Hipertansiyon tanımı ve tedavisi
Prof. Dr.Tekin AKPOLAT
Kan dolaşımının sağlanması için bir basınç gereklidir. Bu basıncın
normalden fazla olmasına hipertansiyon denir. Hipertansiyon için
kullanılan diğer bir isim ise YÜKSEK TANSİYON'dur.
Kan basıncı ölçülürken 2 kan basıncı değerine bakılır; Büyük tansiyon (sistolik
kan basıncı) ve Küçük tansiyon (diyastolik kan basıncı). Kalbin kasılması
sırasında ölçülen kan basıncı, büyük tansiyon, kalbin gevşemesi esnasında
ölçülen kan basıncı ise küçük tansiyondur. Hem büyük tansiyon hem de küçük
tansiyonun normalden fazla olması HİPERTANSİYON'dur. Hipertansiyon tanısı
için büyük ve küçük tansiyondan birisinin normalden yüksek olması
yeterlidir. Gerek büyük tansiyon gerekse de küçük tansiyonun normalden
yüksek olması önemlidir. Bu konu unutulmamalıdır. Bazı hastalar küçük
tansiyondaki yüksekliği önemsememektedir; bu çok yanlıştır.
Hipertansiyon çok yaygın bir hastalıktır. Hipertansiyon kalıcı sakatlık ve
ölüm nedeni olan toplumsal bir sorundur. Hastaların azımsanmayacak bir
kısmının kan basıncı yüksekliğinin farkında olmaması,hipertansiyonun
önemini artırmaktadır. Toplumdaki 5-6 erişkinden birinde kan basıncı
yüksekliği vardır. Hipertansiyon değişik böbrek, kalp, damar
hastalıklarına, felçlere ve görme kaybına yol açabilir. Tuz tüketiminin
fazla olduğu toplumlarda, kan basıncı yüksekliğine daha sık rastlanır.
Belirtiler
Hipertansiyonun başlıca belirtileri baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı,
yorgunluk, burun kanaması, yol yürüme ve merdiven çıkmada zorlanma, bazen
çok sık idrara çıkma, gece uyurken uykudan kalkıp idrar yapma ve
bacaklarda şişliktir. Kan basıncının çok yükseldiği durumlarda, çift görme,
dilde peltekleşme, yüzde veya vücutta karıncalanma olabilir. Bu
belirtilerin hiçbirisi hipertansiyona özgü değildir, başka hastalıklarda
da izlenebilir. Ancak hastaların önemli bir kısmında hiçbir belirti yoktur.
Bu hastalarda hipertansiyon tanısı, sadece kan basıncı ölçümü ile
mümkündür. Bu nedenle hipertansif olmasa bile tüm hastalar, yılda en az
1-2 kez kan basıncını ölçtürmelidir.
Tanım ve
sınıflandırma
Hipertansiyonun tanımı ve sınıflandırması; ülke, zaman veya araştırmacıya
göre değişiklik göstermektedir. Genel olarak, sistolik kan basıncının (büyük
tansiyon) 14 cm Hg (140 mm Hg) ve diyastolik kan basıncının (küçük
tansiyon) 9 cm Hg'dan (90 mm Hg) yüksek olması hipertansiyon olarak kabul
edilir. Daha önce mevcut olan hafif-orta hipertansiyon gibi tanımlar,
hipertansiyonun yol açtığı hedef organ hasarı riskini saptamada yetersiz
kaldığı için yeni bir hipertansiyon tanım ve sınıflandırması yapılmıştır.
Hipertansiyonun tanım ve sınıflandırılması yapılırken günümüzde risk
faktörleri de değerlendirilmelidir.
