Kolesterolü kötü bir şey olarak mı biliyorsunuz? Pastörize süt içmenizin sağlıklı mı olduğunu düşünüyorsunuz? Zayıflamak için kalori hesabı mı yapıyorsunuz? Sağlıklı kalmak için şeker değil, tatlandırıcı mı kullanıyorsunuz? Sürekli yağsız, tuzsuz diyet ürünleri mi yiyorsunuz?
Oysa uzmanlar, bu genel yargıların herkes için geçerli olmayacağını, belli
rahatsızlıklar neticesinde sadece kişilere uygulanabileceğini söylüyor. Peki
bunlar birer hurafe, modern sağlık mitleri ise kim tarafından ve neden
üretildi ve genel doğrular olarak kafamıza nasıl kazındı? ‘Doğru beslenme ile
ilgili yanlış bildiklerimiz’ konusunda bir kitap yazarak bizi aydınlatan
Serkan Yimsel, sağlıklı beslenme konusunda modern tıbbın açıkladığı teorilerin
karşıt ve alternatiflerinin hasır altı edildiğini söylüyor ve şöyle diyor: “Bu
eşitsizliğin temelinde, ciroları milyon dolarları bulan büyük rafine ve
paketlenmiş gıda firmalarının ya da ilaç sektörünün birçok bilimsel
araştırmayı yönetmesi ve onlara sponsor olması yatıyor.”
Haberin ilk sayfasındaki girişi okumadan başladıysanız, hemen uyaralım:
Aşağıdaki başlıkları, pek çok sağlık uzmanından, diyetisyenden ve hekimden
duyduğunuz şekliyle, sağlığınız için size sunduğumuz birer tavsiye
zannetmeyin. Okuyacağınız her paragraf, gözümüzü açan az sayıdaki uzmanın
çalışmalarından yararlanılarak, üstünde yer alan başlıktaki öneriyi çürütmek
için yazıldı. Tabii bunları dikkate alıp almamak sizin elinizde. Gönülden
inandığımız bu tavsiyeler ışığında, gün geçtikçe daha az et ve yağ tüketip,
kolesterolden, tuzdan kaçınıyor, diyet yapıyoruz. Ama ne garip ki obezite,
kalp ve damar hastalıklarının oranı giderek artıyor.
Besin piramidi ile dengeli beslenin!
Beslenme uzmanı Craig Burris ve Geoffrey Grant, dengeli beslenme
programlarının, tüketici sağlığından çok ekonomik çıkarlara dayandığını
söylüyor. Onlara göre diyetlerde piramidin ilk basamağının tahıllı besinlerden
oluşması, tarım ekonomisini geliştirme ve tahıl satışını artırma amacına
matuf. Üstelik hazır tahıllı ürünlerin yüzde 95’i aşırı derecede işlenmiş
durumda. Bu da onların un ve şeker içeriklerini yükseltip besleyici değerini
düşürüyor. Öte yandan bir beslenme programının her bireye uygulanması mümkün
değil. Genetik, coğrafî ve kültürel nedenlerden dolayı insanlar biyokimyasal
ve metabolik olarak birbirinden farklı. Aynı diyet, bir insanda sağlıklı
yaşama kapı aralarken, bir başkasında hastalığa neden olabiliyor. Eskimoların
günde ortalama 5 kg et tüketmelerine rağmen, kalp hastalığı ve kanserin
olmaması buna bir örnek. Onlarca örnek ve araştırma gösterdi ki ırklar,
atalarına özgü yeme yöntemlerine sadık kaldıklarında sağlıklarını korudu, buna
sırtlarını döner dönmez kronik hastalıklarla yüzleşti.
Kilo vermek için diyet yapın!
Yunanca ‘bir yaşam biçimi’ demek olan diyetin anlamı artık bugün kalori
kısıtlaması ve yarı aç gezme anlamına geliyor. Kalori kısıtlaması, vücutta
gerekli bazı besinlerin noksanlığına, vücudun doğal enzim miktarları
arasındaki dengenin bozulmasına yol açıyor. Yapılan bilimsel araştırmalara
göre diyetlerde bel bağlanan kalorisiz ürünler ve tatlandırıcılar
reklamlardaki kadar masum değil. Tabiatta doğal olarak bulunmayan bu kimyasal
şekerlerin, vücudun kaloriye doygunluk hissini körelterek fazla yemeye neden
olduğunu ortaya çıkaran araştırmalar hakim tıp çevrelerinde hasıraltı edilse
de biliniyor. Yine bu araştırmalardan birine göre, diyetle zayıflayıp ‘normal’
kiloyu yakalayanlarda kanser ve benzeri hastalıklara bağlı erken ölüm riski
yüzde 240 artmış. Çünkü genetik şifremizin bizim için belirlediği kilodan
düşük olmak, daha ağır olmaktan çok daha fazla tehlike içeriyor.
Yağlar vücuda zararlı, azaltın!
