Çanakkale'ye "Tıbbi" bakış
(20-3-2005/Zaman) Çanakkale’de savaş sadece düşmana karşı değil, sıtma, dizanteri, kuşderen gibi hastalıkların yanı sıra bitlere karşı da yapılıyordu. İşte Çanakkale’deki cepheden bir tablo: “Savaş, çarpışırken ölümden ibaret değildi. Teçhizat ve malzeme eksikliğinden ameliyatlar gereği gibi yapılamıyor, kimi durumlarda yaralılar doğrudan doğruya ölüme teslim ediliyordu.
Bu savaşta karın yaralanmalarının çoğu ölümle sonuçlanıyor. Böyle
hastaları kendi haline bıraktığımızda ölüyorlar; ameliyat ettiğimizde de
ölüyorlar. Ümitsiz görünenleri hiç ellemiyorduk. Ama kurtarılabilecek
olanların da çoğu ölüyordu. Çünki onlara dönüp bakacak zamanımız yoktu! Bu
satırlar, Çanakkale Savaşı’nda sıhhiyeci olarak görev yapmış bir doktora
ait. Siperlerde yaralanan askerlerin, sedyelerle 20 dakikalık mesafeye
taşınıp tedavi edildiği Çanakkale. Çoğu zaman da müdahale yapılmadan
ruhunu teslim ettiğinden yaralıların getirildiği Çanakkale Cephesi’nin
sıhhiye çadırları. Dizanteri salgınını önlemek için killi toprak yiyenler,
yarası temizlenmek için ölü deriyle birlikte kasları kesilip atılanlar,
sıtmayı önlemek için ateş yakarak sinekleri kaçırmaya çalışan doktorlar...
Acı bir ilaç gibi boğazda takılıp kalıyor Çanakkale...
Çanakkale, Acı İlaç, şimdiye kadar hep muharebe yönüyle konuşulan
Çanakkale Cephesi’nin sıhhiye hizmetlerine mercek tutuyor. Deva Holding
tarafından çıkarılan “Çanakkale, Acı İlaç” kitabında dönemin sıhhiye
hizmetleri, yaşanan imkansızlıklar ve ölüme terk edilen neferler, çavuşlar
ve komutanlar var. Türk ve Anzak askerlerinin yazdığı mektupların yer
aldığı kitapta, cephe gerisinde verilen mücadele anlatılıyor. Çanakkale’de
savaş sadece düşmana karşı değil, sıtma, dizanteri, kuşderen gibi
hastalıkların yanı sıra bitlere karşı da yapılıyordu. İşte Çanakkale’deki
cepheden bir tablo: “Savaş, çarpışırken ölümden ibaret değildi. Teçhizat
ve malzeme eksikliğinden ameliyatlar gereği gibi yapılamıyor, kimi
durumlarda yaralılar doğrudan doğruya ölüme teslim ediliyordu. Salgın
hastalıklar, yetersiz beslenme, bit, karasinek ve sivrisinekler, kirli su
kaynakları, arıtma malzemelerinin kıtlığı, ameliyat imkanlarının
noksanlığı, malzeme eksikliği gibi sorunlar hiç bitmiyordu.”
Çanakkale Savaşı’nda Gelibolu, Kilidbahir, Seddülbahir, Anafartalar ve
diğer cephelerde binlerce şehit veren Türk ordusunun karşısında İtilaf
Devletleri 257 bin kayıp verdi. Cephede yaralanan askerleri cephe
gerisinde başka tehlikeler bekliyordu. Salgın hastalıklar, şoklar ve
yetersiz malzemeyle yapılan ameliyatlar.
Sıtma, tifüs, iskorbüt, dizanteri, kolera... Çanakkale’de cephe gerisinde
savaş verilen düşmanlar bunlar. Biriken sularda çoğalan sivrisineklerin
sebep olduğu sıtmaya karşı Alman doktorun aldığı tedbir: “Deve, at, öküz
ne bulurlarsa hayvanların kurutulmuş gübrelerini küçük kümeler halinde
kampa paralel şekilde dizerek ateşe vermeyi ve sonra üstünü toprakla
örtmeyi teklif ettim. En azından sivrisineklerin büyük kısmı böylece
kaçabilirdi.” Ağustos ayının sonlarına doğru, birkaç gün içinde 500 kişide
görülen dizanteri salgınına karşı mücadele ise bir alayın tümüne bol
miktarda killi toprak yedirilerek yapılmıştı.
Çanakkale’de, şok yaralı bir asker için ölüm anlamına geliyordu. Şok
tedavisinde yaralıya ilaç olarak morfin ile atropin veriliyordu. Şok
durumunda fazla kan kaybı, tansiyonun aşırı düşmesine sebep oluyor, bu da
ölüme yol açıyordu. Tansiyonun düşmesini engellemek için damardan tuzlu su
veriliyordu. Tuzlu su, kan dolaşımındaki sıvı miktarını artırıyor, böylece
tansiyon yükselmiş oluyordu. Kan verme işlemi henüz yeni uygulanmaya
başlanmıştı. Ancak, kan vermek o kadar acı bir işlemdi ki kan veren asker
bir hafta izinli sayılıyordu.
Cephede yapılan en zor tedavi şüphesiz ki ameliyatlardı. Omurga, göğüs,
kafa ve karın yaralanmalarının çoğu ölümle sonuçlanıyordu. Ameliyat olan
hastayı bekleyen başka bir tehlike de enfeksiyondu. Donanma hastanesine
veya sahra hastanelerine gidebilecek kadar dayananlar şanslı görülüyordu.
Kafa yaralanmalarından en çok siper gözcüleri geliyordu. Siperden çıkmadan
karşı tarafı gözlemek için yukarıya doğru uzatılan aynalı periskoplar
nedeniyle askerler gözlerini kaybediyordu. Cephedeki hastanelerde göz
ameliyatı yapılmıyor, donanma hastanelerine gönderiliyordu. Karın
yaralanmalarına karşı da doktorlar çaresiz kalıyordu. Avustralyalı bir
doktor, karın yaralanmaları hakkında şöyle diyor: “Savaşan bir askerin
üstünde ne varsa karın boşluğunda da ona rastlıyorduk. Fişek parçaları ve
bir keresinde bomba balığı.”
Ameliyata dayanabileceğine karar verilen hastaya önce morfin veriliyor ve
şoku azaltmak için damardan tuzlu su zerk ediliyordu. Kesme işi dairesel
yönde veya zikzak hareket eden aletle yapılıyordu. Kesilen uzuv için en
kötü sonuçlardan biri kangrendi. Yapılabilecek tek şey, yarayı hemen
temizlemek ve enfeksiyonu boşaltmaktı.
Siperde yazılan satırlar
“Bir gün çok yağmur yağıyordu. O gece keşif kolu sırası bana geldi. Bir de
baktık, düşmanın cephane sandığı siperin içinde yüzüp duruyor. Ellerimle
suyu atayım dedim. Elle su tükenir mi? Ellerim dondu. Kış günü. Gece.
Kurşunlar cıv cıv geçiyor tepeden. ‘Destur Bismillah’ dedim, oturuverdim
suyun içine. Sabah olmuş, çavuş bizi çağırıyor. Kalkayım dedim, suyun
içinde bacaklarım tutulmuş.”
“Hastalıkların verdiği büyük kayıplar savaşınkine yakındı. Önce sarılık
oldum, sonra dizanteriye yakalandım. Sonra kurdeşen oldum ve sonra da
bitlendim. Eğer ‘bitlenmedim’ diyen birine rastlarsanız, ‘sen Gelibolu’ya
hiç uğramamışsın’ diyebilirsiniz. Kalkıp doktora gittim. Doktor cepheye 5
dakika önce gelmişti. Bana bitkin gözlerle baktı, bitlerimi gördü,
‘Bunlardan sende çok var mı?’ dedi. ‘Burada sen de benim kadar kalırsan
senin de bu kadar bitin olacak.’ dedim.”
“Üç gündür bir buz kalıbı içindeki gömleğimi siperde bir taşın üzerine
yaydım. İnanılmaz bir şey, bitler hâlâ canlıydı. Gömleğimin içinde
dolaşıyorlardı.”
“Ağır yaralıların bulunduğu hastanelerdeki, özellikle Ağaderesi ve
Çanakkale hastanelerinde yaptığım gözlemlere göre, yaralıların
çoğunluğunun ağır cerahatli yaralarla getirildiklerini saptadım. Bunun
önlenmesi için nakil işlemlerinin çok hızlı biçimde yapılması gerektiği
iyice vurgulanmalı, sıhhiye bölüklerinin uzman hekimlerine temiz
çalışmaları ve stoklarında çok miktarda yeni sterilize edilmiş bandaj
malzemesi bulundurmaları emri verilmelidir.”
“Seyyar hastane ve diğerlerinde yaralıların henüz usulüne uygun şekilde
indirilmediğini saptadım. Bu nedenle daha üst rütbeli sağlık kurumları
sıkı bir kontrol uygulamalı ve hastane hekimleri sık sık yaralı indirip
bindirme provaları yaptırmalıydı. Pek çok kez gördüğüm gibi, örneğin
karnından vurulmuş ağır yaralılar hiçbir zaman koltuk altlarından tutulup
bu şekilde sürüklenmemelidir.”
“Doktorların verdiği bilgilere göre Kilidbahir’de iç hastalıklarına
yakalanmış 2 bin 500 kişiden günde kırkın üzerinde hasta ölüyordu. Onlara
tıbbi yardımda bulunmak için elimizde hiçbir şey yok, hiçbir umudumuz yok.”
ABDULLAH DİRİCAN