sakinleştirip, içinizdeki kızgınlık duygusunu hafifletir,
katlanılabilir hale getirebilirsiniz.
Bu tekniklerin hiçbiri işe yaramıyorsa o zaman birilerinin ya da
birşeylerin canı yanacak demektir.
Kızgınlık ve Öfkenin Yönetimi
Kızgınlık yönetimi tekniklerinin amacı, kızgınlığın ve öfkenin yol açtığı
duygusal ve fizyolojik tepkileri azaltabilmektir. Sizde kızgınlığa yol
açan insanları, olayları yok edemezsiniz; onlardan kaçınamazsınız; onları
değiştiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey bu insanlar ya da olaylar
karşısında gösterdiğiniz içsel ve dışsal tepkilerinizi kontrol edebilmek,
onları yapıcı bir şekilde yönetebilmektir.
Çok mu kızgınsınız?
Kızgınlık duygularınızın yoğunluğunu, kızgınlığa ne kadar yatkın
olduğunuzu ve ne kadar iyi yönettiğinizi ölçen çeşitli psikolojik testler
vardır. Ama bu duyguyla ilişkili bir sorununuz varsa, siz büyük bir
olasılıkla zaten bunun farkındasınızdır. Eğer zaman zaman kontrolü
kaybettiğiniz oluyorsa ya da kaybedeceğinizden korkuyorsanız, bu
duygularınızla daha yapıcı bir şekilde başa çıkmak için yollar aramak
üzere bir profesyonelden yardım isteyebilirsiniz.
Neden bazı insanlar diğerlerinden daha çok
kızgındır?
Kızgınlığın yönetimi konusunda uzman olan psikologlara göre, bazı
insanların “kafasının tası” diğerlerine kıyasla daha çabuk atmaktadır.
Bunlar ortalama bir insandan daha kolay kızar ve bu duyguyu daha yoğun
yaşarlar. Diğerleri ise kızgınlıklarını pek öyle gürültülü ve dramatik
şekillerde göstermeseler de, her zaman sinirli ve terstirler. Kolayca
kızan kişiler her zaman öyle bağırıp, küfretmez, eşya fırlatmazlar.
Bazılarının kızgınlık ifadeleri ise, içine kapanmak, surat asmak ya da
fiziksel olarak hasta olmaktır.
Kolayca kızan insanların engellenmeye karşı toleransları genellikle çok
düşüktür. Bu kişiler kendilerinin engellenmeye, rahatsız edilmeye ya da
sinirlendirilmeye maruz bırakılmamaları gerektiğini düşünen kişilerdir.
Olayları olduğu gibi kabullenmekte güçlük çekmektedirler. Başlarına gelen,
örneğin küçük bir hatalarının düzeltilmesi gibi, basit bir olayı bile
kendilerine bir haksızlık yapılmış gibi algılarlar.
Bu insanlar neden böyledir? Bunun pek çok nedeni vardır. Nedenlerden biri
genetik ya da fizyolojik olabilir. Bazı çocukların daha doğuştan sinirli,
alıngan ve kolayca kızabilen bir yapıda olduklarına ilişkin kanıtlar
vardır. Diğer neden de sosyokültürel olabilir. Kızgınlık genellikle
olumsuz bir duygu olarak kabul edilmektedir. Daha küçük yaşlardan itibaren
bize, kaygımızı, üzüntümüzü ya da diğer duygularımızı ifade etmemizin
uygun olduğu, ancak kızgınlık ifadesinin “ayıp” ya da “günah” olduğu
mesajı verilmektedir. Sonuçta, bu duygumuzla nasıl başa çıkabileceğimiz ve
nasıl yapıcı bir şekilde yönlendireceğimiz, bize öğretilmemiştir.
Araştırmalar bunda aile yapısının da önemli olduğunu göstermiştir. Kolayca
kızan kişilerin tipik olarak kavgacı, dengesiz, düzensiz ve duygusal
iletişim becerisi olmayan ailelerden geldikleri gözlenmiştir.
