(09-Mart-2005/Zaman)Klinik deneyler, insanın kendisi ya da bir başkası için ettiği duaların, hem eden hem edilen kişinin fiziki ve ruhi yapısına olumlu yönde katkıda bulunduğunu gösteriyor. Duanın gücünü keşfeden ilaç şirketleri şimdi ‘duayı modern tıp’ ile birleştirmenin yollarını arıyor.
Amerikalı ünlü şarkıcı Aretha Franklin 60’lı yıllarda ‘I say a little
prayer for you’ (Senin için küçük bir dua ediyorum) isimli şarkısını
söylediğinde, kalpten dile getirdiği bu cümlenin, kısa bir süre sonra tıp
dünyasında ter akıtan bilim adamlarına ilham vereceğini bilemezdi elbette.
70’lerden itibaren yapılan araştırmalar, dua etmenin, insan sağlığı
üzerinde olumlu etki yarattığını gösteriyor! Duanın gücünü araştıran
uzmanlar, şaşırtıcı verilere ulaşıyor. Klinik deneyler, insanın kendisi ya
da bir başkası için ettiği duaların, hem eden hem edilen kişinin fiziki ve
ruhi yapısına olumlu yönde katkıda bulunduğunu gösteriyor. Duanın gücünü
keşfeden klinik, vakıflar ve ilaç şirketleri şimdi ‘duayı modern tıp’ ile
birleştirmenin yollarını arıyor.
Sir John Templeton Vakfı, bu istikametteki arayışların meyvesi olarak ortaya çıkan ‘Mind-Body’ (Ruh/Beden) alanındaki araştırmalar için yılda 30 milyon dolar harcıyor. ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü de ‘düşünce’ odaklı tıp için 3,5 milyon dolarlık bir fon ayırmış durumda. Dünyanın en ünlü kalp cerrahlarını bünyesinde barındıran Cleveland Clinic’in hemen yanı başında bulunan Case Western Reserve Tıp Fakültesi’ndeki doktor adayları, tıp tarihi ve hastaya genel yaklaşım konularında ‘hastanın inancı’ konusunu da ders olarak görüyor.
İngiltere’de binlerce insan hastanelerdeki yakınları için dua ediyor. Hatta birçok kişi, bir araya gelerek yakınları için toplu dualar ediyor. Dua edenler arasında doktorlar ve diğer sağlık personeli de bulunuyor. Bilim adamlarına göre grup dualarında daha güçlü bir frekans yakalanabiliyor.
Duanın maddi etkilerini gösteren en önemli araştırmanın sahibi ise, Harvardlı bilim adamı Herbert Benson. Dua eden kişilerin beyin MR’larını çeken Benson, bu tarama ile vücudun ve beynin dua ederken değiştiğini ortaya koyuyor. ‘Yaptığımız beyin taramalarında, düzenli şekilde ibadet eden kişilerin, diğerlerine nazaran daha düşük tansiyona sahip olduklarını, daha az gerilim içinde olduklarını görebiliyoruz.’ diyen Benson’ın bulgularına göre, dua ya da ibadet esnasında vücut fonksiyonları rahatlıyor ve beyin büyüyor. Yer ve gök dua üstünde durur der büyükler. Kur’an-ı Kerim’in tavrı çok nettir bu konuda: ‘Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olurdu.’ der ayette (Furkan, 25/77)’. Müslüman doğarken dua mırıltıları ile doğar, onunla büyür, günlük işlerine onunla başlar. Yalnız Müslümanların değil ehl-i kitabın ve hatta Budistlerin bile bütün kainatıdır dua.
Ellerde tesbih ‘Rab’ zikredilir. Ancak son yıllarda ‘dua etmek’ dini bir ritüel olmaktan bir adım öteye geçerek tedavi aracı olmaya başladı. Dua ile iyileşme süreci arasındaki bağlantıyı incelemek amacıyla yürütülen araştırmalar son derece önemli sonuçlar ortaya koyuyor. ABD ve İngiltere’de yapılan araştırmalara göre, hastalar için dua etmek, hastaların rahatsızlık belirtilerini azalttığı gibi, iyileşme sürecini de hızlandırıyor. Diğer bir deyişle; hem ‘dua eden’ hem de ‘dua edilen’ şifa buluyor. Durum böyle olunca başta Amerika ve İngiltere’de olmak üzere birçok ülkede ‘dua kulüpleri’nin sayısında artış gözleniyor. Birçok insan başı sıkıştığında ve hastalık kapısını çaldığında, doktorlarla birlikte duaya da başvuruyor.
