Bugün dünyada 130 milyon diyabetli bulunurken 2025 yılında bu sayının 300 milyona ulaşması bekleniyor. Yaşam süresinin artması, yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam diyabet riskini artıran başlıca etkenlerden… Uzmanlara göre hastalığa karşı tek çözüm bilinçli olmak!
Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet ömür boyu devam eden, pankreasın yeterli derecede insülin salgılayamamasından ve salgılanan insülinin yeterli derecede kullanılmamasından kaynaklanan kronik bir hastalık. Diyabet bir metabolizma hastalığı. Acıbadem Sağlık Grubu İç Hastalıkları ve Diyabet Metabolizma Uzmanı Prof. Dr. İlhan Satman, diyabetin tedavi edilmediği taktirde; kalp, böbrek, göz gibi organlar ve damarlarda ciddi hasarlar oluşturabileceği uyarısında bulunarak şunları söylüyor: “Günümüzde yaşam süresi uzadı. İnsanlar artık salgın hastalıklar, enfeksiyonlar sebebiyle hayatlarını kaybetmiyorlar. Kronik hastalıklar en önemli ölüm nedeni. Bunların başında da diyabet geliyor. Genetik faktörler bir etken ama tek başına yeterli değil. İnsan ömrünün uzaması dışında yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik de diyabeti tetikliyor. Bu sebeple yaşam tarzına dikkat ederek diyabeti önlemek gerekir.”
DİYABET TİPLERİ
Genelde yaşı 40 ve üzeri olanlar, obez kişiler, ailesinde diyabet
hastalığı bulunan bireyler, gebelik sırasında diyabet gelişen, 4.5 kg. ve
daha ağır bebek doğuranlar, polikistik over sendromu olan kadınlar,
beslenme alışkanlığı bozuk olanlar diyabet riskini taşıyor. En sık
rastlanan iki çeşit diyabet var. Tip 1 ve Tip 2 diyabet. Acıbadem Sağlık
Grubu İç Hastalıkları, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı
Dr. Aslı Nar, tip 1 diyabeti şöyle tarif ediyor: “En yüksek görülme dönemi
çocukluk ve ergenlik çağıdır. Diyabet vakalarının yaklaşık yüzde 5-10’u
tip 1 diyabetlidir. Tip 1 diyabet genelde insülin üreten pnkreas
hücrelerinin bağışıklık sistemine bağlı hasarı sonucu gelişmekte. Akut
yani aniden ortaya çıkıyor. Tip 1 diyabette insülinin çok az salgılanması
ya da hiç salgılanamaması söz konusu. Bunun sonucunda hastaya insülin
tedavisine başlanıyor. Yaklaşık yüzde 90-95 oranında görülen diyabet tipi
ise, daha çok erişkin yaşta ortaya çıkan Tip 2 diyabettir.
Acıbadem Sağlık Grubu İç Hastalıkları Endokrinoloji ve Metabolizma
Uzmanı Dr. Serhat Aytuğ hastalığı şöyle tarif ediyor: “Daha çok 40 yaş
üzeri kişilerde ortaya çıkar. Ancak daha erken yaşlarda özellikle kilolu
bireylerde ,hatta çocuklarda bile görülebilir. Tip 2 diyabette pankreas
insülin üretir ancak vücut bunu gerektiği gibi kullanamaz, özellikle kas
ve yağ dokusunda, karaciğerde insülin görevini yerine getirmekte zorlanır,
yani kandaki şeker hücrelere rahat bir şekilde giremez ve kanda yüksek
düzeyde kalır, buna insülin direnci denir. Hastalığın ilk yıllarında
insülin pankreastan genelde yeterince yapılır ve özellikle bu dönemde
ağızdan alınan diyabet ilaçları etkilidir. Ancak yıllar geçtikçe
pankreastan insülin yapımı giderek azalır ve pankreastan insülin
salgılatan ilaçlar etkisizleşir ve tedavide insüline geçilmesi zorunlu
hale gelebilir. Tip 2 Diyabet, Tip 1 diyabet gibi ani olarak ortaya çıkmaz.
Çoğu zaman hasta yıllarca hastalığının farkında olmayabilir. Bu sebeple
risk faktörlerini taşıyanlara ve belirtileri olanlara diyabet trama
testleri yapılmalıdır. Diyabette en sık rastlanan belirtiler kilo artışı
yada azalması, halsizlik, yorgunluk, uyku isteğinde artma, çok acıkma,
yemeklerden birkaç saat sonra kan şekerinde düşme belirtileri, çok susama,
çok idrara çıkma, gece sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, tekrarlayan ,
geçmeyen enfeksiyonlar , iyileşmeyen cilt yaraları gibi belirtilerdir. Tip
2 diyabette tedavi diyet, sağlıklı beslenme, egzersiz, kilo verme eğitim,
ilaç ve gerekiyorsa insülin ile yapılmaktadır. Tansiyon tedavisi, kan
yağlarınının düzenlenmesi diyabet tedavisinde olmazsa olmazlardır.”
Dr. Aslı Nar, tip 2
diyabette kan şekerinin kontrol edilmesinde ‘düzenli egzersiz’ yapmanın
vazgeçilmez olduğuna işaret ediyor. Çünkü tip 2 diyabet hastalarında
düzenli olarak yapılan egzersiz, bir süre sonra düzenli insülin
salgılandığından ve varolan insülin dokular tarafından etkin bir şekilde
kullanıldığından, ilaç kullanmadan yaşamayı sağlayabiliyor. Aslı Nar, “Tip
2 diyabet hastaları beslenmelerine özen gösterip, haftada en az üç gün
30’ar dakika düzenli egzersiz yaptıkları takdirde, kan şekerinin kontrolü
kolaylaşıyor. Hastalar diyabetin bir eğitim hastalığı olduğunu kabul
etmeyip, önlem almadıklarında, çeşitli komplikasyonlarla karşılaşıyor.”
diyor.
