ÇOCUKTA UYUŞTURUCU MADDE KULLANIMINI ÖNLEMEK İÇİN
A. ÇOCUK VE GENCE ÖRNEK OLMA
Çocukların hergün karşı karşıya kaldıkları anne baba tutum, davranış ve
ilişki biçimlerinin; onların eğitiminde çok önemli bir rol oynadığı
bilinmektedir. Aile ilişkileri, çocuklar için, davranış biçimleri ve insan
ilişkilerinin öğrenildiği bir sahne oluşturmaktadır. Madde kullanım
konusunda da, benzer mekanizma işlenmekte olup; çocuklar, anne babanın
maddeler konusundaki tutum ve davranışlarını gözlemlemekte ve benzer
şeyleri uygulamaktadır. Toplumda, anne baba başta olmak üzere, öğretmenler
ve diğer etkili yetişkinlerin madde kullanımı konusundaki tutum ve
davranışları; çocuk ve gençler için çoğu kez kavram karmaşası
yaratmaktadır. Çocuk ve gençler, zararlı etkisi kesin olarak kanıtlanmış
olan sigara ve alkol gibi maddelerin, neden erişkinler tarafından
kullanıldıklarını tam olarak kavrayamamakta; kendilerinin de bu ve buna
benzer maddeleri kullanabileceği düşüncesi oluşmaktadır. Anne babalar, her
ne kadar, çocuk ve gençleri bağımlılık yapan maddeler konusunda uyarsa da;
kendi sergiledikleri davranış modelleri, mantıklı
uyarılarından çok daha etkin olmaktadır. Bu nedenle, anne babaların,
kendilerinin kullanımı konusundaki tutum ve davranışlarının nasıl olduğunu
irdelemeleri gerekir. Örneğin alkol, sigara, ilaç kullanımı konularında bu
maddeleri kullanma nedenleri, sıklıkları, bu maddelere gereksinimleri,
kullanıp-bırakma paternleri, bu alandaki güçlülük ve zayıflıkları gibi
özelliklerin hepsi önem taşımaktadır. Çocuklar, anne babanın
davranışlarını görerek öğrenir, anne-babanın birbirlerine olan tutum ve
davranışlarını da kendilerine örnek alır, sorunların çözümünde anne
babanın davranışlarını kopya ederler.
B. AİLE İÇİ EĞİTİM
Eşler arasındaki ilişkilerin her zaman çok pürüzsüz olması beklenemez.
Zaman zaman sürtüşme, anlaşmazlık ve tartışmalar da olması doğaldır.
Önemli olan, anlaşmazlıklar karşısında, eşlerin olaya yaklaşımları,
birbirlerine karşı davranışları ve çözüme ulaşmada izlenen yolların nasıl
olduğudur. Anlaşmazlıklarda eşlerin karşılıklı oturup konuşabilmesi, her
iki tarafın da kabullenebileceği bir çözüm yolu bulabilme becerisi önem
taşımaktadır. Hiç sorun yokmuş casına olayları görmezden gelip sahte bir
uyum içinde yaşıyor olmak, hep birinin boyun eğmek zorunda sağlıksız bir
ilişki biçimini sürdürmek, sorunların çözümünde çocuklara sarılmak ya da
çatışmayı onların üzerine yansıtmak sağlıksız iletişim modelleridir.
Çocukların eğitiminde eşlerin beklentileri, istekleri, rolleri,
sorumlulukları, nlendirmeleri, eğitime yaklaşım biçimleri kuşkusuz
birbiriyle tümüyle aynı paralelde olmayabilir. Ancak, temel konulardaki
eğitim anlayışında, tutarlı ve uyumlu bir birlikteliğin sağlanması
çocuklar adına önem taşımaktadır.
C. ÖZGÜR, BAĞIMSIZ, SORUMLU, SINIRLARINI BİLEN,
GÜVENLİ ÇOCUK YETİŞTİRME:
Madde bağımlılığı tehlikesi ile ilgili olarak anne babaların bilmesi
gereken önemli özelliklerden biri; çocukları ve gençleri bağımsız olarak
yetiştirebilmenin, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek en önemli
etkenlerden biri olduğudur.