Öfkemizi boşaltmak iyi midir?
Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu
göstermişlerdir. Bazı insanlar bu inancı, diğer kişileri incitmek için
verilmiş bir onay gibi algılamaktadırlar. Araştırmalar, kızgınlık
duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok
arttırdığını ve sorunu çözmek için hiç bir yararı olmadığını
göstermektedir. Onun için en iyisi, kızgınlığınızı neyin tetiklediğini
bulmanız ve kendinizi öfkeyle kaybetmeden, bu nedenlerle başa
çıkabileceğiniz stratejileri geliştirmektir.
Hangi
Stratejiler Öfkenizin Taşmasını Önler?
Gevşeme:
Derin derin nefes alma, sakinleştirici durum ve manzaraları zihnimizde
hayal ederek canlandırma gibi teknikler, kızgınlık ve öfkemizi
yatıştırmamızda ve sakinleşmemizde yardımcı olurlar. Bu gevşeme
tekniklerini öğrenebileceğiniz kitaplar, kasetler ya da dersler
bulabilirsiniz. Bunları bir kez öğrendiniz mi her durumda
kullanabilirsiniz. Eğer çabuk parlayan kişilerden oluşan bir ilişki
içindeyseniz, bu teknikleri ilişkideki tüm tarafların öğrenmesinde yarar
vardır.
Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlardır:
Diyaframınızdan derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız
sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız
şişmelidir.
Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar “Gevşe!” ya da
“Sakin ol!” diyerek telkinde bulunun.
Belleğinizden çağırarak ya da hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da
ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın.
Kendinizi zorlamayacağınız, yavaşça yapılan Yoga-türü egzersizlerle
kaslarınızı gevşetmeye çalışın.
Bu teknikleri hergün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra
karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.
Bilişsel Yeniden Yapılandırma
Bu strateji en basit anlamıyla düşünme tarzınızı değiştirmek demektir.
Kızgın insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme
eğilimindedirler. Kızgın olduğunuz zaman genellikle düşünceleriniz gerçeği
yansıtmaktan çok, olayların abartılmış ve çarpıtılmış bir şekilde
algılandığını yansıtır. Bu tür düşünceleri farkedin ve yerine daha
mantıklı olanları yerleştirin. Örneğin kendi kendinize, “Eyvah, şimdi
herşeyi mahvetti!” gibi bir şeyler söylemek yerine, “Evet! Çok can sıkıcı
bir olay. Neden kızdığımı çok iyi anlıyorum. Ama dünyanın sonu değil ve
buna şimdi öfkeleniyor olmam bu olayı olmamış hale getirmeyecek.”
diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin.
Kızgınlığınızın hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.
Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına
hazırlayan, “asla!” ya da “her zaman” gibi sözcükleri zihninizde
yakalamaya çalışın. “Bu asansör asla çalışmaz!” ya da “Her zaman telefon
etmeyi unutursun!” gibi cümleler sadece hatalı değildir; aynı zamanda,
kızgınlık duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar ve siz
durumla ilgili yargıyı vermiş olduğunuzdan, problemin çözümüne de katkıda
bulunmaz.
Örneğin, randevularına sürekli olarak geç gelen bir arkadaşınız olduğunu
düşünelim. Hemen saldırmaya kalkmayın. Bunun yerine, neyi elde etmek
istediğinizi, amacınızı düşünün. Sizin asıl istediğiniz arkadaşınızın
randevuya sizinle aynı saatte gelmesi değil mi? O halde, “Her zaman geç
kalırsın! Tanıdığım en sorumsuz ve làkayt kişisin!” gibi yargılardan
kaçının. Bu tür cümleler sadece arkadaşınızı incitmeye ve onun da
kızmasına yol açacaktır.
Eğer bu arkadaşınız sizin için önemliyse, problemin ne olduğunu ortaya
koyun ve her ikiniz için de işe yarayacak bir çözüm yolu bulmaya çalışın.
