SİSTEMİK HASTALIKLARDA GÖZDİBİ BULGULARI VE RETİNA
Prof Dr Cezmi
Akkın
Retina, vasküler yapısı bir aparey yardımıyla incelenebilen tek canlı dokudur.
Yoğun vasküler ve nöroglial oluşumları nedeniyle birçok sistemik hastalıkta
bulgu verir. Özellikle sistemik damarsal olaylar retinada en çok tutuluma neden
olan hastalıklardır. Ayrıntılı bir gözdibi bakısı ile, kişinin sistemik
hastalıkları hakkında değerli bilgiler edinmek mümkün olur.
Sistemik hastalıklarda retina olarak bir ders konusu seçilmesinin iki önemli
nedeni vardır; a) Sistemik hastalıklara tanı koyma aşamasında retinanın
incelenmesi tanıya büyük ölçüde yardımcı olabilir, b) Hastanın sistemik durumu
ile ilgilenilirken bu hastalığın retinada yapabileceği değişiklikler gözardı
edilirse, hastanın genel durumu düzeltilse de retinadaki patolojiler nedeniyle
hastanın görme fonksiyonları eksik kalabilir. Bu yüzden özellikle koyu renkle
yazılan ve retinada ayırdedici bulgu veren hastalıklar hatırlanmalı, göz
konsültasyonu ile durum aydınlatılmalıdır.
Burada öncelikle sistemik hastalıklarla birlikteliği nedeni ile daha sık
gördüğümüz, retina birimi olarak daha önem verdiğimiz hastalık grupları
anlatılacaktır. Her bir hastalık grubu içinde koyu renkle yazılan hastalıklar,
retina muayenesi ile kolayca ayırdedilebilen veya o hastalık grubu içinde daha
önemli görülen antitetelerdir.
ENDOKRİN HASTALIKLAR
Endokrin hastalıklardan Cushing hastalığında hipertansif retinopati, Addisonda
papillödem ve optik atrofi, hipoparatiroidide papillödem, hipotiroidide de optik
atrofi görülebilir. Ama retina birimlerinde en sık rastlanan ve uğraşılan
patoloji, sistemik diabetes mellitusa bağlı olarak gelişen diabetik
retinopatidir. Aynı zamanda gelişmiş ülkelerde körlüklerin en başta gelen
nedenlerinden biri diabetik retinopati ve bununla ilgili problemlerdir.
Diabet bir mikroanjiopatidir, dolayısıyla retinada öncelikle kapillerleri tutan
ve diabetik retinopati olarak isimlendirilen patolojilere yol açar. Gklukoz
metabolizmasındaki düzensizlikler kapiller duvarı oluşturan endotel hücreleri ve
perisit hücrelerinden özellikle perisitleri etkiler. Glukoz düzeyi, glikolitik
pathway enzimi olan hexokinazın kapasitesini aştığı zaman aldoz redüktaz enzimi
yoluyla metabolize edileceği sorbitol pathway'e yönlendirilir. Glukoz "aldoz
redüktaz" ile sorbitole çevrilir, bu da polyol dehidrogenaz ile yavaş yavaş
metabolize edilir. Sorbitol hücre içi kompartmanları kolayca terkedemez ve
özellikle perisit hücrelerinde akümüle olur. Ozmotik değişikliklerle sıvı çeken
nukleuslar rüptüre olur ve normalde eşit olan endotel hücresi-perisit oranı
perisitler aleyhine değişmeye başlar. Böylece kapiller duvarın destek hücresi
olan perisitlerin azalması ile kollabe olmuş, içinde dolaşımın durduğu
kapillerler ortaya çıkar. Bu patolojik değişiklikler dokuda iskemiye, damar
duvarı değişikliklerine, sızıntı ve eksüdalara, patolojik yeni damar
oluşumlarına (neovaskülarizasyon) yol açarak diabetik retinopatinin fundus
görünümlerini oluştururlar.
