Çocuklarımızı televizyona emanet etmeyelim
Televizyonun, hayatımızın önemli bir parçası haline geldiği bir gerçektir. Ülkemizde her 100 aileden 98'inin oturma odasında bir televizyon vardır.
Yetişkinler, günlerinin en az 2-3 saatini televizyon karşısında geçiriyor.
Bu oran gençler ve çocuklarda daha da artıyor. Bir çocuğun günde ortalama
3 saat TV izlediğini düşünürsek, bu yılda 1.100 saat eder. Bu zaman dilimi,
insan ömrüne göre hesaplanacak olursa, 70 yaşına ulaşmış bir kimse,
ömrünün 7-10 yılını televizyon başında geçiriyor demektir.
Çocuklar
neleri izliyor?
İlköğretim öğrencilerinin büyük çoğunluğunun, en çok şiddet içerikli yerli/yabancı
dizileri, en az çocuk programlarını izledikleri belirlenmiştir. Yapılan
araştırmalar, şiddet içerikli programları izleyen çocukların daha yüksek
oranda fiziksel şiddete başvurduklarını ve fiziksel şiddeti bir çözüm yolu
olarak benimsediklerini göstermiştir.
Son yıllarda, okullarda şiddet olaylarının hızla artmasında dizi ve
programların etkisi en önemli sebeptir. Öğretmenler sık sık çocukların
birbirlerine karşı hoşgörüsüz, bencil, sevgisiz ve rekabetçi olduklarından
şikayet ediyorlar. Çocuklar aralarındaki en küçük bir anlaşmazlığı bile
fiziksel şiddet kullanarak, birbirlerini tehdit ederek, gruptan dışlayarak
ya da alay ederek çözmeye çalışıyorlar.
Şiddet en iyi
TV’den öğrenilir!
Zaman zaman gazetelerde okuduğumuz "11 yaşındaki çocuk arkadaşını vurdu",
"televizyondan etkilenen 8 yaşındaki bir ilkokul öğrencisi kendini
gravatla gardıroba astı", "liseli öğrenciler birbirlerini bıçakladı" gibi
haberler çocuk ve gençler arasında yayılan şiddetin boyutunu gözler önüne
sermektedir.
Gençler
şiddet uygulayıcısı "kahraman"ı örnek alıyor
Şiddet üzerine yapılan birçok araştırma çocukların şiddeti taklit
ettiklerini göstermektedir. Ailece, beğenerek izlediğimiz pek çok dizide
şiddet kimi zaman açık, kimi zaman gizli ve ince bir şekilde verilmektedir.
Pek çok dizi karakteri, şiddeti tek problem çözme yöntemi olarak
kullanmakta, saldırganlık ödüllendirilmekte, gücün gereği olarak
sunulmaktadır. Şiddet uygulayan karakterler haklı, sempatik, sihirli,
doğaüstü güçlere sahip ve aslında iyi kalpli karakterler olarak
yansıtılıyor.
Acı ve şiddet insanları duyarsızlaştırıyor
Ekranlarda sürekli kan, gözyaşı ve şiddet gören insanlar, bir müddet sonra
kendi yakınlarında cereyan eden acılara karşı duyarsızlaşıyorlar.
Televizyon, gerçeği bir film gibi algılamamıza neden oluyor. Vurulmuş bir
bebek görüntüsünü ya da tankların üzerine yürüyen çocuk görüntüsünü bir
Hollywood filmi izler rahatlığında seyredebiliyoruz. Çünkü daha önce bu
tür görüntüleri, filmlerde defalarca görmüştük. İnsanların acı ve dramları
şova dönüştürülüyor. Bu programları izleyenler, bir süre sonra komşusunun
dramına.
TV’lerde pek
çok yanlış davranış biçimi öğretiliyor
Her ne kadar TV yetişkinler için bir eğlence aracı olsa da, çocuk ve
gençler için eğlencenin ötesinde bir anlam taşır. Televizyon, çocuk ve
genç için gerçek dünyaya açılan bir pencere, kolayca bulamadıkları
bilgileri edindikleri bir kaynak görevi de görür. Peki ailece izlediğimiz
en popüler dizi ve programlarda karakterler, diyaloglar, tema ve hikayenin
gidişi gençlere ne tür mesajlar veriyor?
