(09-Mart-2005/AA)Kansere neden olan zararlı kimyasallar vücuda hava, su ve besin yoluyla alınıyor.
Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, yapılan birçok araştırmaya göre, kansere, kalıtımın yanı sıra hava, besin ve suda bulunan zararlı kimyasallar ile bazı mikropların yol açtığını söyledi.
Kansere neden olan zararlı kimyasalların vücuda hava, su ve besin yoluyla
alındığını ifade eden Doç. Dr. Elmacıoğlu, besinlerin pişirilmesi
sırasında da kansere neden olabilecek zararlı kimyasallar oluşabileceğini
söyledi. Yüksek sıcaklıkta, doğrudan ateş teması ve yağda kızartmayla
pişirme sırasında ve besinlerdeki protein ve yağın yıkımıyla zararlı
kimyasalların oluşabileceğini belirten Doç. Dr. Elmacıoğlu, “Doğrudan
ateşle pişirmede, dumandaki kimyasallar da besinin içine girer. Besinleri
hazırlarken, pişirirken ve saklarken aşırı tuz kullanımı da özellikle mide
kanseri riskini arttırır” dedi.
Doç. Dr. Elmacıoğlu, zararlı kimyasallardan bir bölümünün de küflenmiş
besinlerle vücuda alındığını kaydederek, iyi kurutulmayan, uygun
koşullarda saklanmayan fındık, fıstık, tahıl ürünleri, kuru baklagiller ve
kurutulmuş meyvelerde çoğalan küflerin kanser yapıcı zehirler ürettiğini,
uygun koşullarda saklanmamış besinlerde çoğalan bazı mikropların da
özellikle mide kanseri riskini artırdığını söyledi.
Sindirim sırasında zararlı atıkların oluşacağını da belirten Doç. Dr.
Elmacıoğlu, bunların kalın bağırsaktan kısa sürede dışarı atılamamasının
da kanser yapıcı etki gösterebileceğini kaydetti. Zararlı kimyasalların
vücutta hücrelerin yapısını bozduğunu söyleyen Doç. Dr. Elmacıoğlu,
hasarlı hücrelerin zamanında onarılmaması ya da yok edilmemesi durumunda
bölünerek işlev görmeyen ‘tümör’ denilen hücre topluluğunu oluşturacağını
bildirdi. Doç. Dr. Elmacıoğlu, bu durumun da 15-20 yıl gibi uzun bir
süreyi gerektirdiğinden genellikle kanserin ileri yaşlarda ortaya
çıkmasına neden olduğunu bildirdi.
Antioksidantlar: Yararlı kimyasallar
Bu olumsuzlukların yanı sıra besinlerde kanser yapıcı zararlı kimyasalları
ve hava yoluyla alınan radyasyonu etkisizleştiren yararlı kimyasallar da
bulunduğunu belirten Doç. Dr. Elmacıoğlu, şu bilgileri verdi: “Bunlara
antioksidantlar denir. Bunlar bitkilerin yaprak, çiçek, meyve ve
tohumlarında bulunur. Bunların bir bölümü E ve C vitaminleri ile çinko,
selenyum gibi minerallerdir. Diğerleri ise karotenoidler, flavonoidler
gibi adlarla anılırlar. Antioksidantların en iyi kaynakları, yeşil
yapraklı sebze ve yenebilen otlar, sarı-turuncu renkli havuç, domates gibi
sebzelerle kayısı, kiraz, vişne, kara üzüm, karadut, böğürtlen, portakal,
greyfurt ve diğer meyvelerdir. Ayrıca, sarımsak, soğan, lahana, pırasa,
karnabahar, kereviz gibi sebzelerde bulunan özel tat verici bileşikler de
zararlı kimyasalları etkisizleştirme kapasitesine sahiptirler.”
TAZE SEBZE
Küçük yaştan itibaren taze sebze ve meyvenin çok yenmesinin kanser riskini
büyük ölçüde azaltacağını bildiren Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, şunları
kaydetti:
“Çocukluktan itibaren düzenli alınan taze sebze ve meyve, kanser riskini
azaltmada önemli etkendir. Günde en az 5-6 porsiyon sebze ve meyve
tüketilmesi önerilir. Buna ek olarak kalın bağırsakta biriken zararlı
atıkların hızla dışarı atılması için günlük beslenmede bağırsak hareketini
artırıcı, diyet posasını çok içeren kuru baklagiller, kepeği ve özü
ayrılmamış undan yapılan ekmek ve tahıl ürünlerinin yeterince
bulundurulması kalın bağırsak kanserinden korunmada yardımcı olur. Bunun
yanı sıra her gün yeterli miktarda yoğurt tüketimi de kanser riskini
azaltır.”
Doç. Dr. Elmacıoğlu, sigara kullanılmadığı ve çocukluktan itibarenönerilen
beslenme biçiminin uygulanmayla kanserden büyük ölçüde korunabildiği gibi,
yüksek tansiyon, kalp damar, şeker hastalığı gibi hastalıkların oluşumunu
azaltılabileceğini de sözlerine ekledi.