Maddeler, ancak kullanıldığında bağımlılık yaratırlar. Bağımlılık yapan
maddelerin tümü ortadan kaldırılması mümkün olmayacağına göre; kişinin bu
maddeleri kullanmama gücünün gelişmiş olması en temel özellik gibi
görünmektedir. Kişinin madde kullanması için, maddeye hayır deme gücünün
olmaması ve madde kullanımı konusunda önceden istekli olması gerekir. Bir
başka deyişle, maddeye hayır diyemeyen ve kendisiyle ilgili sorumluluk
duygusu yeterince gelişmemiş olan kişilerde maddeye alışma tehlikesi çok
daha fazla olduğu söylenebilir.
Çocuklara sorumluluk duygusunu verebilmek, onları madde bağımlılığından
uzak tutabilecek en önemli unsurdur.
Çocukları bağımsız olarak yetiştirmenin ne olduğu; onlara güven ve
bağımsızlık duygusunu kazandıran bir eğitim yaklaşımının nasıl olacağı
soruları hep akla gelmektedir.
Bunu anlayabilmek için, çocukların, kendilerine özgübir özgürlük ve
serbestlikleri olması; ancak her şeyde olduğu gibi, bu özgürlüğünde
sınırlarının iyi tanımlanması gerektiği bilinmelidir.
Çocukların kendilerine güvenebilmeleri, kişilik sahibi olabilmeleri için
yalnız başlarına, anne-babasız hareket edebilecekleri alanlara gereksim
bulunmaktadır. Anne-babaya düşen görev, çocuklarına bu serbest alanda yol
göstermek; ancak bu serbestliğin sınırlarını da açık olarak belirlemektir.
Bu nedenle; çocukların belirli konularda; yaşlarına uygun olarak ve kendi
başlarına serbest hareket edebilmeleri, onların kendi davranışlarını
kontrol edebilmeleri için çok önemlidir.
Çocuk kendi başına bir karar verdiğinde; bu kararın kendi yaşamı
üzerindeki etkileri konusunda bir sorumluluk alacak ve belli oranda bir
riske girecektir. Bu risk ona ağır gelse bile, sonuçta kendisine bazı
deneyimler kazandıracaktır. Kendi verdiği kararlar sonucu çocuğun olumlu
şeyler elde etmesi, ona verdiği kararın doğru olduğunu öğrenecek; olumsuz
şeyler yaşaması ise, bu deneyimin ona daha sonraki denemeler için katkıda
bulunmasına sağlayacaktır. Bu deneyimler sonuçta, çocukta güven ve
sorumluluk duygusunun gelişmesinde önemli adımlar olarak düşünülmektedir.
Bağımsızlık ve kişisel sorumluluk ancak uzun zaman süreci içinde, yavaş
yavaş ve alıştırmalarla verilebilir.
Hangi yaşta olursa olsun, herkesin belirli sınırlara gereksinimi vardır.
Hem toplumsal yaşantıda uyumlu olabilmek, hem kişisel iç huzuru ve dengeyi
sağlayabilmek için; kişinin belirli sınırlarının olmasına gerek vardır. Bu
sınırlar, kişisel bütünlüğü koruyabilmek ve başkalarıyla iletişimde açık
ve net olabilmek için de gereklidir. Bu sınırlar aynı zamanda, kişinin
kendini hangi alanlarda ve nereye kadar geliştirebileceğinin da bir ölçüsü
gibi düşünülebilir. Çocukların sınırları, önce anne baba olmak üzere çevre
ve toplum tarafından belirlenmektedir. Aile, okul, meslek eğitimi, maddi
durum, ev
durumu gibi aileye değişen etkenler yanı sıra; alienin çocuk yetiştirme
biçimleri, tüm alanlarıyla eğitim ve öğretim, toplumdaki sosyal ve
kültürel değer yargıları da bu sınırların belirlenmesinde çok önem taşıyan
değişkenlerdir.
Çocukların sınırlarının nasıl ve ne oranda olması gerektiği aile
tarafından belirlenirken; kuşkusuz, çocuğun kendinden getirdiği yaratılış
özellikleri de bunda etkili olmaktadır.
Daha bebeklikten başlayan bu sınırlar, çocuğun gereksinimleri ve ailenin
tutumuna göre, her yaş için farklı düzey ve biçimde olmak üzere yeniden
ayarlanmalıdır.
