Gastrit ve ülser halk arasında belki de birbirine karıştırılan iki hastalık. Zira belirtisi de nedenleri de birbirine çok benziyor.
Mide rahatsızlığı deyince karıştırılan en önemli iki rahatsızlık ülser ve
gastrit. Oysa gastrit midenin iltihaplanması, ülser ise midede yara anlamına
geliyor. İki rahatsızlığın belirtisi yaşam kalitesini düşürse de ülserinki çok
daha şiddetli. Zira kısa süreli gastritte karın ağrısı, bulantı, kusma, midede
yanma ve ekşime, yemekten sonra dolgunluk hissi gibi şikayetler ortaya
çıkarken, ülserin belirtileri daha çok kişi aç karnına olduğunda başlıyor.
Ağrı öyle şiddetli olabiliyor ki, sırta bile vuruyor. İstanbul Üniversitesi
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Metin Caner bu konudaki sorularımızı yanıtladı.

Gastrit nedir?
Gastritin kelime anlamı mide iltihaplanması. Gastro mide demek. Sona gelen
‘it’ eki tıpta iltihap anlamına geliyor. Tıpkı sinüzit, bronşitte olduğu gibi.
Gastritin nedenleri nedir?
Gastrit akut yani kısa süreli ya da kronik olabiliyor. Akut gastrit aşırı
alkol alınması, yüksek dozda aspirin ve ağrı kesici antiromatizmal ilaçlarının
kullanılması, çamaşır suyu gibi maddelerin yanlışlıkla yutulması sonucu ortaya
çıkıyor. Ayrıca bakteriyel veya virütik enfeksiyonlar da akut gastrite yol
açabiliyor. Sigara içen kişilerin mideleri daha da duyarlı. Sigara içen
kişilerde gastrit ve ülser daha kolay gelişiyor ve daha ağır seyrediyor.
Gastritin ülserden farkı nedir?
Gastrit mide iltihaplanması ülser ise yara anlamına geliyor. Midenin içine
bakıldığında gastritte yara görülmez. Ancak midenin iç yüzeyinde, yüzeysel
tabakada hafif kızarıklık veya solukluk ve ödem (şişlik) gözlenebilir.
Mikroskopla bu dokulara bakıldığında iltihabi reaksiyon gözleniyor. Aslında
kesin gastrit tanısı ancak mideden alınan biyopsinin incelenmesiyle
konulabiliyor. Ülserde ise büyük veya küçük bir veya ender olarak birkaç yara
görülüyor. Midenin içindeki mukozayı koruyan faktörlerde azalma ya da mide
asit salgısının artması mide iç yüzüne zarar veriyor. Bu durumda gastrit, daha
ileri dönemdeyse ülser ortaya çıkıyor.
Gastrit ve ülser ne sıklıkla görülür?
Bütün toplumlarda yaklaşık yüzde 1 oranında gastrit ve yüzde 1 oranında ülser
görülüyor. Yaş ilerledikçe gastrit ve ülser görülme sıklığı artıyor. Uzun
süreli yani kronik gastritin görülme sıklığı özellikle 40’lı, 50’li yaşlardan
sonra artıyor. Benzer şekilde ülserin görülme sıklığı da yaşla birlikte
artıyor.
Bu rahatsızlığın belirtileri neler?
Akut gastritte karın ağrısı, bulantı, kusma, midede yanma ve ekşime, yemekten
sonra dolgunluk hissi, gaz gibi şikáyetler olabiliyor. Bazen de ateş ortaya
çıkabiliyor. Akut gastrit şiddetli ise mide kanaması ve buna bağlı olarak
kahve telvesi şeklinde kusma ya da siyah renkli ve pis kokulu dışkılama
görülebiliyor. Kronik gastritte ateş ve kanama hariç diğer bulgular
gözlenebiliyor. Ancak bazen hastada hiçbir şikáyet ortaya çıkmayabiliyor.
Saydığımız bulgular sadece gastritte görülmüyor. Ülser, ülser olmayan mide
hastalığı, erken dönem mide kanseri, safra kesesi hastalıkları, pankreas
iltihaplanmalarında da benzer yakınmalar gözlenebiliyor. Ayrıca bazen kalp
ağrısı ve bağırsak ağrıları da karnın üst tarafında, midenin olduğu bölgede
görülebiliyor. Ülser ağrısı hastayı tipik olarak uykusundan uyandırıyor ve
ağrı daha çok açken görülüyor. Ülser ağrısı sırta vurabiliyor.
Gastrit tanısı nasıl konuluyor?