Diabetik retinopati hastalığın yaşı ve gliseminin kontrolu ile yakından
ilgilidir. Beraberinde anemisi ve sistemik hipertansiyonu da olan hastalarda
retinopati daha hızlı bir gidiş gösterir. Tip I insüline bağımlı diabet de aynı
şekilde daha hızlı proliferasyon gösterir. Genelde diabetik retinopatiyi tedavi
kriterleri açısından üçe ayırmak ve incelemek mümkündür;
Nonproliferatif diabetik retinopati: Diabete ait fizyopatolojik değişiklikler,
vasküler değişiklikler, mikroanevrizmalar, sert eksüdalar, venöz boğumlanmalar
vardır. Önkoldan venöz dolaşıma floresein verilerek retina vasküler yapısının
detaylı olarak aydınlatılması prensibine dayanan Fundus Floresein Anjiografi (FFA)
incelemesinde damarlardan sızıntılar, iskemik retina alanları daha net bir
şekilde ortaya konulur. Hastanın İç Hastalıkları Kliniği Endokrinoloji Birimiyle
işbirliği içinde yakından izlenmesi gerekir.
Proliferatif diabetik retinopati (alt resim): Mevcut retina patolojilerine
neovaskülarizasyon da eklenmiştir. Hipoksik retina alanlarından ortaya çıkan
anjiojenik uyarılarla gelişim gösteren bu patolojik yeni damar oluşumları optik
disk üzerinde veya ana damar arkı üzerinde oluşabilir. Bu patolojik damarlar
frajil olup kolayca sıvı komponentleri sızdırırlar (sert eksüda ve ödem) ve
kanarlar (retina veya vitreus hemorajileri). O nedenle hipoksik alanları
kapatmak ve yeni damar oluşumlarını durdurmak için proliferatif diabetik
retinopatide evrensel bir tedavi yöntemi olarak panretinal fotokoagulasyon
yapılır. Yani laser ile makula ve optik disk dışındaki tüm retina alanları
koagule edilir. Tedavi edilmeyen hastalarda, ya da bazen tedavi edildiği halde
sistemik regülasyonun çok yetersiz olduğu olgularda tekrarlayan göz içi
kanamaları ve traksiyonel retina dekolmanı ile görme fonksiyonu ileri derecede
bozulur. Bu ileri dönem proliferatif diabetik retinopatilerde göz içi
hemorajileri uzaklaştırmak ve traksiyonel retina dekolmanlarını tedavi etmek
için günümüzde modern vitreoretinal cerrahinin olanakları kullanılmaktadır. Pars
planadan girilerek hemoraji artıkları ile dolu vitreus alınmakta, retina
yüzeyindeki membranlar temizlenmekte, traksiyonlar serbestleştirilmekte, ve
endolaser fotokoagulasyon ile laser tedavisi de tamamlanarak hastaya
olabildiğince yararlı bir görme sağlanmaya çalışılmaktadır.
Diabetik makulopati: Nonproliferatif veya proliferatif dönemde ortaya çıkan ve
makulada sert eksüda ve ödem gelişimi ile görmenin azalması şeklindeki diabetik
makulopati ayrı bir antitedir. Tip II diabetlilerde görme fonksiyonunun
azalmasında başlıca etkendir. Makulayı diffüz veya fokal odaklar tarzında
etkiler. Yine laser tedavisi ile sert eksüdalara yol açan damarsal patolojiler
ortadan kaldırılır.
Diabetik retinopati önemi nedeniyle ayrı bir ders konusu olarak işlenmektedir. O
nedenle burada sınıflama, tanı ve tedavi ile ilgili daha fazla bir ayrıntıya
girilmeyecektir.
KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
Endokarditlerde retinada hemoraji ve eksüda, Roth spot ve papillit, Takayasu
sendromunda retinal neovaskülarizasyon, Herediter telenjiektazide retinal
hemoraji ve diskte yeni damar oluşumları ortaya çıkabilir. Ama daha sık görülen
birçok kardiyovasküler hastalıkta retina da olaya karışmakta ve bulgu
vermektedir. Bunların arasından ayırdedici bulgu veren iki antite; hipertansif
retinopati ve retinal arter tıkanıklıkları anlatılacaktır.