Çocuk ve gencin sınırları; “esnek ama gevşek değil”, “belirli ama katı
değil”, “ tutarlı ama değişmez değil”, “yaptırımı olan ama zorlayıcı değil”
nitelikte olmalıdır. Kuşkusuz, bu sınırların belirlenmesine, çocuk ve
gencin gereksinimleri, beklentileri, dilekleri de önemsenmeli; gelişen
topluma göre güncel değerler göz önüne alınmalı; çocuk ve gencin de bu
oluşumda payının olmasına dikkat edilmelidir. Çocuğa belirlenen sınırların
çok geniş ve gevşek olması; bir anlamda “sınır olmaması” anlamına
gelmektedir. Bu durumda çocuk ve genç, gerçek yaşamda neyi, ne zaman,
nerede, nasıl yapacağını öğrenmemekte; davranışlarını ayarlama ve kontrol
edebilmeyi becerememekte; gerçek yaşamdaki ilişkileri
tam anlamıyla kavrayamamakta; insanlarla ve toplumla olan ilişkilerini
ayarlayamamakta; kendi sınırlarının nerede bittiği ve başkalarının
özğürlüğünün nerede başladığını kestirememekte; sosyal uyum ve iletişimde
ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Bunun tersine, çocuğa gereksiz engellemeler ve yasaklardan oluşan bir
sınır belirlenmesi; “çocuğun kişiliğinin aşırı sınırlanması” demektir. Bu
durum, çocuk ve gencin yaşam becerilerinin gelişmesinde engelleyici rol
oynamakta; güvensizlik, karamsarlık ve kuşku duyguları ve bunların neden
olduğu yeni psikososyal sorunlara yol açmaktadır.
Sınır ve sorumlulukların kesin olarak belirlenmediği, anne baba arasında
belirgin tutum farklılıkları olduğu, aynı konuda farlı zamanlarda farklı
sınırların söz konusu olduğu durumlar; “belirsizlik, tutarsızlık ve
güvenilmezlik” olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir durumda, çocuk ve
genci, kendi davranışlarını ayarlama, karar verme ve sorumluluk almada
sorun yaşamasına neden olacaktır.
Anne babalar için önemli cümleler:
Çocuk ve genç,
Duygusal açıdan Sevgi, ilgi, yakınlık, onaylama, Saygı görme, önem verilme,
Övgü alma, cesaretlendirme, kendini özgürce anlatabilme, Belli sınırlar
içinde bağımsız davranabilme, Sağlıklı bir ortamda büyüyüp gelişme, Uygun
biçimde eğitilme,
Umut ve beklentilerinin desteklenmesini ister.
Çocuk ve genç
Anne baba davranışlarını görerek öğrenir,
Anne babayı kendine örnek alıp taklit eder,
Anne babanın birbirlerine karşı davranışlarını gözler,
Sorun çözümünde anne babadan gördüklerini yapar.
Çocuk ve genç,
Anne babanın ona zaman ayırmasına gereksinim duyar,
Ailede olumsuz ilişkiler varsa onarılmasını ister,
Sorumlulukları üstlenmede yol gösterilme ve destek arar.
Çocuk ve genç,
Çocuk ve gence sorumluluk duygusunu verilmelidir,
Çünkü, sorumluluk duygusu madde bağımlılığından uzak olabilmede önemli bir
unsurdur.
Anne babanın, çocuk eğitiminde unutmaması gereken bazı cümleler, madde
kullanımı konusunda da geçerli olup (yukarıda); yaklaşımın da dikkate
alınmaları gereken bazı cümleler vardır.(aşağıda).
Alkol/Madde Kullanan Kişiyi Tedaviye Yönlendirmede Temel Yaklaşım
Tedaviye Yönlendirmede Temel Yaklaşımlar
Alkol/Madde kullanan kişi, sorunun varlığını inkar etme eğilimindedir.
Bir şey söylemek yerine, aktif biçimde çok iyi dinlemek Alkol/Maddenin,
kişinin
yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerinin neler olduğunu farketmesini sağlamak,
Tartışmadan kaçınmak,Yargılamamak, Kendine güvenmesini sağlamaya çalışmak,
Onu olduğu gibi kabul etmek, Alkol/Madde kullanımıyla ilgili sorunların
sorumluluğunu ona bırakmamak; kendi kararlarını vermesini desteklemek.
ÇOCUK VE GENÇTE MADDE KULLANIMINI DÜŞÜNDÜREN BELİRTİLER:
Ergenlik dönemi, puberte ile başladığı, gencin kendi ekonomik
bağımsızlığının kazandığı yaşlara kadar sürdüğü kabul edilen bir gelişim
dönemidir. Biyolojik, psikolojik ve ruhsal olarak hızlı değişimlerin
yaşandığı bu cağ; kendine özgü bazı özellikler taşımaktadır. 10’ lu
yaşların başından, 20’li yaşların başı ya da ortasına kadar uzayabilen bu
dönemde; bir çocuğu yetişkin hale gelmesi söz konusudur.
