Mide reflüsünün yama tekniğiyle yapılan ameliyatla tekrar ortaya çıkma riskinin önemli ölçüde düşürüldüğü bildirildi.

Türkçapar yama konulan hastalarda nüksün yüzde 1,2, konulmayan hastalarda
yüzde 5 düzeyinde olduğunu gözlediklerini ve bu çalışmanın şu ana kadar
dünyada en çok hastayla yapılan karşılaştırmalı çalışma olarak kabul gördüğünü
belirtti.
-''HER 5 KİŞİDEN BİRİNDE REFLÜ GÖRÜLÜYOR''-
Reflünün, ''midedekilerin yemek borusuna kaçması'' olarak tanımlandığını
söyleyen Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, midedeki içeriğin kendisine zararı
olmadığını, ancak bu içerik yemek borusuna kaçtığında iç döşemenin dayanıksız
olması nedeniyle rahatsızlık meydana geldiğini anlattı.
Türkçapar, halk arasında mide reflüsü olarak bilinen gastroözofageal reflü
hastalığının her 5 kişiden birinde görüldüğünü söyleyerek şunları kaydetti:
''Eskiden gastrit dediğimiz bir çok hastalığın bugün reflü olduğunu biliyoruz.
Reflü insanın yaşam kalitesini bozan en ciddi hastalıklardan biri. Şikayetler
genellikle midede yanma, ekşime, yediklerinin yukarı gelir gibi olması
şeklinde oluyor. Faranjit ya da laranjit tablolarının sürekli olması, hastanın
öksürüğünün olması, astım benzeri bir tablonun ortaya çıkması, yemek borusunda
açılan yaraların ağrısının kalp krizi geçirir gibi göğüs bölgesinde bulgular
yapması ve hastaların enfarktüs geçiriyor gibi şikayetlerinin olması da
reflünün diğer bulguları olarak sayılabilir.''
Reflünün, hafif, orta ve ağır olmak üzere üç ayrı şekilde görülebildiğini
kaydeden Türkçapar, hafif formun genellikle sosyal tedbirler olarak
adlandırılan az, yağsız yemek ve ilaç takviyeleriyle düzeltilebildiğini dile
getirdi. Orta formda ilaç içme sürelerinin uzadığına ve hastanın yaşamının
kısıtlandığına işaret eden Türkçapar, ''Ağır form dediğimiz ve halk arasında
mide fıtığı ya da kapak yetmezliği olarak bilinen reflü ise çok ciddi bir
sıkıntı yaratır hastalarda ve yaklaşık tüm hastaların yüzde 30'u bu
gruptadır''
Bu tür reflü hastalarını iyileştirecek herhangi bir ilaç olmadığına dikkat
çeken Türkçapar, ilacın mide fıtığını yok edemediğini ve kapaktaki
genişletmeyi daraltamadığını söyledi.
''ABD'de 15 bin gönüllü ve 15 bin asit düşürücü ilaç kullanan hasta arasında,
hayatları boyunca başlarına gelen kalça kırığı riskleri araştırıldı ve ortaya
ilginç bir sonuç çıktı. Asit düşürücüleri kullanan hastalarda bir yıl ve daha
uzun süre ilaç içildiğinde kemik erimesi ve buna bağlı kalça kırıkları ilaç
içmeyen nüfusa göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Bu tür ilaçların başka
yan etkileri de var mutlaka ama şu anda bilimsel anlamda tespit edilmiş en
ağır yan etki bu olarak gözüküyor.''
Tecrübeli merkezlerde bu ameliyatlardaki başarı oranının yüzde 90'ın üzerinde
olduğunu belirten Türkçapar, ameliyatlardan sonra yüzde 10 oranında nüks
görülebildiğini bildirdi.
Cerrahi dünyasının nükslerin yani hastalığın tekrarındaki en önemli nedenin
diyaframlara konulan dikişlerin açılması olarak gördüğünü söyleyen Türkçapar,
yaptıkları çalışmayı şöyle özetledi:
''600'den fazla hasta üzerinde yaptığımız 6 yıllık çalışma sonuçları, dünyanın
saygın dergilerinden The World Journal of Surgery'in bilim komitesi tarafından
yayınlanmaya değer bulundu.
Çalışmanın özelliği şuydu, laparoskopik reflü ameliyatında, diyaframa atılan
dikişlerin üzerine özel maddelerden yapılmış olan yamayı titanyum kliplerle
sabitledik ve dikişin üzerine ek tamir yapmış olduk. Sonuçta, hastaların uzun
takibinde, 2 ve 3 yıl sonrasında yama yapmadığımız grupta yüzde 5 oranında bir
nüks görülürken, yama yaptığımız grupta nüksün yüzde 1'lere düştüğünü
gözlemledik.
İstatistiksel olarak incelediğimizde de yamanın, reflü ameliyatları sonrası
nüksü anlamlı derecede ortadan kaldırdığını tespit ettik.''
Ameliyatlarda kullandıkları yamaların vücuda zararlı olmadığını vurgulayan
Türkçapar, yamaların hiçbir enfeksiyon riski olmadığını, 50 yıllık kullanım
süresi olan bu yamaların 6 ay sonra aynı bölge incelendiğinde doku içerisinde
bulunamadığını kaydetti. Türkçapar, ''Yama tamamıyla vücutla bütünleşiyor, bu
yüzden herhangi bir enfeksiyon yapma olasılığı da yok'' dedi.
Türkçapar, bir hastanın yemek borusuna endeskopiyle bakılmadan, hücre değişim
teşhisi konulmadan sadece şikayetlerine bakarak ya da fizik muayene
yöntemleriyle ''Sende reflü var, kanser olursun'' iddiasında
bulunulamayacağını dile getirerek, ''Hücre değişimi olanlarda da son derece az
oranlarda, yaklaşık 850'de birinde kanser gelişir. Erkeklerde bu risk biraz
daha fazladır'' diye konuştu.
Türkçapar, insanların kanser korkusuyla, hastalığın şiddeti ne olursa hemen
ameliyata yönelmelerinin doğru olmadığını sözlerine ekledi.