Reflü Ameliyatları


Mide reflüsünün yama tekniğiyle yapılan ameliyatla tekrar ortaya çıkma riskinin önemli ölçüde düşürüldüğü bildirildi.

 

  Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, 600 hasta üzerinde yaptıkları 6 yıllık karşılaştırmalı çalışma sonucunda, yama uygulanan hastalarla uygulanmayan hastalar arasında, ameliyat sonrası nüksün yama sayesinde ''anlamlı derecede'' önlediğini kanıtladıklarını açıkladı.

Soruları yanıtlayan Türkçapar, çalışmanın dünyanın sayılı cerrahi dergilerinden The World Journal of Surgery tarafından yayınlanmaya değer bulunduğunu anlattı.

Türkçapar yama konulan hastalarda nüksün yüzde 1,2, konulmayan hastalarda yüzde 5 düzeyinde olduğunu gözlediklerini ve bu çalışmanın şu ana kadar dünyada en çok hastayla yapılan karşılaştırmalı çalışma olarak kabul gördüğünü belirtti.



-''HER 5 KİŞİDEN BİRİNDE REFLÜ GÖRÜLÜYOR''-



Reflünün, ''midedekilerin yemek borusuna kaçması'' olarak tanımlandığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, midedeki içeriğin kendisine zararı olmadığını, ancak bu içerik yemek borusuna kaçtığında iç döşemenin dayanıksız olması nedeniyle rahatsızlık meydana geldiğini anlattı.

Türkçapar, halk arasında mide reflüsü olarak bilinen gastroözofageal reflü hastalığının her 5 kişiden birinde görüldüğünü söyleyerek şunları kaydetti:

''Eskiden gastrit dediğimiz bir çok hastalığın bugün reflü olduğunu biliyoruz. Reflü insanın yaşam kalitesini bozan en ciddi hastalıklardan biri. Şikayetler genellikle midede yanma, ekşime, yediklerinin yukarı gelir gibi olması şeklinde oluyor. Faranjit ya da laranjit tablolarının sürekli olması, hastanın öksürüğünün olması, astım benzeri bir tablonun ortaya çıkması, yemek borusunda açılan yaraların ağrısının kalp krizi geçirir gibi göğüs bölgesinde bulgular yapması ve hastaların enfarktüs geçiriyor gibi şikayetlerinin olması da reflünün diğer bulguları olarak sayılabilir.''

Reflünün, hafif, orta ve ağır olmak üzere üç ayrı şekilde görülebildiğini kaydeden Türkçapar, hafif formun genellikle sosyal tedbirler olarak adlandırılan az, yağsız yemek ve ilaç takviyeleriyle düzeltilebildiğini dile getirdi. Orta formda ilaç içme sürelerinin uzadığına ve hastanın yaşamının kısıtlandığına işaret eden Türkçapar, ''Ağır form dediğimiz ve halk arasında mide fıtığı ya da kapak yetmezliği olarak bilinen reflü ise çok ciddi bir sıkıntı yaratır hastalarda ve yaklaşık tüm hastaların yüzde 30'u bu gruptadır''

Bu tür reflü hastalarını iyileştirecek herhangi bir ilaç olmadığına dikkat çeken Türkçapar, ilacın mide fıtığını yok edemediğini ve kapaktaki genişletmeyi daraltamadığını söyledi.

-''ASİT DÜŞÜRÜCÜLER KALÇA KIRIĞI RİSKİNİ ARTIRIYOR''-

Hayat boyu asit düşürücü içerikli ilaç almak zorunda kalan reflü hastalarını ilaçların yan etkilerine karşı uyaran Türkçapar, en önemli yan etkinin, yaklaşık 3 ay önce saygın bilimsel dergilerden JAMA'da (The Journal Of The American Medical Association)yayınlanan bir araştırmayla ortaya konduğunu söyledi. Türkçapar çalışmayı şöyle anlattı:

''ABD'de 15 bin gönüllü ve 15 bin asit düşürücü ilaç kullanan hasta arasında, hayatları boyunca başlarına gelen kalça kırığı riskleri araştırıldı ve ortaya ilginç bir sonuç çıktı. Asit düşürücüleri kullanan hastalarda bir yıl ve daha uzun süre ilaç içildiğinde kemik erimesi ve buna bağlı kalça kırıkları ilaç içmeyen nüfusa göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Bu tür ilaçların başka yan etkileri de var mutlaka ama şu anda bilimsel anlamda tespit edilmiş en ağır yan etki bu olarak gözüküyor.''

-LAPAROSKOPİK CERRAHİDE YAMA UYGULAMASI-

Türkçapar, tıp dünyasının devamlı ilaç kullanmak yerine ''kalıcı tedavi olarak ne yapılabileceği uğraşısı'' içinde olduğunu hatırlatarak, bu alanda ön planda olan ve uzun dönemli sonuçları bilinen tek kalıcı tedavinin laparoskopik cerrahi olduğunu söyledi.

Tecrübeli merkezlerde bu ameliyatlardaki başarı oranının yüzde 90'ın üzerinde olduğunu belirten Türkçapar, ameliyatlardan sonra yüzde 10 oranında nüks görülebildiğini bildirdi.

Cerrahi dünyasının nükslerin yani hastalığın tekrarındaki en önemli nedenin diyaframlara konulan dikişlerin açılması olarak gördüğünü söyleyen Türkçapar, yaptıkları çalışmayı şöyle özetledi:

''600'den fazla hasta üzerinde yaptığımız 6 yıllık çalışma sonuçları, dünyanın saygın dergilerinden The World Journal of Surgery'in bilim komitesi tarafından yayınlanmaya değer bulundu.

Çalışmanın özelliği şuydu, laparoskopik reflü ameliyatında, diyaframa atılan dikişlerin üzerine özel maddelerden yapılmış olan yamayı titanyum kliplerle sabitledik ve dikişin üzerine ek tamir yapmış olduk. Sonuçta, hastaların uzun takibinde, 2 ve 3 yıl sonrasında yama yapmadığımız grupta yüzde 5 oranında bir nüks görülürken, yama yaptığımız grupta nüksün yüzde 1'lere düştüğünü gözlemledik.

İstatistiksel olarak incelediğimizde de yamanın, reflü ameliyatları sonrası nüksü anlamlı derecede ortadan kaldırdığını tespit ettik.''

-''KİM CERRAHİ TEDAVİYE YÖNELMELİ?''

Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, mide reflüsünde laparoskopik cerrahinin, sürekli ilaç içmek zorunda kalanlar, ilacı kestiğinde şikayeti tekrarlayanlar, ilaca rağmen yemek borusundaki yaraları geçmeyenler ya da yemek borusundaki yaralar ilaç kesildikten hemen sonra tekrar açılanlar, yemek borusunda kanamaya neden olan yaraları olanlar, yemek borusunda ileri safhada hücresel değişiklik gelişenlere özellikle de genç yaş grubunda olanlara önerildiğini ifade etti.

Ameliyatlarda kullandıkları yamaların vücuda zararlı olmadığını vurgulayan Türkçapar, yamaların hiçbir enfeksiyon riski olmadığını, 50 yıllık kullanım süresi olan bu yamaların 6 ay sonra aynı bölge incelendiğinde doku içerisinde bulunamadığını kaydetti. Türkçapar, ''Yama tamamıyla vücutla bütünleşiyor, bu yüzden herhangi bir enfeksiyon yapma olasılığı da yok'' dedi.

-''REFLÜNÜN KENDİSİ KANSER YAPMAZ''-

''Reflünün kendisi kanser yapmaz'' diyen Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, ancak reflüye bağlı hücresel değişiklikler meydana gelebildiğini söyledi. Bu değişimin tüm reflü hastalarının yüzde 10'unda görüldüğünü bildiren Türkçapar, değişim görüldüğü zaman kanser riskinin doğduğunu anlattı.

Türkçapar, bir hastanın yemek borusuna endeskopiyle bakılmadan, hücre değişim teşhisi konulmadan sadece şikayetlerine bakarak ya da fizik muayene yöntemleriyle ''Sende reflü var, kanser olursun'' iddiasında bulunulamayacağını dile getirerek, ''Hücre değişimi olanlarda da son derece az oranlarda, yaklaşık 850'de birinde kanser gelişir. Erkeklerde bu risk biraz daha fazladır'' diye konuştu.

Türkçapar, insanların kanser korkusuyla, hastalığın şiddeti ne olursa hemen ameliyata yönelmelerinin doğru olmadığını sözlerine ekledi.


 

Sponsor Linkler



THE HEALTH NEWS 2007© iletişim