Gastritin kesin tanısı klinik olarak gastrit olduğu düşünülen hastada
endoskopi yapılması ve alınan biyopsinin incelenmesiyle konuluyor. Ülser
olmayan her mide rahatsızlığı gastrit değil. Çeşitli mide yakınması olan hasta
kendinde gastrit olduğunu zanneder. Ama bunlar besinlerin sindirilmesindeki
bozukluk ya da midenin boşalmasındaki bir tersliğe bağlı olarak gelişen
yakınmalar olabiliyor. Günümüzde bazı hekimler tarafından mide yakınması olan
her hastaya endoskopi yapılması önerilmemekte. Bu çok yanlış. Şikáyetlerin
sonucuna göre yapılan tedaviye cevap vermeyen, kilo kaybı, kansızlık gibi
belirtiler yaşayan ve özellikle ileri yaştaki kişilere endoskopi yapılması
önerilmeli.
Tedavisi nasıl yapılıyor?
Gastritte tedavi nedene yönelik. Eğer hasta alkol, aspirin, ağrı giderici
antiromatizmal ve kortizonlu ilaçlar kullanıyorsa, bunlar kesilir. Antiasit
ilaçlar, mide asit salgısını azaltan ilaçlar önerilir. Ancak bu tedavi gastrit
şikayetlerinde hızlı bir iyileşmeye yol açmayabiliyor. Gastrit tedavi
edilmezse ileride ülser, mide kanseri gibi başka bir hastalığa dönüşme
olasılığı artar. Sigaranın bırakılması gastritin ilerlemesini önler.
Gastritin ülsere dönüşme riski nedir?
Yapılan araştırmalara göre kronik gastritli hastaların takibinde bu hastalarda
10 yıl içinde yüzde 11 oranında ülser geliştiği görüldü. Oysa kronik gastriti
olmayanlarda bu oran yüzde 0.8.
Gastrit ve ülserin daha çok bahar aylarında kendini gösterdiği söylenir...
İki hastalık da mevsimsel bir özellik gösteriyor. Hastalık daha çok ilkbahar
ve sonbaharda alevleniyor. Bunun nedeni ise bilinmiyor. Ülser olmayan mide
hastalığı, erken dönem mide kanseri, safra kesesi hastalıkları, pankreas
iltihaplanmalarında da benzer yakınmalar gözlenebiliyor. Ayrıca bazen kalp
ağrısı ve bağırsak ağrıları da karnın üst tarafında, midenin olduğu bölgede
görülebiliyor ve mide rahatsızlıklarıyla çok kolay karıştırılabiliyor.
Mide ülseri öldürebilir
Midede oluşan yara anlamına gelen ülser, bazen hiçbir belirti göstermeden
ortaya çıkıyor bazen de açken başlayan şiddetli ağrıyla. Nasıl ortaya çıkarsa
çıksın, ülserin tedavi edilmemesi ölümcül sorunlara yol açabiliyor
ÜLSER NEDİR?
Ülser, mide veya onikiparmak bağırsağında yara oluşması anlamına geliyor.
Onikiparmak bağırsağı mideden hemen sonra gelen kısım. Bunların boyutları
birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebiliyor. Bu yaralar bazen
birkaç tane olabiliyor. Onikiparmak bağırsağı ülseri, mide ülserine göre
yaklaşık olarak dört kat daha sık görülüyor. Normalde tüm toplumlarda
onikiparmak ülseri görülme sıklığı yüzde 1.3, mide ülseri görülme sıklığı
yüzde 0.3.
NEDENLERİ
Ülser oluşması için midenin asitli olması şart. Mide ve onikiparmak
bağırsağının iç yüzeyinin üzerini kaplayan ‘mukus’ denilen bir koruyucu tabaka
bulunuyor. Bu tabakadaki zayıflama asidi doğrudan mide ve onikiparmak
bağırsağının zedelemesine yol açıyor. Ayrıca mide ve onikiparmak dokusunun
direncini kıran damarlar ve hormonlarla ilgili pek çok faktörün etkisiyle
ülser oluşumu kolaylaşıyor. Yani ülser dokuyu koruyan faktörlerle, dokuya
zarar veren faktörler arasındaki dengenin bozulması sonucu ortaya çıkıyor.
BELİRTİLERİ
Ülser ender olarak sessiz gelişiyor. Yani hiçbir belirti vermeyebiliyor ve ilk
belirti aniden mide kanamasıyla ortaya çıkabiliyor. Bu duruma kortizon veya
anti-romatizmal ağrı kesici alan hastalarda daha sık rastlanıyor. Ülsere bağlı
olarak çıkan şikáyetler sıklıkla karında özellikle açken ortaya çıkan ağrı.
Ağrı genellikle bir şeyler yemekle ve antiasit ilaçlarla geçiyor. Özellikle
gece uykudan uyandıran ağrılar ülser için belirleyici oluyor. Ancak bazen ağrı
tokken de görülebiliyor. Bu ağrıya bulantı ve kusma eşlik edebiliyor.
TANISI
Ülserin kesin tanısı bahsettiğimiz risk faktörleri bulunan veya ülserle uyumlu
yakınmaları olan kişilere endoskopi yapılarak konuluyor. Endoskopiyle ülserin
yeri, büyüklüğü, kanayıp kanamadığı, yapışıklık ve özellikle onikiparmak
bağırsakta tıkanıklık yapıp yapmadığı belirleniyor. Ayrıca endoskopiyle mide
ülserlerinin kanser olup olmadığı biyopsi yapılarak anlaşılabiliyor.