Her çocuk ve gencin kendine özgü biçimde yaşadığı bu dönemde, bireysel
ruhsal bağımsızlığın kazanılması, uygun ve tutarlı akran ilişkilerinin
kurulabilmesi, kimlik duygusunun şekillenmesi, geleceğe yönelik planların
oluşturulması, karşı cinse ilişkin tutum ve davranışların tutarlı hale
gelmesi, iş ve meslek yolunun çizilmesi, aile ve toplum değer yargılarının
harmanlanıp kişinin kendine özgü bir değerler sistemi oluşturulması,
ekonomik bağımsızlın sağlanması, davranışlarının sorumluluğunu üstlenir
hale gelebilmesi gibi bir çok görev beklenmektedir.
Ergenlik döneminin uzun zaman sürmesi yanısıra, ergenden beklenen
görevlerin çeşitliliği ve zorluğu; bu dönemde ergenlerin bazı sorunlar
yaşamasına yol açabilir. Bu dönemin kendine özgü ruhsal ve davranışsal
özellikleri, duygusal çalkantıları, uyum güçlükler, kimlik sorunları,
bocalamaları,otoriteyle çatışmaları çoğu kez büyük sarsıntılara neden
olmaksızın çözülür. Ancak bazı ergenler için, bu özellikler, ciddi ve ağır
biçimde sorun yaşanmasına neden olabilir. Madde kullanımı da bu ciddi
sorunlar arasında sayılmaktadır.
Ergenlik döneminin olağan gelişimsel çalkantılar arasında; derslerdeki
başarısında dalgalanmalar, aileyle çatışma ve aile yaşamından uzaklaşma
isteği, ruhsal yönden duygusal ve davranışsal sorunlar gösterme, ilgi ve
isteklerinde kararsızlık ve değişkenlik, okul ya da meslek eğitimine
ilişkin sorun ve bocalamalar yerini değiştirme gibi önemli kararlar söz
konusu olabilir.
Çocuk ve gençlerde, madde bağımlılığının başlangıcını gösteren kesin bir
işaret yoktur. Ergenliğin olağan duygusal sorunları ya da başka ruhsal
bozuklukların da benzer belirtilere yol açabileceği akılda tutulmalı;
ancak, ergende madde kullanımı kuşkusunu akla getirebilecek bazı ciddi
davranış değişiklikleri gözden kaçırılmamalıdır (Tablo 6). Bu belirtilerin
ciddiyetinin değerlendirilmesi, başka ruhsal sorunlarla ayırıcı tanının
yapılması, çözüm önerileri ve tedavi yaklaşımı; madde kullanımı konusunda
özelleşmiş çocuk/ergen psikiyatristleri ve erişkin psikiyatrislerinin
görev ve sorumluluk alanı içindedir.
Çocuk Ve Gençte Madde Kullanım Kuşkusu Yaratabilecek Belirtiler
Derslerdeki başarı oranı tamamen ve her derste birden düşmesi,
Sık sık arkadaş değiştirme,
Arkadaşlarına tamamen sırt çevirme,
Çevreyle ilişkilerden kaçınma,
Tamamen içine kapanma,
Hiçbir şeye ilgi duymama ve her şeyden uzak kalma,
Zaman zaman aşırı neşe ile öfke/saldırganlık arasında gidip dalgalanmalar,
Evde odasına kapanma,
Kendi bakım ve temizliğine dikkat etmez hale gelme,
Fazla para harcama,
Okulu ya da iş eğitimini tamamen bırakma,
Kendi geleceği için hiçbir yol görmeme,
Geleceğe dönük hiçbir adım atmak istememe,
Ellerde titreme,
Aşırı derecede terlemek,
Uykusuzluk.
KAYNAKLAR
Beyazyürek M: Ergenlik ve Bağımlılık: Önlemenin Esasları, Alkol ve Alkol
Dışı Madde Bağımlılığı (Ed. N. Dilbaz), 1998, 85-891
Bu sayfa İzmir Emniyet Müdürlüğü web sitesinden alınmıştır.
http://www.izmirpolis.gov.tr/maddekullanimi.htm
Sigara içme alışkanlığının önlenmesi için geliştirilen yöntemler
http://www.izmirpolis.gov.tr/Sigara.htm
Uyusturucu Web Sitesi (Türkiyeden) - Çocuğunuzun uyuşturucu kullandığını
nasıl anlarsınız
http://www.uyusturucu.gen.tr/nasil/index.html
Bağımlılık Yapan maddeler http://www.alkolmadde.com/madde.htm
http://www.alkolmadde.com/index.htm (Bu site alkol ve uyuşturucu maddeleri
tanıtmakta ve bunlara bağımlıktan kurtulma yolları ile ilgili güncel
bilgiler vermektedir.)
ALMANYADA DURUM:
9 Şubat 2000 tarihinde Federal Almanya yabancılar sorumlusu bayan
Marieluise Beck Almanyada yaşıyan yabancıların durumu üzerine hazırlanan
Raporu sundu. Bu rapora göre yabancı gençler arasında eğitim oranının
düşüşü yanısıra, 1998 de İşşizlik tarihsel doruk noktasına ulaştı. 1999
yılı sonunda Almanyada 7,34 Milyon yabancı yaşamaktaydı. Toplam nüfusun
8,9’una eşit olan bu göçmenlerin 2,11 milyonu
( %28,8’u ) Türkiyeden gelmiş vatandaşlardan oluşmaktaydı.
Almanya gelen Göçmenler arasındaki Madde Bağımlılığı Hastalığını son
yıllarda Uzman Çevrelerin ilgisini çekti. Ancak bu konuda veriler şimdiye
dek sadece bazı bölgelerden vardı.
Örneğin Köln yöresinde yasadışı uyuşturucu kullanan kişilerin yaklaşık
üçtebirini yabancı ülkelerden gelen Göçmenler oluşturmaktadır. Yabancı
Göçmenler arasında yasadışı uyuşturucu madde kullanımının Alman nüfusa
oranla daha fazla olduğu başka şehirlerdede gözlenmektedir.Örneğin
Hannover çevresinde yaşıyan 5000 Madde Bağımlısının yüzde yirmisini
Yabancılar oluşturmakta. Bu konuda gerekli önlemleri ve tedavi
yaklaşımlarını saptamak için Federal Almanya Sağlık Bakanlığı bir Rapor
hazırlatatacaktır.
Eknot: Bu sayıya Alman vatandaşlığına geçmiş Türkler ve Rusyadan gelen
Alman Göçmenler dahil değildir.Bu İstatistikler Almanyaya göçen -Migrant
adı verilen bütün insanları bir arada değerlendirmemekte ve sadece Nüfus
kaydına göre yani , ya Alman veya Alman Vatandaşı değil(Auslaender)
şeklinde yapılmaktadır. Bu da Göçmenler(Migranten ve Migrantinnen)
arasındaki sorunları tam yansıtmamaktadır.
TÜRKİYEDE DURUM:
Türkiye'yi de saran uyuşturucu (bu tarife sigara ve alkol ve reçeteli,
reçetesiz rastgele kullanılan tüm haplar vs dahildir) kullanımı ve genel
koruyucu sağlık önlemleri hakkında aileleri ve gençleri uyarmak,
olacaklari önleyebilmek ve de uyanık, bilgili bir gençlik ve sağlığımız
hakkında iyi EĞİTİLMİŞ ana babalar icin Uzmanlar 20 yaşa kadar
içmeyenlerin, uyuşturucu kurbanı olma riskleri düşüktür diyor, oysa
sigara-alkol içme yaşı düştükçe, uyuşturucu kurbanı olma riski de
artmaktadır çocuklarımızın.
Türkiye'de sigara tüketimi 1994'ten beri yılda yüzde 6 ile 10 arasında
yani nüfus artış hızımızdan yaklaşık üç kat daha fazla olarak artmaktadır.
Bu artış gelecekteki kitlesel ölüm dalgalarının uğursuz habercisidir.
Uluslararası sigara tekelleri bir yüzyıllık lobicilik, reklam ve pazarlama
deneyimleriyle, daha çok para kazanmak icin Türkiye'deki amaçlarına
ulasmıstır. Türkiye'de kendilerinden yana politikalar icin planlı çalışan
güçbirliği grubu (koalisyon) oluşturmuşlar, fabrikalarını ve özel satış
ağlarını kurup hem pazar paylarını hem de toplam tüketimi patlatmışlardır.