Hipertansif retinopati: Sistemik arteryel basınç herhangi bir nedenle kronik
olarak yükselmeye başladığında, dolaşımını regüle etmeye çalışan retinanın ilk
cevabı fokal arteryel daralmalardır. Ardından gittikçe artan bir şekilde
generalize arteryel solukluk ve daralma, venlerde dilatasyon, arter duvar
değişiklikleri, arteriovenöz çaprazlaşma patolojileri, yumuşak eksüda ve retina
hemorajileri ortaya çıkmaya başlar. Damar duvarlarının permeabilite
değişiklikleri retina ödemi ve makulada radier sert eksüda birkimine (makula
yıldızı) yol açar. Arteriovenöz çaprazlaşma anomalileri hipertansif
retinopatinin ayırdedici bir bulgusudur. Retinal arter ve venlerin birbirini
çaprazladığı yerlerde anatomik olarak ortak bir adventitia ile sarılı olması
nedeniyle arter duvarındaki tüm patolojiler venleri de etkiler. Zaman içinde
arter duvarı sistemik arteryel basıncın etkisiyle kalınlaşır, skleroz nedeniyle
rengi matlaşır (bakır tel görünümü), durum ilerlediğinde skleroze arterin
içindeki kan sütunu görünmez hale gelebilir (gümüş tel görünümü). Bu gelişim
boyunca vene bası ile çaprazlaşma yerlerinde sirkülasyonu bozar, venin her iki
ucu da iğ görünümünü alır, yönü değişir (Gunn ve Salus bulguları). Arterdeki
patolojilere ikincil olarak gelişen bu dolaşım bozukluğu santral retinal ven
tıkanıklığı veya ven dal tıkanıklıklarına yol açabilir. Retinanın santral veni
tıkandığında, klasik olarak tüm retina fırça ile boyanmış gibi hemorajili bir
görünüm alır. Aynı tıkanıklık santral retinal venin bir dalında olursa ven dal
tıkanıklığı adını alır (alt resim). Terminal dönemde bu bulgulara ek olarak
papilla ödemi de gelişir.
Retinal arter tıkanıklıkları: Bir kardiyak hastalığa veya okluziv vasküler
hastalıklara bağlı emboli veya trombüs ile santral retinal arter veya dallarında
tıkanıklık meydana gelebilir. Hastanın o gözünde görmesi aniden kaybolur. Tüm
retinadaki iskemik infarkta bağlı olarak sinir lifleri tabakasındaki nöronal
şişme, fundusa pembe-beyaz bir görüntü verir. Dolaşımını korikapillaristen
sağlayan fovea ise kırmızı olarak kalır. Bu beyazımtrak retina üzerinde foveanın
kırmızı reflesi Japon bayrağı (veya cherry-red spot) olarak adlandırılır ve
santral retinal arter tıkanıklığının tipik bulgusudur. Duran dolaşım nedeniyle
arterler içinde kesik kesik kan sütunları görülebilir. Embolinin büyüklüğüne
göre sadece arter dallarından biri de tıkanmış olabilir. Bu durumda tutulan
bölgeye göre hastanın görme alanı kayıpları olur. Muayenede tıkanan dalın
sorumluluk alanında keskin kenarlı solukluk göze çarpar.
Santral retinal arter tıkanıklığı oftalmolojinin en acil konularından biridir.
Fotoreseptör hücreleri iskemiye ancak 90 dakika dayanabildiğinden en kısa sürede
tedaviye başlanmalıdır. Tedavide amaç emboliyi daha perifere atmaya çalışmaktır.
Bu nedenle vazodilatatör ilaçlar, okuler masaj ve ön kamara parasentezi ile göz
içi basıncını düşürmek gerekir.
HEMATOLOJİK HASTALIKLAR
Anemiler, Multiple myeloma, Polisitemi vera, Trombositopeni, Leukemia, Sickle
cell anemia gibi hematolojik hastalıklarda retina kolayca etkilenmekte ve mum
alevi tarzında retina hemorajileri, retina ödemi, venöz dilatasyon, papillödem,
eksüdalar, damarlarda tortuozite artışı, Roth spot, periferik retina
neovaskülarizasyonu gibi bulgular ortaya çıkmaktadır.
Hematolojik hastalıklarda retinada Roth spot adı verilen kolayca tanınabilecek
bir bulgu ortaya çıkabilir. Ortası beyaz veya kirli sarı, etrafı hemorajinin
oluşturduğu kırmızı bir odak olarak tanımlanabilecek olan bu Roth lekeleri, en
sık ağır anemiler, lösemiler, ve subakut bakteryel endokarditte rastlanır.