Dua eden sıhhat buluyor 1960’lı yıllarda sadece şarkılara tema olan ‘dua’ 90’lı yılların ortalarından sonra ciddi anlamda araştırma konusu oldu. Bu tarihten sonra ABD’deki ‘dua ve sağlık’ konulu araştırmaların sayısı neredeyse ikiye katlandı ve ortaya çarpıcı sonuçlar çıktı. Sözgelimi, Michigan Üniversitesi’nin araştırmasına göre, dindarlarda depresyon ve stres daha az görülürken, Chicago’daki Rush Üniversitesi’nin araştırmasına göre, düzenli olarak ibadet ve dua edenlerdeki erken ölüm oranının, dine bağlı olmayanlara göre yüzde 25 daha az olduğu tespit edildi.
Dua eden kalp hastalarının, ameliyattan sonraki birkaç yıl içindeki ölüm oranlarının, etmeyenlere nazaran yüzde 30 daha az olduğu ortaya çıktı. Columbia Üniversitesi’nde yapılan araştırmada ise, üreme sorunları yaşayan kişiler için düzenli olarak dua okundu ve bir süre sonra bu kişilerdeki döllenme başarı oranının yüzde 8’den yüzde 16’ya çıktığı gözlemlendi. San Francisco Hastanesi’nde 393 kalp hastası üzerinde yapılan bir başka araştırmada ise, 150 hasta için düzenli olarak dua edildi. Tanımadıkları kişilerin kendilerine dua ettiği bu hastaların, ilaç tedavisine daha çabuk cevap verdikleri tespit edildi. ‘Dua ile terapi’nin yoğun olarak kullanıldığı Duke Üniversitesi’nden kardiyaloglar da dua eden hastaların daha hızlı iyileştiğini kanıtladı.
Üç yıl süren bu çalışmada 795 kalp hastasına dünyanın çeşitli yerlerinden, aralarında Amerika’da yaşayan Müslümanların, Nepalli Budist rahiplerin ve Manchester’li Hıristiyanların oluşturduğu 26 ayrı grup, dua etti. Yine 1998’de yayınladığı bir araştırmayla Dr. Elizabeth Targ, Afrika’daki bazı AIDS hastalarının toplu yapılan dualarla iyileşme gösterdiklerini kaydetti. Bazı araştırmalarda hasta ve dua edenin karşılıklı olarak birbirlerinden haberdar olmasa bile, ‘dua’nın yine şifa verici etkisini göstermesi, bilim adamları tarafından meselenin en etkileyici kısmı olarak nitelendiriliyor. Öte yandan inancın fiziki etkilerine yönelik bilim dünyasında sonuçları merakla beklenen son araştırma ise İngiltere’de yapılıyor. İngiliz bilim adamları, teologlar ve beyin uzmanlarından oluşan bir grup iki yıl sürecek bir çalışma sonucunda ‘Neden bazı insanların inançları güçlü, bazılarının değil?’, ‘İnancın acı üzerindeki etkisi nedir?’ sorularının cevabını araştırıyor.
İngiltere’de yeni oluşturulan ‘Zihin Bilim Merkezi’ne bağlı bilim adamları, bu sayede inancı, inancın gücünü ve sarsılma noktalarını anlamaya çalışacak. Grup duaları daha etkili Bilimsel çalışmaların da ‘duanın gücünü’ kanıtlaması doğal olarak dua gruplarının sayısını ve duaya olan talebi artırıyor. Nitekim İngiltere ve İrlanda’da sadece çeşitli Hıristiyan mezheplerine ait binin üzerinde dua grubu var. Küçük bir ada ülkesi olan Singapur’da bile 31 dua grubu bulunuyor. İngiltere’de bir milyondan fazla Hıristiyan’ın bağlı olduğu bir cemaatin sözcüsü Janet Holloway’a göre araştırmalar, duanın hastalar üzerinde pozitif etkisinin olduğunu kanıtlıyor. Holloway, ‘Birçok doktor alternatif terapiler arayışında iken biz de duayı bir alternatif olarak görüyoruz.’ diyor.