Yağlara karşı yürütülen kampanyalar, yağı bir besin maddesi olarak düşünmeyi
imkansız kıldı. Böylece reyonlardaki ürünlerin ‘az yağlı’, ‘tamamen yağsız’
yeni çeşitleri çıktı. Oysa vücudun en karmaşık organı beynin yüzde 60’ı yağ ve
vücudumuzdaki her bir hücrenin dışı yağ tabakasıyla örtülü. A ve E
vitaminlerinin hücreye taşınıp kullanılabilmeleri de yağların varlığı ile
mümkün. Bağırsakların iyi çalışması, yeterli düzeyde alınan yağlarla
yapılıyor. Yağları ‘tu kaka’ eden görüşü çürüten pek çok çalışma var. Biri,
Harvard Üniversitesi’nde, 40 bin hemşire üzerinde yapılan bir araştırma.
Sonucu şu: Diyetlerindeki yağ oranı düşük olanlar, en çok kanser riski altında
olan grup… Yağlı yiyeceklerden kaçınmak kalp ve damar hastalıklarından
korunmayı garantileyemiyor. Mesela son 50 yılda yağ diyetlerinde devrim yapan
ABD’de kalp ve damar hastalıkları arttı ve ilk üç ölüm nedeninden biri oldu.
Bitkisel yağı, hayvansal yağa tercih edin!
Uzmanlar hayvansal yağların kalp ve damar hastalıklarına neden olduğunu ileri
sürüyor ve bitkisel yağları tüketmemizi salık veriyor. Aksini ispat eden
araştırmalardan biri Prof. Dr. Mary Enig ve beslenme uzmanı Sally Fallon’un
araştırması. Tereyağı, içyağı ve kuyruk yağı gibi doymuş yağların damar
tıkanıklığına yol açtığının hiçbir zaman ispat edilemediğini söyleyen ikili,
otopsisi yapılan tıkanık damarlardaki yağ artıklarının sadece yüzde 26’sının
doymuş yağlardan, geri kalanının ise bitkisel yağlardan oluştuğunu ortaya
çıkardı. Genel kanıyı çürüten bir başka örnek de, doymuş yani katı yağların en
çok tüketildiği dönemlerde damar tıkanıklıklarının hemen hiç bulunmayışı...
Üstelik ısıtma ve pişirme anında bitkisel yağlara göre daha geç bozulan
hayvansal yağların vücutta kritik görevleri var. İşte birkaçı: Bağışıklık
sistemini güçlendirir. Karaciğerin toksinlerden korunmasını sağlar. Kalsiyumun
kemiklere taşınabilmesi için alınan yağların yarısının doymuş yağ olması
gerekir.
Kalbiniz için kolesterolü azaltın!
Bize ‘öcü’ diye tanıtılan kolesterol, hayvansal organizmalarda önemli
işlevleri yerine getiren, birçok doku hücresinde üretilen bir alkol türevi…
Kolesterol konusunda en çok aldatmacaya kimi ürünlerin içerik bilgilerinde
uğruyoruz. Kolesterol sadece hayvansal organizmalarda üretilir ve bitkisel
besinlerde bulunmaz. O yüzden bitkisel yağ şişelerindeki ‘kolesterolsüz’
ibaresi, satışı artırmaya yönelik, gereksiz bir ibare. Şunlar da kolesterolü
‘düşman’ belleten uzmanlardan duymayacağınız bilgiler: Kolesterol, östrojen ve
testosteron gibi cinsi belirleyen hormonların hammaddesidir ve vücudu strese
ve kanser gibi hastalıklara karşı korur. Yağların sindirilmesini sağlayan
safra tuzları kolesterolden üretilir. Anne sütü kolesterol açısından en zengin
yiyeceklerden ve çocukların sinir ve beyin sistemlerinin gelişmesi için çok
önemli.
Kemikleriniz için pastörize süt için!
Sütün pastörizasyonu yani ısıtılıp içindeki olası mikroplardan arındırılması,
bugün uzmanlar ve çevreciler tarafından ileriye değil, geriye doğru atılmış
bir adım olarak değerlendiriliyor. Sütün pastörize edilmesinin sağlığımız için
değil, üreticilerin ticari kazançları için tercih edildiği belirtiliyor. Bize
önerilen, kutulara saklanmış, çeşitli katkılarla doğal bozulma süreleri
engellenmiş pastörize sütler, büyük üreticilerin 1,5 m eninde, 2,5 m boyundaki
bölmelerde güneşsiz, kıpırdamadan duran, doğal şartlardaki ineklere göre ömrü
beş kat kısalmış ve yapay besinlerle kapasitesi 20 kat artırılmış ineklerden
elde ediliyor. Madalyonun diğer yüzündeki bir gerçek de şu: 100 gr inek
sütünde yaklaşık 118 mg kalsiyum var. Kimi besinlerin 100 gramındaki kalsiyum
miktarları ise şöyle: Bamyada 95 mg, rokada 120 mg, brokolide 130 mg, kıvırcık
lahanada 187 mg, bademde 175 mg, pekmezde 684 mg, susamda 1.160 mg.
Soyalı besinleri tercih edin!