Orak hücreli anemi de retinada dolaşımın daha yavaşladığı periferik alanlarında
eritrositlerin damar içinden geçemeyip yer yer tıkanıklıklara, ardından
beslenmeyen hipoksik retina alanlarına, ve buna cevap olarak da retinal
neovaskülarizasyonlarına yol açan bir hematolojik hastalıktır. Zamanında
yapılacak laser tedavisi hastanın görme fonksiyonunu koruma açısından etkin bir
tedavidir.
TRAVMALAR
Vücudun ve göğüs boşluğunun sıkışması şeklindeki travmalar, valsalva manevrası
gibi zorlanmalarla ortaya çıkar. Purtschers retinopati dediğimiz, böyle bir
yaralanma ile ani venöz basınç artışının sonucunda kalıcı görme bozukluğuna
neden olan iskemik bir retinopati halidir. Optik disk etrafında yoğun yumuşak
eksüda, ve optik diskte geç solukluk ile karakterizedir. O nedenle yoğun vücut
travması nedeniyle acil servis veya cerrahi kliniklerinde yatmakta olan
hastaların fundus muayenesi yapılmasında yarar vardır. Yine künt travma ile
fotoreseptör tabakası kontüzyonunun yarattığı makuladaki geniş solukluk ve ödem
haline Berlin ödemi adı verilir. Künt travmanın yol açabileceği retina
yırtıkları ve kanamaları gibi durumların etyolojiye yönelik ayırdedici görüntüsü
olmadığından sözü edilmemiştir.
DERİ VE MÜKÖZ MEMBRAN HASTALIKLARI
Behçet hastalığının major bulgularından biri göz tutulumu olup, daha sık
saptanan göz bulgusu rekürren ön üveittir (bazen hipopiyonlu). Genetik bir
predispozisyon (HLA-B51) ve tetikleyici bir olayla (Herpes enfeksiyonu ?) ortaya
çıktığı savunulan otoimmun bir multisistem hastalığı, bir vaskülit olarak kabul
edilir. Retinada da kılıflanmış damarlarıyla, hemorajileriyle bu vasküliti
görmek mümkün olabilir.
Angioid streak ise kelime anlamı damar benzeri çatlak olup, retina pigment
epiteli ile koroid arasında yer alan ve Bruch membranı denilen ince fibröz
tabakadaki çatlakların oluşturduğu tipik görünümdür. Optik diskten çıkan ve
birçok yöne doğru radier olarak uzanan, retina damarları gibi görünen, ekvatora
doğru aniden sonlanan çizgilerdir. Sıklıkla Ehlers-Danlos sendromu,
Pseudoxantoma elasticum, ve Paget hastalığında görülür.
FAKOMATOZLAR
Fakomatozlar, santral sinir sistemi-deri-ve gözü birlikte tutan herediter
hastalıklardır. Klasikleşmiş fakomatozlardan Angiomatosis retinada (von Hippel
Lindau hastalığı) optik disk üzeri veya periferik retinada anjiom,
Encephalotrigeminal angiomatosiste (Sturge Weber sendromu) koroidal hemanjiom,
Neurofibromatosiste (von Recklinghausen hastalığı) glioma, Tuberous sclerosiste
(Bourneville hastalığı) arka kutupta astrositlerden köken alan ve beyaz dut gibi
görüntüsü ile benign bir tümör olan astrositoma saptanır. Von-Hippel Lindau
hastalığındaki periferik retina benign vasküler tümörü sızıntı ve göz içi kanama
riski nedeniyle laser fotokoagulasyon ile tedavi edilir. Diğerlerinde göz
açısından etkili bir tedavi yöntemi olmamasına rağmen tanı koymak önemlidir.
Zira benzeri patolojiler santral sinir sisteminin herhangi bir yerinde de mevcut
olabilir. Saptayıp gereken önlemi almak gerekir.
SİSTEMİK VİRAL HASTALIKLAR
Erişkinlerdeki birçok viral hastalıkta, veya çocukluk çağı viral hastalıklarında
retinada da nonspesifik bulgular ortaya çıkabilir. Burada özellikle AİDS
nedeniyle gündemde olan sitomegalovirüs retinitinden söz edilecektir.