Nedenleri
Hipertansiyonun nedeni, % 90-95 hastada bilinmemektedir (primer
hipertansiyon, esansiyel hipertansiyon) yani bilinen bir hastalığa bağlı
değildir. Yüzde 5-10 hastada ise hipertansiyon başka bir hastalığa
bağlıdır (sekonder hipertansiyon). Hipertansiyona yol açan hastalıkların
önemli kısmı böbrek kaynaklıdır. Endokrin (hormonal) sebepler ise önemli
diğer bir grubu oluşturmaktadır. Bu hastalıkların önemli bir kısmının
tedavi edilebilir nitelikte olması, hastalıkların tedavisi ile de
hipertansiyonun kalıcı tedavisinin mümkün olması her hastanın sekonder
hipertansiyon açısından değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Hipertansiyon
gelişiminde tuzun ve böbreklerin önemi
Hipertansiyon gelişiminde, tuzun çok büyük önemi vardır. Bazı insanlarda,
böbreğin tuz (NaCl) atma kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla
tuz alınması, hipertansiyonun ortaya çıkmasına veya hipertansiyonun
tedavisinde başarısızlığa yol açabilir. Gerek hayvan deneyleri gerekse
insanlar üzerinde yapılan çalışmalar, hipertansiyon gelişiminde, tuzun
rolünün olduğunu ispatlamıştır.
Böbreklerin hipertansiyon gelişimindeki rolü çok önemlidir. Hipertansiyonu
olan bir hastada, % 5 olasılıkla bir böbrek hastalığı vardır. Bu nedenle,
tüm hipertansif hastalar böbrek hastalıkları yönünden incelenmelidir. Bu
amaçla, basit bir idrar incelemesi bile çoğu zaman yeterlidir.
Hipertansiyonu olan bir hastada, böbrek hastalığının saptanması, böbrek
hastalığının erken tanısına ve tedavisine de olanak sağlar. Zaten böbrek
hastalığına bağlı bir hipertansiyon söz konusu ise, böbrek hastalığı
tedavi edilmeden hipertansiyonun kontrol altına alınması çok zordur. Bazı
durumlarda, hipertansiyon da böbrek hastalığına yol açabilir; "hipertansiyon
mu önce olmuştur böbrek hastalığı mı önce olmuştur" bunu ayırmak zor
olabilir. Bu durum, aynen "tavuk mu önce olmuştur yumurta mı önce olmuştur"
ayırımı gibi karmaşık bir hal alabilir.
Hipertansiyonun vücuda verdiği zararlar
İnsan vücudunda, tüm organ ve dokuları besleyen damarlar bulunur.
Hipertansiyon, kan damarlarında basıncın artması durumudur. Evimizdeki
musluklara suyu taşıyan su borularındaki gibi bir basınç, tüm damarlarda
mevcuttur. Nasıl su borularında basınç artışı, tıkanma ve patlamalara yol
açarsa, hipertansiyon da damarlarda patlamalara ve tıkanmalara yol açar.
Tüm organ ve dokularda damar olduğu için hipertansiyon tüm vücudu
etkileyebilir. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar; kalp, beyin,
böbrekler, büyük atardamarlar ve gözlerdir. Hipertansiyon bu organları
etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir. Hipertansiyonun
vücuda verdiği başlıca zararlar, aşağıda özetlenmiştir:
1. Kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma (koroner
arter darlığı), kalbi besleyen damarlarda tıkanma (kalp krizi)
2. Beyin kanaması, felç, beyin damarlarında daralma ve tıkanma
3. Böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma
4. Görme azalması ve körlük
5. Büyük atardamarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması, bu
damarlarda tıkanma. Bunların sonucu, kangren veya ani kanamalara bağlı
ölüm gelişir.
Hipertansiyonun vücuda verdiği bu zararlar, hastaların moralini
bozmamalıdır. Hipertansiyon tedavi edilebilir bir hastalıktır ve yeterli
tedavi ile bu zararlar minimuma indirilebilir. Bu zararları minimuma
indirebilmek için hastalarımızın Sık Yapılan Hatalar bölümünü mutlaka
okumaları gereklidir. Hipertansiyon zamanında teşhis edilip, uygun şekilde
tedavi edilirse, yukarıda sayılan hastalıklar ve bunlara bağlı ölümler
önlenebilir.