Ya da sorunu kendi kontrolünüze alıp, örneğin randevunuzu yarım saat öne
alın, böylece arkadaşınızı bir parça atlatmış bile olsanız oraya zamanında
gelecektir. Sonuçta problem çözülecek ve arkadaşlığınız devam edecektir.
Kendinize öfkelenmenin hiçbir şeyi çözmeyeceğini, kendinizi daha iyi
hissetmenize yardımcı olmayacağını, hatta daha da kötü hissedebileceğinizi
hatırlayın.
Mantık öfkeyi yener, çünkü öfke haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk
mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde
mantığınıza sığının. Kendinize “Tüm dünyanın size kazık atmaya
çalışmadığını” hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş ve çıkışlarından
bazılarını yaşadığınızı düşünün. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı
her zaman, bu yönteme başvurun. Daha dengeli bir bakış açısını
yakalamanıza yardımcı olacaktır.
Öfkeli insanlar her şeyi talepkar bir şekilde isterler, diğer deyişle
kendilerine hak görürler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul,
onay, vb. için de böyle. Herkesin bu değerlere ihtiyacı vardır. Elde
edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın
ve öfkeli insanlar, bunları talep ederler. Talepleri karşılanmayınca,
hayal kırıklıkları engellenme duygusuna, o da kızgınlık ve öfkeye gider.
Bu insanlar, düşünceleri üzerinde çalışıp onları yeniden yapılandırırken,
bu talepkàr özelliklerinin farkına varmalı ve “beklentileri”ni, “arzular”a
dönüştürmelidirler. Diğer deyişle, istediği herhangi bir şey için, “Bana
verilmeli” ya da “Benim olmalı” demek yerine, “Bana verilmesini isterdim.”
diye düşünmenin daha sağlıklı olduğunu görmelidirler. İstediğinizi elde
edemeyince kuşkusuz engellenme, hayal kırıklığı, incinmişlik gibi
kesinlikle normal duygular hissedebilirsiniz. Ama bu duyguların içinde
kızgınlık ve öfke olmamalıdır. Bazı kızgın insanlar bu duygularını,
incinmişliğin acısından kaçınmak için kullanmaktadırlar, ama bu duygular,
eninde sonunda o acıyı duymalarını engellemez.
Problemi çözme
Bazen kızgınlık ve engellenmişlik duygularımız yaşamımızdaki gerçek ve
kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. “Her problemin bir çözümü
vardır.” şeklindeki kültürel inançlarımız da, çözümü bulamadığımız zaman
bu engellenmişlik duygularını artırır. Kızgınlık duyguları böyle
zamanlarda bu zorluklar karşısında yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır.
Böyle durumlardaki en yararlı tutum, önce durumu değiştirip
değiştiremeyeceğimizi araştırmaktır. Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm
yolları araştırılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm üzerinde
odaklaşmak yerine, en iyi strateji, sorunla yüzleşmektir.
Bir plan yapın ve hedefe ne kadar ulaştığınızı gözleyin. (Planlama
konusunda sorunu olanlar, “zaman yönetimi” gibi konularda profesyonel
yardım alabilirler.) Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama,
yanıtları hemen bulamıyor, sonuca hemen ulaşamıyorsanız, kendinizi
cezalandırmayın. Eğer soruna iyi niyetle yaklaşır, çabalar ve yüzleşme
konusunda elinizden geleni yaparsanız, hemen çözülememesi durumunda, “ya
hep ya hiç” tarzı düşünmezsiniz. Sabrınızın taşma ihtimali de daha
düşüktür.
Daha iyi iletişim
Kızgın ve öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları
yönünde de davranma eğilimindedirler. Bu yargılar da bazen çok gerçek dışı
olabilmektedir. Eğer çok elektrikli bir tartışma içine girdiyseniz, ilk
yapacağınız şey yavaşlayıp gösterdiğiniz tepkileri gözlemek olmalıdır.
