Bir
ara bizim gazetede de Evrim Teorisi’yle ilgili tartışmalar yaşanmış ve doğrusu
bana da bir söz düşebileceği için çok heyecanlanmıştım. Ama yönetim içinde
bazıları bu konuda yazmamın gazetenin algılanması açısından sakınca
doğurabileceğini öngörmüştü. İlk fırsatta bu konuya dönmeliyim diye düşünürken,
önüme kamuoyu anketlerini ele alan önemli bir dosya geldi... Bildiğiniz üzere bu
anketleri yorumlamak derin bir uzmanlık işidir... Ben prensip olarak hiçbir
zaman çalışmanın orijinalini okumam. Çünkü etkilenir ve nesnelliğinizi
kaybedersiniz. En bilimsel yöntem gazete haberlerine dayanarak kendi özgün
yorumunuzu geliştirmektir...
Bu özelliğimden yararlanmak isteyen editörüm dosyadaki iki farklı araştırmanın
bazı bulgularını anlamlı bir biçimde yorumlamamı rica etti. Birinci çalışma 2005
yılında Science dergisi tarafından ABD ve 32 Avrupa ülkesinde gerçekleştirilmiş.
Buna göre evrime en az inanan toplum bizmişiz ve halkımızın yarısından fazlası
insanın daha erken bir türden gelişmiş olduğu tezine karşı çıkmaktaymış. Evrime
en fazla inanan ülkelerin başında ise İzlanda ve Danimarka gelmekteymiş...
İkinci araştırma ise Birleşmiş Milletler’in aile içi şiddeti konu alan son
raporuydu. Buna göre de çocukların aile içi şiddete maruz kalma veya tanık
olmaları açısından % 24,8 oranla Türkiye liste başı. En düşük oranlara sahip
ülkeler arasında ise İzlanda ve Danimarka bulunmakta...
Gazetedeki arkadaşların kafasını karıştıran da bu iki ülke olmuş zaten...
İzlanda ve Danimarka’nın hem evrime en çok inanan hem de aile içi şiddeti en az
uygulayan ülkeler olmasının özel bir anlamı olabilir mi? Yoksa evrime
inandıkları için insanların hayvandan geldiğini düşünerek, çocuklarına hayvan
muamelesi mi yapıyorlar? Çünkü herkesin bildiği gibi taciz ve şiddet esas olarak
hayvanlara değil insanlara uygulanan bir yöntem. Dolayısıyla da çocuklara hayvan
muamelesi yaptığınızda artık onlara taciz ve şiddet uygulamıyorsunuz... Öte
yandan evrime inanmadığınız anda çocuklarınızı, zamanın başlangıcından bu yana
devam etmekte olan insan neslinin fertleri olarak, zamanın başlangıcından bu
yana devam etmekte olan taciz ve şiddete maruz bırakabiliyorsunuz...
Yukarıdaki apaçık bilimsel bulgu, necip halkımızın da bir an önce evrime
inanarak çocuklara uygulanan şiddete son vermesi beklentisini üretiyor. Umarız
bir gün o da olacaktır... Ancak asıl mesele niçin böyle olduğumuzdur. Editörüme
kalırsa bizim bilimsel bir gözümüz yokmuş... Yani olayları bilimsel bir çerçeve
içinde algılayamadığımız, gözlemden analize geçemediğimiz için böyle kalmışız.
Oysa buradan cesaretle açıklamak istiyorum ki durum tam tersidir! Bizler son
derece bilimsel bir yaklaşıma sahip olduğumuz için evrime inanmıyoruz! Çünkü
evrim değişme demek... Etrafınızdaki olgular değişecek ki evrime inanmak
mantıklı olsun. Peki Türkiye’de ne değişiyor? Devlet, siyaset, bürokrat,
gazeteci, işadamı... Listeyi istediğiniz kadar uzatın, bunların hangisi
gerçekten değişiyor? Tabii ki hiçbiri... Sittin senedir bu topraklarda doğru
dürüst hiçbir gelişme olmazken, bu halk evrimin nesine inansın? Öte yandan
evrime inanmak bizim bu işi beceremediğimizi ortaya koyarak aşağılık kompleksine
neden olursa, bu toplumu eski sağlığına kim kavuşturacak?
Kısacası bizlerin evrime inanmaması tamamen gözleme dayalı, bilimsel bir olgudur
ve meselenin ‘nesnel’ yanını oluşturur. Meselenin ‘öznel’ yanı ise çocuklara
yönelik şiddet meselesinde ortaya çıkıyor. Herkes merak ediyor acaba Türkler
çocuklarını niçin bu kadar çok dövüyor diye ve sorumluluğu ailelerde arıyor.
Peki ya çocuklar? Onların hiç mi kabahati yok? Sizin de böyle çocuğunuz olsun da
bakalım dövüyor musunuz dövmüyor musunuz... Doğrusu onlar bu dayağı hak ediyor;
çünkü bütün geleneklerimize karşı çıkarak değişmek istiyorlar.
Şunu iyi anlamak lazım: Biz evrime inanmamakla kalmıyor, evrim mevrim de
istemiyoruz! Bizim törelerimize göre çocuk dediğin aynen anası babası gibi olur
ve böylece nesiller boyu gider... Aksi halde yer dayağı, oturur yerine. Sonuç
olarak son anketler Türklerin ne denli tutarlı, sağlıklı ve geleneklerine bağlı
olduğunun açık bir kanıtıdır. Bu vesile ile okuyucunun kökü dışarıda Batılı
yorumlardan kendisini sakınması gereğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum...