Duygusal bir film karşısında hıçkırarak
ağlayan kadınlar, kendi hayatlarındaki büyük acıları soğukkanlılıkla
karşılayabilirler. Oysa duyguları bastırmak, gelecekte daha büyük psikolojik
sorunlar yaratır..
Doğum nasıl doğal bir olay ise, ölüm de öyle.Tıp dünyasındaki gelişmeler
sayesinde bazı bölgelerde ortalama insan ömrü daha uzun olabiliyor. Fakat
sonucun hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği de kesin.
Şimdi ‘Ben ölecek miyim.... ‘ diyerek ağlamaya mı başlayalım? Elbette hayır.
Ölümü mümkün olduğu kadar az düşünüp, bize verilen zamanı değerlendirmeye
çalışmalıyız. Büyük acılar bizi bulduğu zaman da, uygulamamız gereken yöntem çok
farklı olacak.
Kadınların bazı davranışlarına akıl erdirmek çok zordur. Önemsiz sıkıntılar çoğu
zaman onlara bol bol gözyaşı döktürür. Ama büyük acılar karşısında
soğukkanlılıklarını muhafaza edip bir damla gözyaşı dökmemeye çalışırlar.
Kadınların böyle davranmalarının başlıca nedeni, gerektiğinde ne kadar güçlü
olduklarını göstermektir. Kadınların hepsi böyle davranır diye bir iddiamız yok.
Ama film izlerken ağlayan kadınların bir bölümü, filmde yaşanan acıları kendi
hayatlarında yaşarken çok farklı davranıyorlar.
Kadın, genç sayılabilecek bir yaşta hayata veda eden eşinin arkasından ağlamaya
çekiniyor. Artık evinin tek yöneticisi olduğu düşüncesi, kadının göz
pınarlarında biriken yaşları kurutuveriyor.
Evin idaresi, çocukların sorunları derken acısını yüreğine gömüp, ele güne karşı
da dimdik ayakta kalmaya çalışıyor. Ve genellikle de bunu başarıyor.
Bir süre için, evet sadece bir süre için o evde her şey yolunda gidiyor.
Annelerinin soğukkanlılığı sayesinde, hayatlarını eskisi gibi devam ettiren
çocukların baba özlemi yavaş yavaş kayboluyor. Her şeyin yolunda gittiği
sanıldığı sırada ise acısını yüreğine gömen kadının psikolojik sorunları, aileyi
yeniden sıkıntıya sokuyor.
Anılar için şükretmeli
Bastırılmış duygular, kadının ruh sağlığına zarar veriyor. Eşinin mezarı başında
iki damla gözyaşı dökmeyen kadın, yıllar sonra yaşama sevincini kaybediyor. Evet,
kabul ediyoruz, insanın acılar konusunda başkalarına tavsiyelerde bulunması
kolay. Aslında ateş elbette düştüğü yeri yakar.
Ama uğradığı felaketten sonra mantıklı düşünme yeteneğini kaybeden kişilere de
yardımcı olmak gerek. Yakınlarını kaybeden kadınların yaşadıkları sürece
kayıplarının yasını tutmaları beklenmemeli. Aksine bu kişilerin eski normal
yaşantılarına dönebilmeleri için onlara yardımcı olunmalı.
Ağlamamak, kaybedilen kişinin unutulduğu anlamına da gelmez. Kadın o kişiyle
geçirdiği güzel günleri anarken, böyle güzel anılara sahip olabildiği için
sevinmeli.
UZMAN GÖZÜYLE
Kişilerin acılarını bastırmaya çalışmaları, ruh sağlığı açısından çok sakıncalı.
Psikiyatristler, onlara başvuran hastalarının çoğunun bastırılmış duygularının
kurbanı olduklarını belirtiyorlar. Acıların kadını olmak kadar, gerektiğinde
acıları dışa vurmamak da ruh sağlığı açısından çok sakıncalı. Uzmanlar,
özellikle kadınların büyük acılara bu şekilde göğüs germelerini doğru
bulmuyorlar. Kadın, büyük bir kayba uğradığı zaman hiç çekinmeden ağlamalı,
yüreğini saran üzüntüyü dışarı vurmalı. Küçük olaylar karşısında paniğe kapılan
kadınların büyük acılara karşı nasıl böyle dayanıklı olabildikleri de ayrı bir
araştırma konusu. Gerçek acıları yok saymak, kişinin kendini ve yakın
çevresindekileri kısa bir süre için aldatabilmesini sağlıyor. Ama daha sonra
olacakların herkese büyük zarar vereceğini belirtelim.
Hastalıklar paylaşılmalı
Tehlikeli bir hastalığa yakalandığını öğrenen kadın ne yapmalı? İçindeki acıyı
üzüntüyü gizlemeyi alışkanlık haline getiren kadın, hastalığını da yakınlarına
açıklamak istemez. Fakat eninde sonunda durumunun bilinmesi gerekecektir. Ciddi
hastalık teşhisi elbette kadını sarsacaktır. Duygularını, korku ve endişelerini
ona en yakın olan kişilerle paylaşması doğru olur. Hastalığı atlatacağına
inanmak ve hayata sımsıkı sarılmak, en etkili ilaçtan daha yararlı olacaktır.
Eğer hastalanan kişi, kadının bir yakını ise, onun karşısına geçip durmadan
gözyaşı dökmesi yanlış olur. Soğukkanlı davranmalı. Endişesini, sıkıntısını,
hasta yakınına belli etmemeli.
Yazan: Lauren Picker
Derleyen: Azize Bergin/ Kelebek