‘Ucuz protein kaynağı’, ‘sağlıklı et alternatifi’ olarak sunulan soyanın son
yıllardaki büyük patlamasının arkasındaki sır, bitkinin ‘mucizevi bir keşif’
oluşu mu? Hazır gıda sektörünün gelirini artırma çabası mı var? Cevap küçük
çaplı bir bir araştırma ile ortaya çıkabilir. Çünkü paketlemeye ve uzun süreli
muhafazaya en elverişli yağ, soya yağı ve bitkisel yağlar içinde en büyük
pazara sahip... Yaldızlı cümlelerle sunulan soya, doğada savunma sistemi en
gelişmiş bitkilerden. Bu yüzden pek çok pişirme yöntemi ile içindeki anti-gıda
faktörleri ve toksinler yok edilemiyor. Ayrıca soyalı gıdalar, içlerindeki
ağır metaller ve hormon taklidi yapılar nedeniyle bebekler ve çocuklar için
risk faktörleri taşıyor. Daha da önemlisi soya bitkisi, genetik teknolojisinin
gen değiştirme işlemlerinin en sık uygulandığı üç gıdadan biri.
b.eren@zaman.com.tr
Bu mitlerin arkasında gıda ve ilaç sektörü var
Modern sağlık mitleri nasıl üredi, neden onlara aksini düşünmeyecek kadar
kuvvetle inanıyoruz? Beslenme konusunda yaygın kanıların aksi tespit ve
önerileri ile dikkat çeken ve halen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde hizmet veren
Prof. Dr. Ahmet Aydın, bunun altında büyük bir rantın olduğunu söylüyor ve
şöyle diyor: “Bu gerçeği görmeden bunu anlamak mümkün değil. Alınacak
tedbirleri anlatan koruyucu hekimlik para getirmiyor. Getirmediği için de
araştırmalar ilaç firmalarının, gıda şirketlerinin sponsorluğunda yapılıyor.
Doğru ve sağlıklı bir beslenme ile kanser riskini yüzde 50 azaltırsınız. Ama
araştırmalar erken teşhis üzerine kurulu. ‘Kanser olsun, ama erkenden teşhis
edelim.’ düşüncesi var. Çünkü ne kadar erken teşhis edilirse tedavi süreci o
kadar uzun ve pahalı.”
Prof. Dr. Aydın, modern sağlık hurafelerinin arkasında büyük gıda
şirketlerinin ve onların ‘uzman’ sözcülerinin olduğunu söylüyor. Verdiği pek
çok örnek var. Sadece soya, paket süt ve yoğurt ile ilgili söylediklerini
aktaralım: “Soya çok faydalı bir gıda derler, halbuki Amerika’da soya fazlası
var ve onu tüketmeye çalışıyorlar. Oysa soya, azot kaynağıdır, sadece kıtlık
zamanında kullanılır. Soyanın hiçbir şekilde kullanılmaması gerekir. Kutu
sütlerinin sağlıklı olduğunu, üstelik uzmanlara söyletirler, tamamen
sağlıksızdır. Kansere, başka şeylere de sebep olur. Hazır yoğurda bakın, iki
ay kalsın ekşimez. Ekşimiyorsa içindeki faydalı mikroplar çalışmıyor demektir.
Oysa o faydalı mikroplar sizi hastalıklardan korur, onlar olmadığında da
hastalık yapan mikroplar onların yerine gelir.”
Beslenme konusunda ilaç gibi kitap
Sağlıklı beslenme konusunda sarsılmaz gerçek olarak algıladığımız bu yargılar,
kendileri kadar yaygın olmasa da kimi araştırmalar ve çalışmalar tarafından
birer balon gibi patlatılıyor. Geçtiğimiz günlerde Hayy Kitap tarafından
yayınlanan bir kitap, bunun örneği. ‘Doğru Beslenmeyle İlgili Yanlış
Bildiklerimiz’ adlı kitabın yazarı Serkan O. Yimsel. Yukarıda aldığımız yedi
‘modern beslenme hurafesi’nin de aralarında olduğu yaygın yargılar, çeşitli
araştırmaların çarpıcı sonuçları eşliğinde ve herkesin anlayacağı bir dille
çürütülüyor. Egzersiz terapisti Serkan O. Yimsel, modern tıp, gıda endüstrisi
ve medyanın sistematik bir çalışma ile beslenmeyle ilgili çoğu asılsız iddiayı
gerçekmiş gibi zihnimize kazıdığını ifade ediyor ve şöyle diyor: “Bu iddiaları
desteklemek için ‘ısmarlanmış’ araştırmaların cımbızla ayıklanmış sonuçları
kamuoyuna duyuruluyor. Bu sözde iddiaları çürüten hatta tersini ispat eden
bilimsel çalışmalar ise hasıraltı ediliyor.” Yimsel, bu mitleri çürütmekle
bırakmamış çalışmasını. Kitapta, ‘Seher Nine İddiaları Çürütüyor’ başlıklı
bölümde, sağlıklı beslenme ve yaşama konusunda basit ama etkili tavsiyeler yer
alıyor. Kitap modern tıbbın bizi yanıltan yargıları konusunda gözümüzü
açarken, bu bölümüyle okurunun, ‘İyi de, ne yapalım?’ sorusuna doyurucu, yalın
ve uygulanabilir cevaplar veriyor.