TEDAVİSİ
Ülserin tedavisine, hastalığa neden olabilecek aspirin, anti-romatizmal ağrı
kesici alımı, uzun süre kortizonlu ilaç kullanımı, sigara kullanımı gibi
nedenlerin ortadan kaldırılmasıyla başlanıyor. Antiasit ilaçlar kısa süreli
yakınmaların giderilmesini sağlıyor. Günümüzde mide asidini azaltan çok güçlü
ilaçlar var. Bunlar H-2 reseptör antagonistleri ve proton pompa inhibitörleri.
Bu ilaçlar, özellikle proton pompa inhibitörleri mide asidini ileri derecede
baskılayarak ülserin iyileşme sürecini kolaylaştırıyor. Bunun dışında ülserin
yüzeyini kaplayarak yara iyileşmesine yardımcı olan ilaçlar var. Helikobakter
pilori bulunan hastalar özel antibiyotiklerle tedavi edilir. Heliobakter
pilori tedavisini yapılmasının amacı ülserin tekrarlama olasılığının
azaltılmasıdır... Heliobakter pilori mikrobuna karşı kullanılan
antibiyotiklerin gelişigüzel kullanılması ise bu mikropları bu antibiyotiklere
karşı dirençli kılıyor. Tedavi protokollerine ve süresine tam olarak uymaksa
yararlı sonuç veriyor.
SONUÇLARI
Ülserin tedavi edilmemesi ölümcül sorunlara yol açabiliyor. Bunlardan en
önemlisi ülsere bağlı kanama. Kanama durumunda dışkı kanla bulaştığı için
siyah renk alıyor. Kanın bağırsakta parçalanması sonucu dışkı pis kokulu bir
hale geliyor. Kanamanın çok ve bağırsak pasajının hızlı olması durumunda koyu
kırmızı dışkılama olabiliyor. Bulantı ve kusma da görülebiliyor. Midedeki
kanın sindirilmesiyle kusmuk kahverengi kahve telvesi rengini alıyor. Kanamalı
hastanın tedavisi acil olarak hastaneye yatırılarak yapılmalı. Ağır kanamalar
yaşamı tehdit edebiliyor. İkinci sorun ülsere bağlı mide delinmesi. Ağrı çok
şiddetli, karın tahta gibi sert hale geliyor.
Acil olarak ameliyatla bu delinme tamir edilmeli, eğer tedavi gecikirse hasta
kaybedilebilir.
Üçüncü sorun mide çıkışının daralması ve tıkanması. Hafif durumlarda medikal
tedaviyle, ağır durumlarda ameliyatla tıkanıklık tedavi ediliyor. Dördüncü
sorun midenin pankreas gibi bir organa ülser nedeniyle yapışması. Bu durumda
şiddetli sırta vuran ağrılar ortaya çıkıyor. Ağır durumlarda operasyon
gerekiyor.
Bu mikrop kansere bile neden oluyor
Helikobakter pilori denilen mikrobun ülser gelişiminde rolü büyük. Bu mikrop
mide ülserlilerin yüzde 70-80’inde, onikiparmak bağırsak ülserinin yüzde
90’ında etkin rol oynuyor. Uzun süreçli gastritin en sık nedeni helikobakter
pilori mikrobu. Bu mikrobun 1990 yılında bulunmasından sonra kronik gastrit ve
ülser daha iyi anlaşıldı. Bu mikrobun kronik gastrit ve ülserde saptanması
durumunda, bakteriye karşı uygulanacak tedavi hastalıkların tekrarlama
olasılığını azaltıyor.
Günümüzde helikobakter pilori kanser yapıcı olarak kabul ediliyor.
Helikobakter pilori taşıyan kronik gastritli hastalarda ileride mide kanseri
çıkma olasılığı bulunuyor. Türkiye’de helikobakter pilori görülme sıklığı
Avrupa ülkelerinden fazla. Türkiye’de yapılan araştırmalarda çocuklarda yüzde
20, Avrupa’da yüzde 10 oranında helikobakter piloriye rastlandı. 50’li
yaşlarda ise Türkiye’de yüzde 80-90, Avrupa’da yüzde 50 oranında helikobakter
pilori pozitifliği görüldü.
Helikobakter pilorinin insandan insana geçiş yolu tam bilinmemekle birlikte
hijyenik koşulların bunda etken olduğu tahmin ediliyor. Sosyo-ekonomik düzeyi
düşük kesimlerde helikobakter pilori sıklığı artıyor. Helikobakter pilori
mikrobu endoskopi sırasında araştırılabiliyor. Ayrıca solukta yapılan üre
testi, dışkı testi, bazı kan testleri ile bu bakterinin varlığı hakkında bilgi
elde edilebiliyor.