Tedavi
Hipertansiyon tedavisinde temel amaç, hedef organ hasarını önleyerek
sakatlık ve ölümleri azaltmaktır. Öncelikle mevcut olan diğer
kardiyovasküler risk faktörleri ve hedef organ hasarları tedavi
edilmelidir. Sekonder hipertansiyon olan hastalarda yani hipertansiyonu
başka bir hastalığa bağlı olan hastalarda hipertansiyona yol açan hastalık
tedavi edilmelidir.Hipertansiyonun nedeni saptanamaz ise kan basıncı,
hastaların yaşam düzeni değiştirilerek veya ilaçla düşürülmelidir.
Hastalarda yaşam düzeninin değiştirilmesi (ilaçsız tedavi) kesinlikle
ihmal edilmemelidir.
Hipertansiyon tedavisi planlanırken tartışılan iki
konu şunlardır:
1. Hangi kan basıncı değerlerinde antihipertansif ilaç başlanmalıdır?
Kan basıncı sistolik (büyük) 160 mm Hg veya diyastolik (küçük) 100 mm
Hg'nın üzerinde ise antihipertansif tedaviye hemen başlanmalıdır. Üzerinde
tartışılan değerler, sistolik kan basıncı (büyük tansiyon) için 140-160 mm
Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon) için 90-100 mm Hg'dır.
Antihipertansif tedavi ile kan basıncı düşürüldükçe, kardiyovasküler risk
doğru orantılı olarak azalmaktadır. Birleşik Ulusal Komite'nin (Joint
National Committee, JNC) 6. raporu ve Dünya Sağlık Örgütü'nün ( World
Health Organization) bu konudaki görüşleri farklı olmakla birlikte
birbirine benzer. Genel eğilim, hastada başka kardiyovasküler risk
faktörleri varsa, sistolik kan basıncı (büyük tansiyon) için 140-160 mm Hg
ve diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon) için 90-100 mm Hg değerlerinde
de ilaç tedavisine başlamaktır.
2. Antihipertansif tedavi ile kan basıncı hangi sınırlara düşürülmelidir?
Antihipertansif tedavi ile kan basıncı düşürüldükçe kardiyovasküler risk
doğru orantılı olarak azalmaktadır. Belli bir diyastolik kan basıncı
değerine ulaşıldıktan sonra, kan basıncının daha da düşürülmesi,
kardiyovasküler hastalık riskini arttırmaktadır. Günümüzdeki bilgilerle,
kan basıncının çok düşürülmesi sakıncalı olabilir. Bu konuda doktor karar
vermelidir.
Birleşik Ulusal Komite'nin 6. raporuna göre, kan basıncı, kesinlikle
140/90 mm Hg'nın altına düşürülmelidir. Kan basıncı, 140/85 mm Hg'ya
indirilebilir ancak daha fazla düşürülmesinin yararı belirsizdir.
Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre ise kan basıncı, yaşlılarda 140/90 mm
Hg'nın altına, gençlerde ise 120-130/80 mm Hg'ya indirilmelidir.
Diyabetik hastalarda (şeker hastalarında), kan basıncı 130/85 mm Hg'nın
altına indirilmelidir. Böbrek hastalığı olan hastalarda, kan basıncı daha
da aşağı değerlere düşürülmelidir. Bu değerler konusunda, hastaların
doktorlarına başvurmaları gereklidir.
İlaçsız tedavi yani yaşam düzeninin değiştirilmesi, kan basıncı
yüksekliğini kontrol etmenin yanısıra hipertansiyonunun önlenmesinde de
yararlıdır. Hastalar, ilaçsız tedaviyi kesinlikle ihmal etmemelidir.
