Ahmed Feyzi Kul; merhum (1898/1972), Bediüzzaman Hazretleri’nin fedâkâr talebelerindendir. Kalb ehli büyük bir alimdir. Vefatı sonrasında 1976 yılında elime geçen metrûkâtı içinde incir meyvesi ile ilgili bir yazısını bulmuştum. Osmanlıca el yazısı ile yazılmış bir nüshadan biraz da sadeleştirerek latin harflerine aktarılmış bu metni burada da arz etmek isterim.
Abdullah AYMAZ

MUHTEŞEM AŞILAMA İŞLEMİ
Her nedense, içeride bir müddet kaldıktan sonra tekrar dışarı çıkıp diğer bir
çiçeğe girerler ve böylece incirin aşılanması tahakkuk etmiş ve aşılanan çiçek
de meyveye inkılâp etmek üzere ağaçta sabit kalmış olur. Aksi takdirde içine
sinek girmemiş olanlar, ağaç üzerinde kararıp çok geçmeden yere düşerler.
Garibi şudur ki, dişi çiçeğin ağzı iğne ile delinmesi bile müşkül bir
sertlikte kapalı ve sineğin vücudu da dokunmakla mahvolacak derecede zarif
iken her nasılsa bu zarif mahlûk çiçeğin ağzını açıp içeriye girer. Veyahut
dişi çiçek kendisine gelen bu ilah memura müsaade ederek onu içeriye alır.
Vazifesini yaptıktan sonra da çıkmasına tekrar müsaade eder. Bu sefer sinek
salimen diğer bir çiçeğe koşar. Böylece bir tek sinek 40’a kadar dişi çiçeği
aşılar. Vazifelerini bitirenler ise artık dışarıda ayrıca yaşamaya devam
edemeyerek ölürler. Kast ve iradenin tanzim ve ayarlamalarının bir neticesi
olan bu harikulade mucize eserinin bundan sonraki safhaları ise daha şayanı
hayret bir parlaklıktadır. Kudretinin son noktasına kadar aşılama vazifesinde
istihdam edilen bu küçük memurun dışarıda ayrıca yaşamaya imkân bulamayarak
vefat ettiği ve müddet-i ömrünün ancak bir iki gün olduğu yukarıda arz
edilmişti. Böylece aşılama vazifesi biten bütün sinek ordusu tamamen ölmüş
olacaktır. Erkek çiçekler ise içlerindeki sinek ordusunu sevk etmiş sarı
tozları da sarf etmiş olduklarından vazifeleri sona erdiği için onlar da
ağaçta kalmayarak kuruyup yere dökülürler. Bu vaziyette dışarıda vatan
tutamayıp helak olan ve incir ağacındaki vatan-ı aslisi de dökülüp mahvolan bu
ordunun gelecek sene tekrar vücut bulmasına maddeten imkân kalmaz. Çünkü incir
çiçeğinden başka yerde vatan tutamayan bu mahlûkun yumurta ve zürriyetini terk
edeceği çiçekler de mahvolmuştur. Bu eski çiçekler dökülüyorken ağaç üzerinde
yeniden taze çiçeklerin zuhurunu ve sineklerin onlara gelecek senenin
zürriyetini yani yumurta ve tohumlarını bırakmasını ise diğer bitkilere
kıyasen akıl kabul etmez.
Sinek deposu çiçekler!
İşte Yüce Yaradan, bütün diğer bitkilerde eşi olmayan bir harikayı bu mübarek
ağaca hediye etmiştir. Şöyle ki: Sinek hazinesi olan eski çiçeklerin vazifesi
bitip de dökülürken ağaçtan çiçekler doğmaya başlar. Ve bir kısım sinekler o
taze çiçeklerin içine girip yumurtalarını bırakırlar. Bu çiçekler de bütün
sene ağaç üzerinde kalıpta zürriyeti gelecek seneye intikal ettiremeyecekleri
için sonbaharda bu çiçeklerin içindeki yumurtalar da yarılarak sinek haline
inkılâp ederler. Bu sefer yine yeni çiçekler zuhur eder ve sinekler onlara
yumurta bırakır. Bu çiçekler ise bütün kış ağaçta kalırlar. İlkbaharda
yapraklar doğarken bunlar da içlerindeki orduyu dışarıya sevk eder ve
dökerler. Yeniden taze çiçekler zuhur eder ve neslin yumurtasını onlar alır.
Bu bahar çiçeklerinin içindekiler ise, dişi çiçekleri aşılayacak olan
nesildir. Böylece erkek incir üzerinde ilkbahar, sonbahar kış çiçekleri olmak
üzere senede üç defa çiçek doğar ve zürriyet üç defa sinek haline gelerek
nesil bu çiçeklerden birbirine aktarılır. Böylece aşı nesli devam etmiş olur.
Ve ağaç hiç çiçeksiz kalmadan yani aşı ordusunun meskeni ağaç üzerinde hiç
eksik olmadan nesil devam etmiş ve bu surette meyvenin aşılanması ve meydana
gelmesi temin edilmiş olur. Şayet bu hallerde herhangi biri bir diğeriyle
ahenkli olarak zamanında meydana gelmez veya harici bir sebep ve bir hastalık
neticesi bir arızaya uğrarsa o sene mahsul tehlikeye girmiş olur. Yani
vazifesini bitirmiş erkek çiçeklerin dökülme zamanında taze çiçeklerin zuhuru
ve neslin onlara aktarılması ve gerek dişi çiçeklerin doğup aşılanmaya
kabiliyetli hale geldikleri zamanda erkek çiçeklerin aşılama memurlarını
salıvermeleri o kadar tam olarak ayar edilmiştir ki, bunlardan birisi harici
bir arıza sebebiyle muayyen vakitlerinden bir hafta evvel veya bir hafta sonra
meydana gelecek olurlarsa, ahenk ve şiraze bozulur ve mahsul vücut bulmaz.
