Seyrek de olsa erkekler de meme kanserine yakalanır. Yaşlı kadınların gençlere göre meme kanserine yakalanma riskinin daha az olduğuna inanılır, oysa yaş meme kanserine yakalanma riskini artıran en önemli faktörlerden birisidir.
Türkiye’deki hekim ve sağlık kuruluşu kalitesinin dünya standartlarını
yakaladığını savunan Dr. İrgil, kanser şüphesi taşıyan hastaların doktor ve
sağlık kuruluşlarına güvenerek kontrollerini yaptırmaları gerektiğini söyledi.
“ERKEN TANININ ÖNEMİ”
İrgil, erken tanı konulan hastalarda meme kanserinin artık öldürücü bir
hastalık olmaktan çıktığını, bu nedenle batı ülkelerinde erken teşhise yönelik
mamografi taramaları ve kadınların bilinçlendirilmesi çalışmalarının büyük
önem kazandığını bildirdi.
Buna karşın, halk arasında “doğru” olarak bilinen bazı yanlış inanışların,
erken teşhisi önleyerek hastalığın tedavisini güçleştirdiğine dikkati çeken
İrgil, şöyle konuştu:
“Sadece kadınların meme kanserine yakalandığı yönünde bir görüş vardır. Doğru
olduğu inanılan düşüncenin aksine seyrek de olsa erkekler de meme kanserine
yakalanır. Meme kanseri teşhisi konulan erkeklerin üçte biri bu hastalıktan
hayatını kaybeder. İstatistiki veriler, her 100 meme kanseri vakasından
birinin erkeklerde görüldüğünü göstermektedir. ‘Meme kanseri bir kadın
hastalığıdır’ yanılgısı nedeniyle erkekler genellikle kanserin erken
belirtilerini görmezden gelmektedir. Bu duyarsızlık, geç tanı konulmasına,
dolayısıyla daha yüksek ölüm oranlarına neden olmaktadır.”
“YAŞ, RİSKİ ARTIRAN ÖNEMLİ FAKTÖR”
İrgil, “yaşlı kadınların meme kanserine yakalanma risklerinin genç kadınlardan
daha az olduğuna dair” bir inanış bulunduğunu, ancak bu düşüncenin gerçeği
yansıtmadığını bildirdi. İrgil, şunları söyledi:
“Yaşlı kadınların gençlere göre meme kanserine yakalanma riskinin daha az
olduğuna inanılır. Gerçekteyse yaş, meme kanserine yakalanma riskini artıran
en önemli faktörlerden birisidir. Bu nedenle meme kanserinin erken aşamada
tanısının konulabilmesi için 40 yaş ve üzerindeki kadınlara yıllık klinik ve
aylık kişisel kontrollerin yanı sıra yılda bir kez mamografi çektirmeleri
önerilir.”
Meme kanserinin erken teşhisinde son derece önemli rol oynayan mamografinin
kansere yol açtığına ilişkin yanlış bir inanışın da hakim olduğunu dile
getiren İrgil, güvenilir bir yöntem olan mamografiyle göğsün görüntüsü
alınırken kullanılan radyasyonun düzeyinin çok düşük olduğunu vurguladı.
İrgil, “Meme kanserinin bulaşıcı olduğuna” dair inanışın da kesinlikle gerçeği
yansıtmadığını ifade ederek “Meme kanseri, göğüs hücrelerinin sayısının
kontrolsüz olarak artımı olarak tanımlanabilir. Bu kontrolsüz artım, göğüs
dokusundan yapılmış tümör oluşumuna neden olur. Bir kadının hücrelerinde
oluşabilecek bu tipte değişimler başka bir kadını etkilemez” dedi.
“GÖĞÜS BOYUTUNUN KANSER RİSKİYLE İLGİSİ YOK”
“Küçük göğüslü kadınlar meme kanserine yakalanmazlar” yönünde yanlış bir
inanışın da kamuoyunda yaygın olduğuna değinen İrgil, göğüs boyutunun meme
kanseri riskiyle bir ilgisinin kesinlikle bulunmadığını söyledi.
Ceyhun İrgil, “doğru” bilinen bir yanlışın da, “Kahve içmenin meme kanserine
yakalanma riskini artırdığı” yönündeki inanış olduğunu dile getirerek, şöyle
devam etti:
“Kahve, meme kanserine yol açmaz. Fareler üzerinde yapılan bazı çalışmalar,
kahvenin aslında kanser riskini azalttığını göstermiştir. Uzmanlar geçmişte
kafeini, fibrokistik değişimlere (sıkça görülen kanser olmayan değişimler)
neden olmasından dolayı kanser riskini arttıran bir faktör olarak görmüşlerdi.
Bazı kadınlar kafein alımını azaltmak amacıyla kahve, çay, çikolata ve kolalı
içecek tüketimini azalttıklarında vücuttaki sıvı tutumunun azalmasına bağlı
olarak göğüsteki bazı rahatsızlık hislerinin azaldığını gözlemleyebilirler.
Aslında bu, uzmanlar arasında tartışmalı bir konudur. Çünkü bu konuda yapılan
araştırmaların sonunda tutarlı ve güvenilir sonuçlara ulaşılamamıştır.”
“GÖĞÜS YARALANMALARI MEME KANSERİNE YOL AÇMAZ”
Kamuoyunda, “Göğüs yaralanmaları ve travmalarının meme kanserine yol
açacağına” ilişkin bir inanışın da bulunduğunu anlatan İrgil, “Bu düşünce
doğru değildir. Ancak, yaralanmalar sonucunda göğüste berelenmeler ve kanser
olmayan kitleler oluşabilir. Göğüsteki yağ dokusunun şişmesi veya
hassaslaşması sonucu ‘Fat necrosis’ adı verilen ve kanser olmayan oluşumlar
gözlenebilirse de genellikte bu durum bir ay içinde ortadan kalkar” diye
konuştu.
Bursa Onkoloji Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Ceyhun İrgil, “Mastektominin
(göğsün tamamen alınması operasyonu) kanserin yenilemesi riskini tamamen
ortadan kaldırdığına” dair yanlış bir inanışın da kadınlar arasında yaygın
olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“Mastektomi, kanserin yenilemesi riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Bazı
kadınlarda mastektominin dikiş bölgelerinde kanserin yenilenmesi görülmüştür.
Ayrıca kanserin lenf bezlerine ve vücudun diğer bölgelerine yayılmış olma
riski vardır. Mastektomi gören kadınların büyük çoğunluğu, kanserin göğüs
dışındaki bölgelere yayılmamasından emin olmak amacıyla aynı zamanda dış lenf
bezlerinin alınması operasyonunu da geçirirler.”
ntv