Mesela, pek çok popüler dizide karşı cinsle nasıl konuşulacağına dair
örnek söz ve davranışlar yer almakta, kadın-erkek ilişkileri özgürlükçü,
risk almaya açık, romantizm ve cinsel odaklı işlenmektedir. Güzel kadınlar
ve zengin erkekler, büyülü bir aşkın atmosferinde, her türlü ahlâki değeri
yok sayarak bir araya gelmekte, evlilik dışı ilişkiler bu atmosferde
olağan görülmektedir.
Kimi gençlik dizilerinde gençler otoriteye başkaldırmaya özendirilmektedir.
Hedefe ulaşmak için her yolun mubah sayılması, lüks, boşanma, serserilik
gibi konular pek çok dizinin temasını oluşturmaktadır.
Geleneksel
değerler, bunu temsil eden karakterler alay konusu oluyor.
Dizi ve haber programlarını izleyerek, suç tekniklerini öğrenmek mümkün.
Bir evin kapısı gizlice nasıl açılır, başkasının kredi kart bilgileri
nasıl elde edilir, çanta nasıl kapıp kaçılır gibi. Bazı hukukçular 5
yaşından itibaren televizyon izleyen çocukların 15 yaşına geldiklerinde,
18 bin saldırı, cinsel taciz ve işkence yolu öğrendiklerini belirtmektedir.
Dizilerde
cinsiyetlerin rol tanımları
Kimi dizilerde de kadın özgürlükçü, hırslı, başına buyruk, erkekler ise
maço gibi görünmeye çalışsa da aslında zayıf, biraz da aptal olarak da
işlenebilmektedir. Bazılarında da kadınlar zayıf, pasif, en büyük amacı
erkeği elde etmek olan, kurtarılmayı bekleyen taraf, erkekler ise
saldırgan, yarışmacı, güçlü, sürekli hizmet talep eden taraf olarak
gösterilmektedir.
Geleneksel değerleri benimsemiş karakterler eğitimsiz gösterilirken,
eğitimli ve karizmatik karakterler Batılı değerleri benimsemektedir.
Aynı şekilde, dizilerde yer alan mesajlarda, kadın ve erkekler akıl ve
vicdanlarıyla değil, duyguları, tutkuları ve hırsları ile karar almaktalar.
Aşırı TV izleyenler gerçek dünyayı da "film" gibi algılıyor
Kişiliklerini şekillendirmeye çalışan gençler, dikdörtgen bir kutu
içerisinde gördükleri yetişkinlerin ve başka insanların hayatlarını gerçek
olarak algılayabilmekte ve onlar gibi yaşama arzusu duyabilmektedir.
Örneğin, sürekli ekranlarda zenginlerin abartılı yaşam tarzını gören
gençler, bu yaşamlara özenmektedir. Dizilerde orta sınıf bir aile bile,
gerçek hayattaki orta sınıf bir aileden, çok daha zengin ve refah içinde
tanımlanmaktadır. Karakterler hırsları veya duyguları uğruna her türlü
riski kolayca almaktadır. Televizyonda duygusal ve fiziksel birliktelikler
hep evli olmayan çiftler arasında cereyan etmektedir. Günde en az 3-4
saatini bu tür yaşamları izleyerek geçiren insanlar, bir müddet sonra
gerçek hayatı bu şekilde algılayabilmekteler.
TV gizli
kalmış duyguları açığa çıkarıyor
Televizyon, psikolojik bir uyaran görevi görerek, gizli kalmış ve henüz
uyarılmamış duyguları açığa çıkarmaktadır. Çok küçük yaşlardan itibaren
sürekli yetişkin yaşantısına ait görüntüleri gören çocuklar, daha erken
bir yaşta ergenliğe girmekte, cinsel olarak daha erken olgunlaşmaktadır.
Bazı dizilerde çocuk karakterlerin nasıl flört ettiklerini izleyen
çocuklar, sınıf arkadaşlarına aynı şekilde yaklaşabilmekte, erken
yaşlardan itibaren kız-erkek arkadaş edinebilme telaşına düşmektedir.
TV, kadın ve
çocukları tüketim çılgınlığına sürüklüyor
Tüketime yönelik birçok ürünün tanıtımı, artık sadece reklamlarda değil,
pek çok programın içinde yer almaktadır. Sadece dizilerde, özellikle kadın
ve çocukları hedef alarak daha fazla tüketmeleri için, yüzlerce mesaj
gönderilmektedir. Her gün izlediğimiz bu programlar suni ihtiyaçlar
yaratmaktadır. Pek çok dizide çocuk ve gençler sigara, alkol kullanmaya
özendirilirken, kadınlar daha fazla güzellik malzemesi kullanmaya teşvik
edilmektedir.
Ayrıca hepimizin de bildiği ve tanık olduğu gibi, reklamlar, kısa süreli
ve hareketli oldukları için 6-7 aylık bebekleri bile cezbetmektedir. Bu da
henüz taze çocuk beyinlerin tüketim arzusu ve marka istekleri ile
dolmasına neden olmaktadır. Reklam Yaratıcıları Derneği'nin düzenlediği
konferansta sunulan bir bildiride, çocukların ailelerin satın aldığı ürün
ve markaların % 67'sinde etkili olduğu belirtilmiştir.
Çocukların
anne babaları ile ilişkileri bozuluyor
Televizyonda hem modern ve bakımlı hem de çocuğunun ihtiyaçları ile
yakından ilgilenen anne modelini gören çocuklar, neden kendi annelerin de
bu kadar bakımlı olmadığını ya da neden onların da sofralarında 4-5 çeşit
yemek olmadığını sorguluyorlar. Çocuklar, dizilerdeki çocuk karakterlerden
etkilenerek, babalarından bütçelerini aşan ürünler istiyorlar. Dizilerle,
bu talepleri yerine getiremeyen ebeveynlerin suçluluk duyması sağlanmaya
çalışılıyor. Bazı dizilerde ise ailenin sahip olduğu geleneksel değerler,
gencin önünde bir engelmiş gibi lanse edilmektedir. Genç mutsuzdur ya da
kötü yola düşmüştür; çünkü ebeveyni onu anlamamıştır.
Televizyon, kelime hazinemizi daraltıyor
Programlarda, Türkçe yanlış, kötü, yabancı özentili ve kısır bir şekilde
kullanılmaktadır. İnsanoğlunun binlerce yıllık dostu olan kitap,
televizyon karşısında fazla direnememekte, gençler kitap okumak yerine
televizyon izlemeyi tercih etmektedir. Oysa kitap okumak dikkat yoğunluğu
ve düşünmeyi gerektiren bir eylemdir.
Okumak zihinsel kapasiteyi geliştirirken, televizyon kitapta sayfalar
dolusu anlatılan bir olayı saniyelik bir görüntüye indirgemektedir.
Televizyonun bu hazırcı ve zihni kullanmayı gerektirmeyen özelliği,
düşünmeyen, rahatına düşkün, yüzeysel bilgilerle donanmış bir neslin
yetişmesine neden oluyor.
Televizyonun
zararlarından nasıl kurtulabiliriz?
1-Ailelere düşen, öncelikle çocuğu televizyon karşısında yalnız ve
savunmasız bir biçimde bırakmamaktır. İzlediği programları mümkün
olduğunca birlikte seyredin. Zaman zaman onunla konuşarak zararlı
gördüğünüz konularda yorum yapın, "Bu çocuğun arkadaşına vurması çok
yanlış değil mi? Konuşarak da problemini çözebilirdi" gibi.
2-Çocuğunuzun her programı izlemesine izin vermeyin.
3-Çocuğunuza model olun, siz de programlar konusunda seçici davranın.
4-Çocuğunuzu televizyon izlemek yerine, kitap okumaya yönlendirin.
5-Çocuğunuzun odasına ve kendi yatak odanıza asla televizyon koymayın.
Televizyon, oturma odasında ve merkezi olmayan bir yere konulmalıdır.
6-Zararlı gördüğünüz yayınları RTÜK'e bildirin. (Alo RTÜK hattı No: 178)
Çocuk ve
gençlik dizilerinin analizi
Sihirli Annem:
Dizinin bütün sahnelerinde mutlaka olmadık bir sihirle olmadık bir şeyi
anında yerine getiren sihirli insanlar, gerçek hayata ait genel geçer
kuralları sihirle karıştırmaya çok müsait olan çocukları hayata karşı
yabancılaştırıyorlar. Çocuklar, çalışarak kazanma yerine ütopik bir takım
sihir dolu hayallere yönlendiriliyor.
Sihir yapan bütün insanlar bazı insanları "yağcı, yalancı" gibi sıfatlarla
isimlendirerek, insanların özel hayatlarını sihirli küreleriyle "dikizleyebiliyorlar."
Böylece de çocuklara ‘sizler de birbirlerinizin özel hayatlarını
araştırabilir, aile sırlarınızı öğrenebilmek için her yolu
deneyebilirsiniz’ mesajı gönderiliyor.
Her bölümde mutlaka alkol kullanımına yönelik gizli açık yönlendirme
bulmak mümkün.
Dizideki büyükanne Dudu, kocasını köpek yaptıktan sonra başka erkeklerle "flört"
yapabiliyor. Dizide güvensizlik, yalan, kandırma, iftira konuları eksik
olmuyor.
Dizideki kahramanlar Yunan mitolojilerindeki "tanrı"lar gibi lanse
ediliyor.
Hayat Bilgisi
Lise öğrencileri yılbaşı kutlamalarını dansöz eşliğinde yapıyor. Böyle bir
partide içki kullanımının çok normal olduğu imajı veriliyor.
Ailelere alkol aldıktan sonra daha samimi bir ortamda itiraflar
yapılabileceğini öğretiyor Hayat Bilgisi... Gençler "her anlamda" "özgür"
olmalı telkinleri... Büyüklere, arkadaşlara yalan nasıl söylenir dersleri...
Vasıfsız, aidiyetsiz, içi dolmamış "ilişkiler ağı" diziden yansıyanlar.
“Lakapları” ile konuşan bir gençlik...
Garip kasıntıları ve konuşmasıyla dikkat çeken ve sürekli negatif enerji
yayan bir din dersi öğretmeni.
Avrupa Yakası
Avrupa Yakası isimli dizide oynayan bir karakterin, “Kal geldi”, “Oldu
gözlerim doldu”, “Oha falan oldum” hatta bunun daha seviyesizcesi “Çüş
falan oldum” gibi kullandığı ifadeler bugün çoluk-çocuk herkesin ağzında.
Bu durum özellikle çocuklarımızın dil gelişimini olumsuz yönde etkiliyor
ve argo kültürü televizyonlar vasıtasıyla geniş kitlelere süratle
yayılıyor.
Amerikan minikleri şiddet-kolik!
MEHMET BARANSU
15 yaşındaki Charles Andrew Williams, çelimsiz bir yapıya sahipti. Öteden
beri arkadaşları tarafından her fırsatta aşağılanıyordu. Charles için en
çok kullanılan tabirler; “ucube”, “kemik torbası” ve “salak”tı.
California’nın San Diego kentindeki Santana Lisesi’nde okuyan Willams,
2001 yılının bir ilkbahar günü elindeki 22 kalibrelik silahla okulun
soyunma odasına dalmış ve silahını orada bulunanların üzerine rastgele
ateşlemişti. Çok fazla süre geçmeden üçüncü kez şarjörünü değiştirmiş ve
tam 30 kez ateş etmişti. 2 arkadaşını öldürüp 13 kişiyi de yaralayan
Charles, gülerek, “Ben yaptım! Yalnızca bendim!” diyerek, ellerini başının
üstüne koymuş ve polisin gelmesini beklemişti. Tek başına böyle bir şey
becerebildiği için ödül bekliyor olmalıydı.
14 yaşındaki Carneal’in hikayesi de Charles’ten farksız değildi. O, farklı
bir atış tekniği sergilemişti. Kurbanlara (7 kişi öldürdü) birçok kez ateş
etmek yerine, diğer hedefe geçmeden beklemiş ve kolunu ileri-geri hareket
ettirerek, tek atışla hedeflerini vurmuştu. Avukatı Jack Thompson bu
davranışını, “O, bunu kurşunların harcanmadığı bir video oyunundan
öğrenmiş” cümleleriyle izah ediyordu. O da hiç sektirmediği ve birer
kurşunla “işini bitirebildiği” için ödül bekleyen bir psikoloji içindeydi.
Carneal ve Charles’in hikayeleri Amerika’da ne ilk ne de son. ABD sık sık
kanlı okul baskınlarına sahne oluyor ve gençleri şiddete, kanlı
saldırılara neyin sürüklediği tartışılıyor. Yapılan tüm araştırmalar,
şiddet artışının en önemli sebebi olarak medyayı gösteriyor.
18 yaşına gelen çocuk en az 200 bin şiddet içerikli görüntü izliyor
Amerika’daki çocuklar 18 yaşına geldiklerinde en az 200 bin şiddet
içerikli film, görüntü ve benzeri programlar izliyorlar. Bunların 18 bini
kan ve cinayet içeriyor. İlkokulu bitiren çocuklar, 20 binin üzerinde ölüm,
yaklaşık olarak 80 bin şiddet içerikli görüntüye tanıklık ediyorlar.
Bilgisayar ve bilgisayar ürünlerinin bu araştırmalar içinde olmadığı,
yalnızca televizyon verilerinin kullanıldığı da düşünülürse, çocukların
içinde bulundukları durumu tahmin etmek zor olmasa gerek.
The Center for Media and Public Affairs de 2003 yılında, televizyonlarda
1846 şiddet içerikli film ve görüntüyü teşhis etti. Bu görüntülerin büyük
bir bölümü de sabah, 6 ile 9 saatleri arasında çocuklarla buluşuyordu.
“Televizyon seyretme ile suç oranının artması arasında bir ilişki var mı?”
sorusu, Amerika’da son yıllarda tartışılan konuların başında geliyor.
Gençlerin ölüm sebepleri arasında başı çeken sebep ise silah.
Çocuk tutuklu
sayısı sürekli artıyor
14-17 yaşları arasındaki çocukların tutuklanma oranı 1950’de yüzde 4 iken,
bu oran 1990’da yüzde 13,2’ye, 2003 yılında ise 18,6’ya yükseldi. 15-24
yaşlarındaki beyaz erkekler arasındaki cinayet oranı 1960’ta 100 binde 5,9
iken, bu oran yüzbinde 19,9’a, 2003 yılında ise 100 binde 37,4’e yükseldi.
1960’ta siyahlar arasındaki cinayet oranı 100 binde 43,7 iken 1990’larda
bu oran 100 binde 109,1, 2003 yılında ise 400,3’ün üstüne yükseldi.
Marian Wright E. Çocuk Savunma Fonu “Çocukların çocukları öldürmesi
trajedisinin, çocukların çocuk sahibi olması krizini gölgede bıraktığını”
bildiriyor.
80’lerin ortalarında FBI raporlarına göre, 1950’den itibaren çocukların,
fakirlerin ve kadınların işlediği suçlarda yüzde 300’lük bir artış oldu.
Suça neden olan birçok faktör olmasına rağmen yapılan incelemeler sonucu
bu kişilerin diğerlerine oranla daha fazla TV seyrettikleri ortaya çıktı.
Illinois Üniversitesi görevlilerinden Dr. Leonard Eron 400 seyirci
üzerinde tam 22 yıl çalışmış. Araştırma sonucu doğumundan 8 yaşına kadar,
şiddet içerikli film seyredenlerin 30 yaşına geldiklerinde çok ciddi
suçlar işledikleri ortaya çıkmış.
Amerikan Akıl Sağlığı Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada da, televizyondaki
şiddetle gerçek hayattaki saldırganlık arasında bir bağ olduğu ve bunun 3
temel özellik üzerine kurulduğu görülmüştü:
1- Çocuklar saldırgan hareketleri TV’den öğreniyorlardı.
2-Gerçek hayattaki şiddete karşı duygusuz hale geliyorlardı.
3-Şiddet tarafından mağdur olduğu korkusu kazanıyorlardı.
Amerika’da işlenen okul cinayetlerinden sonra Ulusal Okul Güvenliğini
Sağlama Merkezi, okul çağındaki çocukların saldırgan eğilimlerini anlamak
üzere bir rehber hazırladı. Rehberde yer alan ipuçları şöyleydi: “Öğrenci
sık sık öfke nöbetleri geçiriyor ve kontrolünü kaybediyorsa, okuldan
kaçıyor, uzaklaştırma alıyorsa, kovulmuşsa, ailesinden veya kendini
yetiştiren herhangi birinden yakınlık görmüyorsa, şiddet içeren konuşmalar
ve hareketler yapıyorsa, okula bıçak, silah vb. getiriyorsa, alkol,
uyuşturucu ve diğer maddelere karşı ilgisi ve bağımlılığı varsa, içine
kapanıksa” bu özellikleri gösteren öğrencilerin, cinayet işleme riski
oldukça yüksekti.
Evde
çocuğunuzdan sürekli kötülük yapmasını isteyen biri var!
Cinayet psikolojisi uzmanı Dave Grosman ise medyanın çocuklara birçok
örnek alacak kişilikler sağladığını düşünüyor. “Çocuklar televizyonda
gördükleri kişilikleri taklit etmeyi seviyor. Trajik olarak medyadan
etkilenmiş taklit suçlar, hayatımızın bir gerçeği olarak karşımızda
duruyor. Bu gerçekler Tv kanallarının konuşmayı tercih etmediği gençlik
suçlarının bir parçası.”
Yale Üniversitesi görevlilerinden Dr. Jerom Singer’in şiddet ve Tv üzerine
yaklaşımı ise oldukça ilginç. Ona göre aileler, evlerinde ne olduğunun
farkında değiller. Aileler evlerinde yabancı birinin olduğunu akıllarından
çıkartmamalı ve şöyle düşünmeliydi:
“Evinize geldiğinizde yabancı biriyle karşılaşıyorsunuz. Bu kişi,
çocuklarınıza kavga etmeyi, dayak atmayı, dövüşmeyi öğretiyor. Ya da buna
benzer tüm argümanları satmaya çalışıyor. Siz bu insana ne yaparsınız? Onu
biraz da şiddet kullanarak evden atmaz mısınız? İşte size örnek. Eve
geliyorsunuz ve başköşedeki Tv’niz çocuğunuza aynı şeyleri satmaya
çalışıyor!
ABD’de
raporlar titizlikle hazırlanıyor; ama...
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalı master
tezim olan Amerika’daki Çocuk Cinayetleri ve Medya Etkisi konulu
araştırmam için Colombia Üniversitesi ve Amerikan Çocuk Sağlığı
Enstitüsün’de kısa süreli incelemelerde bulundum. Programların şiddet,
cinsellik dahil her yönden içeriklerinin çözümlendiği bu araştırmalarda,
çocukların sağlık, sosyal, duygusal ve olayları kavrama gelişimi yönünden
veri değerlendirme programlarına da katılma şansım oldu. Çalışmalarla
çocukların günde kaç saat televizyon izledikleri, filmlerdeki şiddet oranı
ve bunların küçükler üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerle ilgili
sonuçlar ilgili doktorlar tarafından değerlendirilip, rapor halinde
üniversitelere, aile-sağlık, sivil toplum kurumlarına ve RTÜK’ün karşılığı
olan Federal Communications Commission’a (FCC) değerlendirilmek üzere
gönderiliyor. ABD’de hemen hemen her üniversitede benzer araştırmalar
yapılıyor ve ilgili kurumlar bu konuda raporlarla bilgilendiriliyor.
FCC’nin herhangi bir cezai müeyyide imkanı olmadığı için sadece incelikle
rapor tutulmuş ve kamuoyu bilgilendirilmiş oluyor.
Türkiye’de
rapor da yok, önlem de!
Amerika’da konuyla ilgili, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları,
hastaneler, psikologlar ve yüzlerce kuruluş konuyla ilgili bu çalışmaları
yapıp, ilgili kurumlara rapor olarak aktarırken, Türkiye’de bu çapta,
sistemli bir araştırmadan bahsetmek, maalesef mümkün değil. Bugün
Türkiye’de bir çocuğun ne kadar televizyon izlediği, günde, ayda kaç adet
şiddet unsuruyla yüz yüze geldiği, nasıl etkilendiği gibi konularda
herhangi bir bilgi bankasının bulunmaması da acı; ama gerçek olarak
önümüzde duruyor. Üniversitelerin ilgili bölümlerinde hiçbir verinin
olmaması da işin diğer bir yanı. Emniyet’in kamuoyuna aktardığı bilgiler
de sınırlı dahi olsa 10-15 yıl sonraki Türk gençliğinin profilini ortaya
koyması bakımından oldukça önemli. “2004’ün ilk 10 ayında 27 bin 141 çocuk
şiddet mağduru, 0-18 yaş arasında 84 bin 926 çocuk da ‘suç’ kurbanı ya da
aktörü olmuş.”
RTÜK’e ayrılan ve milyonlarca YTL’lik bir meblağ tutan miktardan ayrılacak
tahsisatla konuyla ilgili olarak akademisyenlerin yapacağı bilimsel
çalışmalar desteklenebilir.
Hazırlayan: Psikolog Çiğdem Alparslan/Zaman