PSİKİYATRİ PROFESÖRÜ HAROLD G. KOENIG: Dindarlar daha uzun ve sağlıklı yaşıyor Dua etmeyenlere kıyasla, dua edenler üzerinde yaptığınız klinik deneylerden ne gibi sonuçlar elde ettiniz? Dua edenler ya da dindar hastalar, stresle daha kolay başa çıkıyor, depresyona girme oranları daha düşük oluyor, girseler de daha kolay çıkabiliyor. Depresyon, kişilerin hasta olduklarında yaşadıkları ciddi bir zihinsel sağlık sorunudur. Ümitlerini kaybedip her şeyden vazgeçerler. Din ve dua ise yaşama manâ katar, insana ümit verir. Bunlar ise kişinin ruhunu ayağa kaldırarak onu depresyondan çıkartır. Yaptığımız bir çalışmada, sağlıklı ve dua eden ihtiyarların, etmeyenlere oranla yüzde elli oranında, ortalama 6 yıl daha fazla yaşadıklarını gördük. Görüyoruz ki duanın zihinsel sağlığa katkısı, aynı zamanda fiziksel sağlığı da etkiliyor.
Yaptığınız klinik deneylerde sadece Hıristiyanlar üzerinde mi çalıştınız yoksa diğer dinlerin mensupları da araştırmalara dahil edildi mi? Amerika’dakilerin yüzde 90’ı Hıristiyan olduğu için bulgularımız doğal olarak Hıristiyanlarla ilgili haliyle. Bununla birlikte dünyanın diğer yerlerinde de, sınırlı da olsa Müslüman ve Yahudilere yönelik olarak benzer çalışmalar yapıldığını biliyoruz. Müslümanlarla ilgili olan çalışmalar Malezya’da yapılıyor. Buna göre endişe, depresyon ve üzüntü, dua edildiğinde ya da Kuran okunduğunda hissedilir derecede azalıyor. Bildiğim kadarı ile dua ya da Kur’an okumanın fiziksel sağlık üzerindeki etkilerine dönük bir çalışma yok. Ama yapılırsa aynı sonuçları vereceğine eminim.
Dua etmenin, çaresi olmayan
hastalıkların tedavisinde önemli bir rol oynayabileceğine inanıyor musunuz?
Dua etmek, iyileşmeyi hızlandırabilir mi? Son yüz yıl içersinde yapılan
bin 500 çalışmadan hareketle, ki bu çalışmaların yüzde ellisi dindar
insanların zihinsel ve fiziksel olarak daha sağlıklı olduğunu göstermekte,
dua etmenin gerçekten de tedavi edilemez hastalıklar üzerinde etkili
olduğunu ve iyileşmeyi hızlandırdığını söyleyebilirim. Tabii ki daha da
fazla araştırma lazım. Ama, eldeki veriler, düzenli dini hayat yaşayan
kişilerin, daha mutlu, fiziken ve ruhen daha dirençli olduklarını
gösteriyor. Ruhen sağlıklı olmalarının, bağışıklık, kan ve kalple ilgili
sistemler üzerinde de olumlu etkisi olduğunu biliyoruz. Stres, bedenin
doğal tedavi sistemlerinin direncini kırıyor. Dua ve dini yaşam ise stresi
azaltıyor, iyileşmeyi hızlandırıyor. Ama tabii ki bundan kişilerin sadece
hastalandıklarında dua etmeleri gerektiği sonucunu çıkarmamak lazım.
Sağlıklı iken de edilmeli ki, savunma sistemleri sürekli tetikte olsun,
beden direnci düşmesin. Böylelikle sağlıklı kararlar alabilirler, bu da
stresi azaltır.