Aklınıza gelen ilk şeyi söylemeyin, yavaşlayın ve asıl söylemek
istediğinizi düşünün. Aynı anda karşınızdakinin de söylediklerini duymaya
ve anlamaya çalışın. Hemen cevap vermeyin.
Kızgınlığınızın altında ne yattığını da anlamaya çalışın. Örneğin, arada
sırada yalnız kalmak ya da biraz daha fazla özgürlük istiyorsunuz. Ama,
sizin için önemli olan o yakınınız, daha fazla yakınlık ve bağlılık
istiyor. Eğer yine sizin meşguliyetinizden yakınmaya başlarsa, onu
“gardiyanlık”la ya da “boynunuza tasma takmakla” suçlamayın.
İnsanın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi doğaldır, ama siz de
saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerine söylenenlerin altında yatanı
bulmaya, asıl söylenmek isteneni dinlemeye çalışın. Belki karşınızdakinin
asıl mesajı kendisini sevilmiyor ve ihmal ediliyor gibi hissetmesidir.
Size düşen, gerçek mesajı buluncaya kadar sabırla dayanıp, gerekli
soruları sormaktır. Ya da belki o ortamdan biraz uzaklaşıp rahatlamak
isteyebilirsiniz. Ama kendinizin ya da karşınızdakinin kızgınlık ya da
öfkesinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin. Sükúnetinizi korumanız,
durumun raydan çıkıp bir felaket olmasını engelleyecektir.
Mizah kullanın
Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunluğunun azalmasına yardımcı
olabilir. Herşeyden önce daha dengeli bir bakış açısı sağlar. Birine
öfkelenip de belli sıfatlarla etiketler takmaya başladığınızda, bir an
durun ve o insanın gerçekten o “şey” ya da “öyle” olduğunu düşünün. Bu
sahneyi gözünüzün önüne getirin. Örneğin birine, “muşmula” ya da “odun
kafalı” gibi sıfatlarla saldırdığınızda, o kişiyi gerçekten bir
muşmulaymış ya da odundan bir kafası varmış gibi hayal edin ve gündelik
işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önüne getirin. Eğer karşınızdaki
insanı benzettiğiniz şeyin ne olduğunu düşünerek kafanızda gerçekten
öyleymiş gibi bir resim çizebilirseniz, öfkenizin azalmaya başladığını
göreceksiniz. Çünkü mizah sırasında yaşanılan duygularla, öfkenin birarada
bulunması mümkün değildir.
Öfkesi çok yoğun olan davranışlarının altındaki temel mesaj, “Her şey
benim istediğim gibi olmalı!” dır. Öfkeli insanlar kendilerinin ahlaken
haklı ve doğru olduklarına inanırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da
engellenmelerine yol açan her türlü olay/durum, onlar için dayanılmaz bir
aşağılanma gibi algılanır. Kendilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları
gerektiğini düşünürler. Belki başka insanlar sıkıntı çekebilirler ama
onlar değil!
Kendinizde de buna benzer bir duyguyu yakalarsanız, kendinizi tüm
caddelerin, dükkanların, resmi dairelerin sahibi olan bir tanrı ya da
tanrıça gibi hayal edin. Tüm insanların sizin önünüzde eğildiğini,
eteğinizi öptüğünü düşünün. Bu hayali görüntülere ne kadar ayrıntı
koyarsanız, ne kadar talepkàr olduğunuzu ve ne kadar mantıkdışı
davrandığınızı o kadar iyi anlayacaksınız. Ayrıca kızdığınız durum ve
olayların gerçekte ne kadar önemsiz olduğunu da farkedeceksiniz.
Mizah kullanırken iki noktada çok dikkatli olmak gerekir. Öncelikle mizah
kullanmanın, sorunlarınızı gülerek geçiştirmek demek olmadığını, tersine
onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmeniz demek olduğunu bilmelisiniz.
İkincisi de mizah kullanayım derken, alaycı ve aşağılayıcı mizaha
başvurmaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu da sağlıksız öfke ifadesinin bir
başka yoludur.