Dr. Serhat Aytuğ ise risk taşıyan kişilerin kesinlikle kontrol
yaptırmaları gerektiğini belirterek şöyle devam ediyor: ” Normal açlık kan
şekeri 100 mg/dl altında kabul edilmektedir. Eğer açlık kan şekeri 100-125
mg/dl arasında ise bu duruma prediyabet yani diyabet öncesi bir durum
denir ve bu kişiler diyabet için özellikle risk altındadır. Eğer bu değer
126 mg/dl ve üzerinde ise veya herhangi bir zamanda ölçülen kan şekeri 200
mg ve üzerinde ise diyabet tanısı konur. Tip 1 ya da tip 2 diyabet ayırımı
ise klinik muayene ve ek kan testleri ile sonucu ortaya çıkar.”
ÇOCUKLARDA RİSK ARTTI
Düzensiz beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam çocukları da
tehdit ediyor. Okulda, evde hamburgerle, pizza ile beslenen çocuğun en
büyük tehlikesi şişmanlık. Şişmanlıkla beraber diyabet riski de artıyor.
Prof. Dr. İlhan Satman, “Bundan 10 yıl öncesine kadar çocuklarda özellikle
15 yaş altında ortaya çıkan diyabetleri tip 1 olarak kabul ediyorduk. Ama
günümüzde bu yaşlarda tip 2 diyabeti de görmeye başladık” diyor. Prof. Dr.
Satman bu diyabetin çok hızlı geliştiğini belirterek şöyle devam ediyor:
“Kısa sürede kontrol altına alınmazsa birkaç gün içinde koma belirtileri
olur. Eğer çocuk çok sık idrara çıkıyorsa, birdenbire altını ıslatmaya
başlarsa, çok miktarda sulu gıdalar almaya başlarsa aileler
şüphelenmelidir.
Ancak tip 2 diyabet özellikle önümüzdeki 10-15 yıl içinde önemli
bir sorun haline geliecek gibi görünüyor. Bunun en önemli sebebi şişmanlık
ve hareketsizlik. Şişman, hareketsiz ve ailesinde diyabet olan çocukların
mutlaka kontrolden geçirilmeleri gerekir.” İstatistiklere göre hamile
kadınların yüzde 4’ünde gebelik diyabeti görülüyor. Gebeliğin 6’ınci
ayından sonra görülen gebelik diyabeti, diyet ve hatta gerekirse insulin
ile tedavi ediliyor. Bu diyabetin nispeten iyi bir özelliği doğumdan sonra
genellikle normale dönmesi. Ancak daha sonraki gebeliklerde tekrarlama
riski yüksek. Dr. Satman “bu kadınların yaklaşık yarısında 15-20 sene
içinde tip 2 diyabet gelişiyor” diyerek sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Gebelik döneminde ortaya çıkan diyabet de hem annenin hem de bebeğin
sağlığı açısından risk yaratabiliyor. Bu açıdan gebelik dönemi boyunca
sıkı bir şekilde kadın-doğum uzmanları ile birlikte tedavisi planlamalıdır.”
TEDAVİDE YENİ UMUTLAR
Şeker hastalığının tanı ve tedavisindeki en umut verici gelişme
adacık nakli. Prof. Dr. Abdülkadir Ömer anlatıyor: “Tedavi yöntemlerinden
en yenisi adacık nakli. Bugün modern metotla adacık nakli yapılan hasta
sayısı ABD’de 85’e transplantasyon sayısı ise 158’e ulaştı. Adacık
naklinden (islet transplantation) faydalanan 2 büyük hasta grubu var:
1-Hiçbir şekilde kan şekeri kontrol edilemeyen diyabetliler
Günde 4-5 kez insulin kullanan hatta pompa tedavisiyle bile kan
şekeri kontrol edilemeyen diyabetliler. Bu hastalar sık aralıklarla kan
şekeri düşüklüğü belirtilerini yaşıyorlar bu nedenle günlük yaşamları
ciddi olarak tehlike altında olan kişiler. Adacık naklinden sonra kan
şekerleri tam normale inmese bile hastalar şeker düşme nöbetlerinden
kurtuluyor.
2-Diyabetle beraber böbrek nakli yapılmış olan hastalar:
Genellikle diyabet sonucu böbrek yetersizliği olmuş ve böbrek nakli
yapılan hastalar. Bu grup, nakledilen böbreği “reddinden” korunmak için
savunma sistemini baskılayan ilaçları zaten kullanıyorlar. Adacık nakli bu
grupta ek bir ilaç kullanımını gerektirmiyor. Adacık naklinin en zor
bölümü adacıkların ölüden (kalbi çalışan ama beyin ölümü gerçekleşmiş
kişilerden) alınan pankreasın içinden elde edilme işlemi. Bu 14 saatlik
bir ekip çalışmasını gerektiriyor. Her pankreas farklı olduğu için işlem
henüz ideal olarak gerçekleşmiyor. En kolay yanı ise hücrelerin nakli.
Hasta genel anestezi bile yapılmadan hafifçe uyutularak nakil
gerçekleşiyor. Genellikle 2 nakil sonrası hastanın insulin gereksinimi
kalmıyor...