Sitomegalovirüs (CMV) enfeksiyonu, immünolojik olarak düşkün hastalarda
hematojen yolla retinaya ulaşıp tam kat nekrotizan retinite yolaçan bir
hastalıktır. Başlangıçtaki yumuşak eksüda görünümü haftalar içinde yayılarak tüm
retinayı tutar. Asıl önemi, AIDS hastalarında yumuşak eksüdalarla birlikte en
sık retina bulgusuna neden olmasıdır. Otopsi gözlerinde AIDSli hastalarda % 35
CMV enfeksiyonuna bağlı retinit saptanmaktadır.
SİSTEMİK PROTOZOA ENFEKSİYONLARI
Protozoa enfeksiyonlarında malarya, aslında retinada hastalığa özel bir bulgu
vermez. Ama son yıllarda birçok sistemik kollajen doku hastalığının tedavisinde
antimalaryal ilaçlar (klorokin ve hidroksiklorokin) kullanılmaktadır. Bu
ilaçların melanine olan affinitesi ve birikici özelliğinden ötürü retina pigment
epitelinde kendine özgü renk değişikliğine yol açmaktadır (Klorokin retinopatisi
- Bulls eye). Makulada içiçe geçmiş halka şeklindeki bu pigment değişiklikleri
ve görme bozukluğu, erken farkedilip ilaç kesildiğinde reversibldir. O nedenle
sistemik kollajen doku hastalıkları nedeniyle antimalaryal ilaç kullanan
hastalar 6 aylık aralarla göz kliniği tarafından kontrol edilmeli, makula
fonksiyonları ve görme alanında patolojiler ortaya çıkmaya başladığında ilacın
alternatiflerine dönülmelidir.
Aynı gruptan toxoplazma korioretiniti, konjenital ya da akkiz ortaya çıkabilen
bir hastalıktır. Toxoplazma gondii enfestasyonu intrauterin hayatta olursa
bebekte 3C bulgusu (Chorioretinit, Cerebral calcification, ve Convulsion)
verebilir. Akkiz toxoplazma üveiti ve korioretiniti, yeterince pişmemiş etlerle
bulaşabilen (ara konağı kedi, köpek) ve fast-food tipi beslenme
alışkanlıklarının artışıyla son yıllarda insidansı artan, genç ve sağlıklı
bireyleri tutan bir hastalıktır.
SİSTEMİK CESTODE VE NEMATODE ENFEKSİYONLARI
Toxocariasis ise kedi-köpek gibi evcil hayvanların arakonaklık ettiği Toxocara
canis enfeksiyonudur. Ortalama 7 yaş civarında daha çok erkek çocukları tutar,
makuladaki granülom ve skar dokusu tanı konduğunda gelişimini tamamlamış olup
tedavi yapılacak durumda değildir. Önemi, lökokori ayırıcı tanısında
retinoblastomla karışabilmesidir.
KROMOZOM HASTALIKLARI
Kromozom hastalıklarında retinada görülen önemli bulgulardan biri kolobomdur.
Gözün embriyolojisinde 4 haftalık fötus evresinde, gözü oluşturmak üzere ön
beyinden çıkıntı yapan optik vezikül, gözün küresel bir yapıya dönüşmesi için
kendi içine çökerek alt nazal hat boyunca birleşir. Bu kapanma (birleşme)
defektleri kolobom olarak bilinir. Durumun ağırlığına göre retina, makula, optik
sinir, koroid, lens, iris, kapak kolobomu izole olarak veya birkaçı bir arada
ortaya çıkabilir.
METABOLİK HASTALIKLAR
Albinizmde hastayı tanımak için fundus muayenesi gerekmez. Saçı, kaş ve
kirpikleri beyaz, irisi açık renk olan bu hastalarda tirozinaz enzim defektine
bağlı olarak pigment yapımı bozulmuştur. Gözün en çok pigment bulunduran
dokularından iris de o nedenle açık renktedir ve hastaların ışıktan
rahatsızlıkları belirgindir. Retinada da pigment epiteli çok ince ve pigmentsiz
olduğundan tüm koroid yapıları ve damarları görünür durumdadır. Çoğunlukla
makula hipoplazik olup elektrofizyolojik değişiklikler (örneğin VEP bozukluğu)
vardır.
Konjenital lipidoz hastalığında ise lipid metabolizması bozukluğuna bağlı olarak
tüm retina damarları sütle dolu gibi bir görüntü ortaya çıkar ki buna lipemi
retinalis adı verilmektedir. Ayni duruma lipid ve kolestrolü çok yüksek diabet
hastalarında da bazen rastlanır.
Pigmenter retinopati (Retinitis Pigmentosa), tek başına veya birçok konjenital
sendromun bir bulgusu olarak ortaya çıkabilen, retinada rod hücrelerinin kronik
progresif dejeneresansı ile seyreden bir hastalıktır. Periferik retinada yaygın
pigmentasyon gözlenir. Hastalığın fizyopatolojisine uygun olarak periferik
görmeleri kaybolur. Gün ışığında kon hücrelerinin fonksiyonuna devam etmesi
nedeniyle normale yakın bir görme fonksiyonu var iken, alacakaranlık ve karanlık
şartlarında görme tümüyle kaybolur. Bu nedenle halk arasında gece körlüğü (tavuk
karası) olarak bilinir. Tedavisi yoktur.
DİĞERLERİ
Burada herhangi bir hastalık grubuna girmeyen, ama oftalmoljik açıdan önemli üç
antiteden söz edilecektir; prematur bebeklerde ortaya çıkan prematür
retinopatisi (ROP), KİBAS bulgusu olarak papilla ödemi, ve genellikle yaşlılıkta
ortaya çıkan ve görmeyi ciddi biçimde etkileyen yaşa bağlı bakula dejeneresansı.
Prematüre retinopatisi: İntrauterin hayatta retinanın damarsal yapısının
gelişimi optik sinirden perifere doğrudur. Doğumdan 2 hafta önce nazal yarıda
retina damarlanması tamamlandığı halde, temporal yarıda damarlanma henüz
bitmemiştir ve doğum sonrası 1-2 haftada ancak gelişimini tamamlar. Erken ve
düşük doğum kilosu ile doğan bebekte bu yüzden temporal retina yarısının
gelişimi henüz çok eksiktir. Hastaya sistemik durumu nedeniyle yüksek
konsantrasyonda oksijen tedavisi de verilirse, oksijenin vazokonstrüktör
etkisiyle temporal yarı retina damarları ileri derecede etkilenir ve hastaların
bir kısmında yenidoğan retinopatisi (Retinopathy of Prematurity = ROP) denen
hastalığa neden olur. Temporal retinada neovaskülarizasyon, fibrozis, parsiyel
ve total retina dekolmanı şeklinde gelişen hastalıkta erken tanı önemlidir.
Hastalığın başında yapılacak kriyo veya laser tedavisi kötü gidişi durdurabilir.
O halde prematür bebeklerin, ilk 10 hafta içinde göz kliniği tarafından
görülmesi son derece önem taşımaktadır.
Papilla ödemi ise kafa içi yer kaplayan oluşumlarda BOS sıvısı basıncının
artmasıyla ortaya çıkan bir patolojidir. Optik sinirde aksonal akımın durması
sonucu optik disk ödemli ve şiş bir görüntü verir, sınırları silinmiştir. Çoğu
kişide normalde var olan optik disk venöz pulzasyonu kaybolur. İleri derecede
şiş ve ödemli optik disk görünümüne rağmen görme fonksiyonu bozulmamıştır. Bazen
orbita içi ya da vasküler başka nedenlerle de papilla ödemi görülebilirse de
ayırıcı tanıda mutlaka önce intrakranial bir tümör ekarte edilmelidir. Özellikle
arka fossa tümörleri papilla ödemine daha çabuk yol açar.
Yaşa bağlı makula dejeneresansı: Batı dünyasında diabetik retinopatiyle birlikte
en sık körlük nedenlerinden biri olan yaşa bağlı makula dejeneresansı (senil
makula dejeneresansı, SMD), yaşla makulada, retina pigment epitelinde biriken
hücre artıklarının birleşerek oluşturduğu drusen, retina pigment epitel atrofi
ve hipertrofileri, koriokapillaristen gelişen yeni damar oluşumu ve makula
bölgesinde subretinal neovasküler membran ile karakterli bir hastalıktır (sol
alt resim, floresein anjiografik görüntü). Zamanla skatrize olur (sağ alt
resim). Santral görmeyi ileri derecede bozar, periferik görme nispeten sağlam
kalır. Hastanın özellikle okuma ve kişileri tanıma şeklindeki detay görme
fonksiyonu bozulur. Kesin tedavisi olmamakla birlikte bazı laser tedavi
uygulamaları hastaların bir kısmında yararlı olabilir.