Bu tekniklerin ortak yönü, herşeyi ve kendinizi çok fazla ciddiye almaktan
sizi alıkoymaktır. Kızgınlık ve öfke ciddi duygulardır, ama incelendiği
takdirde sizi güldürebilecek bazı düşüncelerle birlikte varolduklarını
görürsünüz.
Çevrenizi değiştirmek
Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan “şeylerin” yakın çevremizde
olduğunu farkederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır
ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile
kavrulursunuz.
Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz
saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman ayırın. Örneğin
çalışan bir anne, eve geldiğinde kendisine ayıracağı bir 15 dakikalık süre
olursa, çocuklarının isteklerine, parlamadan daha iyi yanıt verebilir.
Kendinizi rahatlatabilmek için birkaç ipucu daha
Zamanlama: Eğer sevdiğiniz kişiyle belli konuları belli saatlerde
konuşuyor ve bu konuşmalar da hep tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu tür
konuları konuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikkatsiz
oluyorsunuzdur ya da bu sadece böyle bir alışkanlık haline gelmiştir.
Kaçınma: Eğer çocuğunuzun odasındaki dağınıklık odanın önünden her geçişte
“kafanızın tasını attırıyorsa”, kapıyı kapatın. Sizi öfkelendiren şeylere
bakmaktan kendinizi alıkoyun. “Ama, öfkelenmemem için çocuğumun odasını
temiz tutması gerekir.” demeyin. Konu şu anda bu değil. Konu kendinizi
olabildiğince sakin tutabilmektir.
Alternatifler bulun: Eğer her gün işinize gittiğiniz yoldaki trafik, sizi
engellenmişlik ve öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi bir iş
edinin. Elinize bir harita alıp aynı yere farklı, belki daha uzun ama daha
rahat, manzaralı, hoş bir yoldan gitmeyi ya da evden daha erken/geç
çıkmayı deneyin.
Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz?
Eğer kızgınlık ya da öfkenizin, kontrolünüz dışındaki yoğunluklara
çıktığını düşünüyorsanız, ilişkileriniz ve hayatınızın önemli boyutları bu
duygudan etkileniyorsa, belki onu daha iyi yönetebilmek için profesyonel
birinin danışmanlığına başvurabilirsiniz.
Psikoloğunuza başvurduğunuzda ona öfke duygularınız üzerinde çalışmak
istediğinizi söyleyin. Yapmak istediğinizin sadece duygularınızı farketmek
ve ifade etmek olmadığını, aynı zamanda ifade tarzınız üzerinde de
çalışmak istediğinizi belirtin.
Yüksek düzeyde öfke yaşayan bir kişinin öfkesinin, danışmanlık
aracılığıyla 8-10 hafta içinde orta düzeye inebildiği araştırmalarla
gösterilmiştir.
Atılganlık (kendini ifade etme) eğitiminin rolü nedir?
Öfkeli kişilerin saldırgan olmak yerine atılgan olmayı öğrenmelerinin
gerektiği doğrudur. Ama bu konudaki kitapların ya da yaklaşımların çoğu,
kendilerine kızgınlık yaşama iznini vermeyen insanlar içindir. Bu tür
kişiler ortalama bir insandan daha sessiz ve pasiftirler, diğerlerinin
kendilerini sürekli olarak ezmelerine izin verirler. Öfkelerini kontrol
edemeyen kişiler genellikle bunu yapmazlar. Ama bu kitaplarda yine de
engelleyici durumlarda neler yapılabileceğine ilişkin işe yarayabilecek
bazı ipuçları bulunabilir.
Unutmayın kızgınlığı yok edemezsiniz, edebilseniz bile bu çok iyi bir
fikir olmayacaktır. Tüm çabalarınıza rağmen sizi kızdıracak olaylar
olacaktır. Yaşam her zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla ve diğer
insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır. Bunu
değiştiremezsiniz. Ama bu olayların sizi etkileme biçimini
değiştirebilirsiniz. Kızgınlık ve öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun
vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz.