Cinselliği sabote eden duygular
Eşler arası ilişkide ortaya çıkan ve cinsellik açısından tahrip gücü
yüksek bazı duygular vardır. Bu duyguların analizine geçmeden önce cinsel
sorunların oluşumunda çevre ve etkileşimin rolüne kısaca değinelim.
Ne kadar içe dönük hatta asosyal birisi olsak bile yine de bizi kuşatan
bir çevre içinde yaşarız. Psikolojik sorunların genel olarak kişi ile
içinde yaşadığı çevre arasındaki karşılıklı etkileşimin bir ürünü olduğu
söylenebilir. Dolayısıyla bu tür sorunlara çözüm aranırken birey kadar
çevresini ve birey-çevre etkileşimini de hesaba katmak gerekmektedir.
Burada çevre kavramını biraz açmamız uygun olabilir. Bireyin en
yakınlarından şu veya bu düzeyde etkileşimde bulunduğu tüm insanlar,
kültürel ve sosyal doku hatta ekolojik yapı bu çevrenin unsurlarıdır.
Cinsel sorunlar da diğer psikolojik sorunlar gibi kişinin kendi içinde
ürettiği ve kendi başına yaşadığı sorunlar olmaktan çok çevre ile
etkileşim içinde oluşan ve yaşanan sorunlardır. Cinsel sorunlarda çevre
faktörünün ve etkileşimin önemini vurguladıktan sonra asıl konumuz olan
eşler arası sorunlara dönebiliriz. Bir çift düşünelim; erkek ya da kadında
şu veya bu düzeyde herhangi bir cinsel sorun olsun. Bu cinsel sorun
yalnızca sorunlu eşle görüşülerek anlaşılabilir ya da tedavi edilebilir
mi? Elbette hayır. Sorun her ne kadar yalnızca bir eşe aitmiş gibi görünse
de aslında eşler arası etkileşim içinde ortaya çıkmakta ve yaşanmaktadır.
Dolayısıyla sorunun anlaşılması ve çözümlenmesi için eşlerle birlikte
görüşülmesi ve eşler arası etkileşimin doğasının ortaya konması gerekir.
Şimdi eşler arası ilişkiden kaynaklanan cinsel sorunlara biraz daha
yakından bakmaya çalışalım. Eşler arası ilişkiler bazen cinselliği tahrip
eder niteliktedir. Bu neden böyle olmakta ya da eşler bu duruma neden
düşmektedir. Burada cinselliği olumsuz etkileyen özellikle iki duygudan
bahsetmek gerekir. Bunlardan biri öfke diğeri de reddedilme ya da terk
edilme korkusudur. Aslında çoğu zaman bu iki duygu birbiriyle ilişkilidir.
Eşler genellikle bu duyguların cinselliği ne kadar kötüleştirdiğinin
farkında değildirler.
Yukarıda söylenenlerden de çıkartılabileceği gibi sağlıklı ve doyurucu bir
cinsellik için eşler arasında müşfik ve güvene dayalı bir ilişki şarttır.
Güven özellikle kadınlar için çok daha önemlidir. Kadınlarda genellikle
bağımlılığa bir eğilim vardır. Kadında güven duygusunun oluşması için
eşler arasındaki ilişki kadının bu bağımlılık ihtiyacını karşılar
nitelikte olmalıdır.
Güven duygusu eşlerin çocukluk dönemindeki anne baba etkileşimleriyle de
yakından ilişkilidir. Anne ve babası sürekli kavga eden ya da ayrılan bir
çocuğu düşünelim. Bu çocuk ister kız isterse erkek olsun erişkinlik
döneminde karşı cinsle güvene dayalı bir ilişki kurması güçtür. Özellikle
bu tür sorunlar kadınlar için daha da önemlidir. Çatışmalı bir aile
içinden gelen bir kadında en küçük bir olay ondaki güvensizlik duygularını
açığa çıkaracaktır. Güven duygusunun kadınlarda cinsel doyum kapasitesini
belirleyen en önemli faktör olduğunu hesaba kattığımızda bu sorunun önemi
de kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyen bir diğer eşler arası sorun da
güç-iktidar çatışmasıdır. Eşlerin birbiri üzerinde iktidar kurma ve
yönlendirme çabaları çok sık karşılaşılan bir durumdur. Güç çatışmaları
çoğu zaman eşlerde yoğun bir öfke duygusunu açığa çıkarır. Eşler ilişkinin
başlangıcında daha kontrollü olduklarından bu tür çatışmalar zamanla su
yüzüne çıkar. Güç mücadelesi bir çiftin ilişkisindeki en önemli unsur
olduğu zaman yaşamın diğer yönleri önemsizleşir. Öyle ki örneğin bir erkek
için eşi üzerinde hakimiyet kurmak sosyal hayatta başarı ya da iyi bir
cinsel ilişkiden daha önemli hale gelebilir. İşin kötü tarafı çift bu tür
duygularının sıklıkla bilincinde değildir.
Güven tesis edilemediği ya da bir güç mücadelesi yapıldığı zaman söz
konusu olan gerçek ilişki değil bir sağırlar diyaloğudur. Böyle bir
ilişkide eşler isteklerini ifade etmekte cesaretsizdirler. İsteklerini
dile getirseler bile karşı tarafca işitilmezler.Eşler birbirlerini sabote
etmek için sürekli teyakkuz halindedir. Olumsuzluklar birbirini besleyerek
süregider.
Olumsuz etkileşimlerden doğan bu tür sorunların çözümü ancak uygun bir
terapi ortamında mümkün olabilir. Daha önce de değinildiği gibi bu tür
durumlarda yalnızca bir eşle yapılan görüşmeler sonuçsuz kalır. Her iki
eşin de terapi sürecinde, daha önceden farkında olmadıkları ve cinselliği
tahrip eden olumsuz duygularının bilincine varabilmeleri gerekir. Kısacası
cinsel sorunlar eşler arası olumsuz etkileşimlerden kaynaklandığı zaman
çözüme ancak ilişkinin düzeltilmesiyle ulaşılabilir.
Hayrettin KARA