Çocuklar ve kadınlar salgına daha çok çekilebilmiş, başlama yaşı
düşmüştür.Eroin ve kokain ile aynı mekanizmalari kullanarak aynı beyin
bölgesini etkileyen nikotin bağımlılığının ve bundan para kazanma
isteğinin neden olduğu olum ve savurganlik Prof. Dr. R. Erol Sezer)
Tütün endüstrisinin MAHKEMELERDE SERGİLENEN dokümanlarından anlaşıldığına
göre yıllar öncesinden , kanser ve kalp hastalıkları ile sigaranın
ilişkileri , NİKOTİNİN BAĞIMLILIK YARATTIĞINI BİLİYORLARDI ve SAKLADILAR
BU GERÇEKLERİ, HERKESİ KANDIRDILAR. VE EN KÖTÜSÜ SİGARA İÇİCİLERİNİ
ARTTIRMAK İÇİN ÇOCUKLARIN PEŞİNE DÜŞTÜLER .
Ve tüm dünyada buna müsade etmeyiz çizgiyi burada cekiyoruz deniyor.
“ruki’den sizlere” Webinden
http://www.megahertz.net/ruki veya http://www.ruki.org/index.htm
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın 1998
raporundan bazı başlıklar: Uyuşturucu olayları son on yılda yüzde 519
oranında arttı. Extacy gibi sentetik haplarda binlerle ölçülen artışlar
sözkonusu. Eroin imalathaneleri kırsal kesimden büyükşehirlere
taşındı.Kullananları bile korkutan eroine ilişkin veriler de soru
işaretleriyle dolu. Resmi kayıtlara göre eroin kullananların yüzde 57'si
İstanbul'da yaşıyor. Geriye kalan yüzde 43'lük oran eroinin diğer büyük
illere de dağıldığını gösteriyor.
Rapordaki sentetik uyuşturuculara ilişkin veriler de çarpıcı.Türkiye'nin
1995 yılında sentetik uyuşturucularla ilgili hemen hiçbir sorunu yoktu. Bu
tarihte İstanbul dahil bir tek sentetik uyuşturucu bile yakalanmıyordu.
Ama yalnızca üç yıl sonra durum tepetaklak oldu. Çünkü hap kullanımındaki
artış tam olarak yüzde 2 bin 644. Polis özellikle extacy üzerinde duruyor.
Üç yılda yaşanan bu hız hapın özellikle gençliği hedeflediği de gözönüne
alındığında polis için de ürkütücü. 1998 kelimenin tam anlamıyla kokain
yılı oldu. Bunun nedeni İçel'de geçtiğimiz eylül ayında yakalanan 602
kiloluk kokain. Türkiye'deki kokain kaçakçılığı tümüyle kullanıma yönelik.
Uyuşturucu suçuyla ilişkili kişiler incelendiğinde ise, uyuşturucu
tedavisi amacıyla bu yıl AMATEM'e 3 bin 69 kişinin başvurduğu görülüyor.
Bu kişilerden yalnızca 691'i tedavi amacıyla yatmış. Olayın kaçakçılık
boyutundaki rakamlar ise daha yüksek. Uyuşturucu suçundan yurtdışında
yakalanan Türk sayısı, 398. Kaçakçılığı yurtdışında yapan Türklerin cirit
attığı ülke Almanya. Bu ülkeyi İngiltere, Hollanda ve Fransa takip ederken,
Ürdün, Yunanistan, Fas ve İran'ı da listede görmek mümkün.Yurtiçinde de
durum farklı değil. Sayı ise, 6 bin 121. Bunlardan 3 bin 270'inin satıcı,
2 bin 851'inin ise içici olduğu yine polis kayıtlarında sabit.
Öncelikle son on yılda Türkiye'de meydana gelen toplam uyuşturucu
suçlarında yüzde 519'luk bir artış yaşandığını vurgulamak gerek. Bu bilgi
ışığında uyuşturucu maddelerdeki artışlar tek tek ele alındığında ise,
tablo daha da iç karartıyor. Çünkü esrarın yüzde 186, eroinin yüzde 616,
afyonun yüzde 141, bazmorfinin yüzde 711 ve sentetik uyuşturucunun (captagon,
extacy gibi) yüzde 2 bin 264'lük oranda arttığı görülmekte.
Kaynak: Sevinç Yavuz, Hürriyet, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele
Daire Başkanlığı'nın 1998 raporundan