Şişmanlık, şeker hastalığı veya kanında yağı yüksek (hiperlipidemi) olan
hastalarda, yaşam düzeninin değiştirilmesinin önemi daha da artar. Yaşam
düzeninin değiştirilmesi, hipertansiyonu tek başına kontrol edebileceği
gibi ilaç gereken durumlarda, ilaç dozunun azaltılmasına da olanak sağlar.
Diyetle tuz alınımının günde 100 mmol'ün (6 gram NaCl [tuz]) altına
düşürülmesinin kan basıncını düşürdüğü, birçok çalışmada gösterilmiştir.
Yaşlı, diyabetik (şeker hastaları) veya hipertansif hastalarda, diyette
tuz kısıtlamasının kan basıncını düşürücü etkisi, daha belirgindir.
Diyetle tuz kısıtlaması, kan basıncı kontrolünü kolaylaştırır,
antihipertansif ilaç ihtiyacını azaltır ve kalp büyümesini geriletebilir.
Diyette tuz kısıtlaması yapmak için gerekenler tuzsuz ekmek kullanılması,
yemek pişirilirken tuz atılmaması, sofraya konulmuş yemeklere, tadına bile
bakmadan tuz atma alışkanlığının terkedilmesi ve gıda seçiminde gıdaların
tuz içeriğine bakılmasıdır. Doktora danışmadan yapay tuz kullanmak zararlı
olabilir. Bunun 2 nedeni vardır;
1. Yapay tuzlarda, sınırlı da olsa tuz bulunabilir.
2. Bazı antihipertansif ilaçlarla yapay tuzların birlikte kullanılması,
sakıncalı olabilir.
Şişman hastalar mutlaka zayıflatılmalı ve ideal
kiloya getirilmelidir. 4-5 kilo kaybı bile kan basıncı kontrolünü
kolaylaştırabilir. Şişman hastalar en az 10 kg zayıflatılmalıdır. Kilonun
kontrol altına alınması, yağ metabolizması bozuklukları veya diyabetes
mellitus (şeker hastalığı) gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerin de
kontrol edilmesini kolaylaştırır.
Düzenli aerobik egzersiz (yürüme, koşma,
yüzme, bisiklete binme vb.) kilo kaybını hızlandırır, kan basıncı
kontrolunu kolaylaştırır, kardiyovasküler riski ve mortaliteyi azaltır.
Ağırlık kaldırma, vücut geliştirme gibi izotonik egzersizlerden
kaçınılmalıdır. Egzersiz sıklığı haftada en az 3 kez, tercihen 5 kez,
30-45 dakika süreli olmalıdır. Egzersizin 2 hafta bırakılması, olumlu
etkisini ortadan kaldırır. Kalp hastalığı gibi sorunları olanlar egzersiz
programına başlamadan önce, doktor kontrolünden geçmelidirler. Hastalar
araba kullanmaktansa toplu taşım araçlarını kullanmalı, kısa mesafelerde
yürüyüş yapmalı, asansöre binmektense yürümelidir. Günlük yaşantıda,
fiziksel aktivite arttırılmalıdır.
Sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Her sigara,
kan basıncını anlamlı derecede yükseltir. Sigara, antihipertansif tedavi
ile sağlanan kardiyovasküler risk korunmasını da azaltır. Sigara ayrıca
koroner arter hastalığı, inme (felç), subaraknoid kanama (beyin kanaması),
kanser, ani ölüm ve akciğer hastalığı riskini arttırır. Sigaranın
bırakılmasının kan basıncının düşürülmesine uzun sürede net bir etkisi
yoktur ancak sigara diğer kardiyovasküler riskleri de etkiler. Sigaranın
bırakılmasını takiben kilo alınmamasına dikkat edilmelidir. Hastasına
sigara içmemesini söyleyen doktorun inandırıcı olabilmesi için kendisinin
de sigara içmemesi gerekir. Türkiye'de ne yazık ki sigara içen doktor
sayısı çok fazladır. Ancak her hasta kendisinden sorumlu olduğunu
unutmamalıdır.