LARRY SCHERWİTZ, PH. D. (California Pasifik Tıp Merkezi) ‘Enerjimiz dua
ile zaman ve mekânı aşıyor’ Dua, hayatımızda büyük bir rol oynuyor.
Üstelik sadece dua edilen adına değil, dua eden adına da. Dua etmek, bir
tür amaç, dikkat ve istikamet harmonisi. Aynı zamanda kalbi, kutsal olana
açmak manâsına da geliyor. Böylelikle amacımızı ve dikkatimizi kalbimiz
sayesinde bir yere kanalize ediyoruz. Şöyle de diyebiliriz; dikkatimiz ve
kalbimizdeki enerji, dua yoluyla, zaman ve mekanı aşıyor. Tabii bu, bu
konu üzerinde araştırmalar yapan biri olarak benim kişisel yorumum. Bir de
araştırmalar var. Çoğu kontrollü olan bu araştırmaların sonuçlarına göre;
dua etmenin insan organizması üzerinde, birçok durumda, mütevazı ama
istikrarlı bir etkisi var. Ne kadar çok dua edilirse, bu etkinin daha da
artacağına dair emareler olmakla birlikte, henüz bunu destekleyecek
yeterli veri elde etmiş değiliz. Ama sonuçlar, inancımızı destekliyor.
Peki dua herhangi bir hastalığın tedavi süresini kısaltıyor mu derseniz;
hastalık ve tedavi, sadece bedenle değil, ruh hali, kalp ve ruhun
kendisiyle de ilgili bir süreçtir, derim. Duanın kalp ve ruh üzerindeki
etkileri ortada iken, hastalığın iyileşmesine yardımcı olmuyor diyemeyiz.
ENES ERGENE (İlahiyatçı-yazar) ‘Müslüman’ın bütün kâinatı duadır’ Dua ve
zikir, Müslümanların her zaman en önemli gündemidir. Dua ve zikir, bir
Müslüman’ın bütün hayatını kuşatır. Nitekim Kur’an açık olarak şöyle der;
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin, sık sık anın. O’nu sabah-akşam
takdis ve tenzih edin...” (Ahzab, 33/41); “Duanız olmasaydı ne
ehemmiyetiniz olurdu.” (Furkan, 25/77); “Anın beni ki, anayım sizi.” (Bakara,
2/152); “Onlar Allah’ı ayakta, oturarak, hatta yan gelip yatarken de
anarlar.” (Âl-i İmran, 3/191)... Burada ideal bir Müslüman’ın portresi
çizilir âdeta. Yani bir anlamda onun zikir ve tesbihle sürekli iştigali
vurgulanır. Bu süreklilik onu evrâd u ezkarla bütünleştirir. Nasıl günde
üç defa cismani açlığını giderme ihtiyacı duyuyorsa, öyle de, her hali ve
tavrında Allah’ı zikrederek rûhî ve manevi açlığını giderir. Velhasıl, Hz.
Ali (ra), Efendimiz’in (sas) talim ettiği gece okunacak duaları hayatı
boyunca hiç terk etmemişti. Kendisine, “Nehrevan gecesi de mi?” diye
sorulduğunda, “Nehrevan gecesi de.” buyurdular. İmam Rabbâni Hazretleri
bir nâfile ve evrâd âşığı idi. Üstat Bedîüzzaman Hazretleri üç cilt olan
Mecmûatü’l-Ahzâb’daki duaları, onca meşgalesine rağmen on beş günde bir
hatmediyordu. Bir taraftan risaleleri yazıyor, Kur’an’la meşgul oluyor,
mahkeme ve müdafaa işleriyle uğraşıyor, yazılan risaleleri tashih ediyor
ve bin türlü rûhî ve manevi baskıya maruz kalıyor, ama yine de
Mecmûatü’l-Ahzâb’ı okumaya devam ediyordu. Hem talebelerinin hem de meskûn
bulunduğu mahallerdeki komşularının şehadetiyle, geceleri sabahlara kadar
ibadet ve ezkâr ile âh-u zâr ediyordu.
ALİ ÇİMEN - HAKAN YILMAZ