İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde saman nezlesi ve astım gibi alerjik hastalıkların daha fazla görüldüğünü söyledi.
Prof. Dr. Küçükusta, son
20 yılda astım ve alerjik hastalıkların görülme oranlarındaki artışa dikkat
çekerek, istatistiklere göre, dünyada 150 milyonu astım olmak üzere her yaştan
500 milyon insanda alerjik bir hastalık bulunduğunu söyledi.
Bu hastalıkların özellikle gelişmiş ülkelerde çocuk ve genç erişkinler arasında
adeta salgın bir hastalık gibi her geçen gün yaygınlaştığına işaret eden Prof.
Dr. Küçükusta, bu artışın çevresel faktörlerle ilgili olduğunun düşünüldüğünü ve
bunların başında da batı tarzı yaşama stilinin getirdiği farklılıkların yer
aldığını anlattı. Prof. Dr. Küçükusta, şunları kaydetti:
Batı tarzı yaşama stilinin getirdiği farklılıkların arasında, insanların
zamanlarının çoğunu kapalı mekanlarda geçirmeleri ve alerjenlere daha fazla
maruz kalmaları, çocukluk çağı enfeksiyonlarının azalması, yaygın antibiyotik
kullanımı, hazır ve katkı maddeli besinlerin daha fazla tüketilmesi, obezite ve
hava kirliliği geliyor.
SEZARYENLE DOĞUM VE ALERJİK HASTALIKLAR
Son yıllarda yapılan araştırmaların, bu artışta sezaryenle doğumundaha yaygın
uygulanır olmasının da önemli rolü olabileceğini gösteren bulgular vermeye
başladığını dile getiren Prof. Dr. Küçükusta, sözlerini şöyle sürdürdü:
Sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde, hem yumurta ve süt gibi önemli besinlere
karşı alerjiler, hem de egzama, saman nezlesi ve astım gibi alerjik hastalıklar
daha fazla görülüyor. Astım ve saman nezlesi olan 250 çocuk üzerinde yaptığım
araştırmada, bu çocukların yüzde 78inin sezaryenle dünyaya geldiklerini
belirledim.
Hijyen teorisine göre, alerjik hastalıklardaki artışın nedeninin, bebeklerin
yaşamlarının ilk aylarında çok temiz ortamlarda büyütülmeleri ve mikroplarla çok
az karşılaşmaları olduğunu belirten Prof. Dr. Küçükusta, adeta steril ortamlarda
yetiştirilen, çok sık antibiyotik verilen, pek çok virüs ve bakteriye karşı
aşılanan ve bu nedenle de çok az enfeksiyon geçiren çocukların bağışıklık
sistemlerinin mikroplarla yeteri kadar tanışamadığını vurguladı.
Uğraşacağı mikroplarla karşılaşamayan bağışıklık sisteminin ise toz, tüy, küf,
polen gibi mikrop olmayan, ama onlara benzeyen maddelere de mikropmuş gibi
davranarak anormal tepkiler gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Küçükusta, bu
anormal tepkilerin de alerjik hastalıklar olarak kendini gösterdiğini bildirdi.
SEZARYENİN ETKİLERİ
Prof. Dr. Küçükusta, konuşmasına şöyle devam etti:
Sezaryenle doğan bebeklerde bağışıklık sisteminin gelişmesi ve olgunlaşmasında
aksaklıklar meydana geliyor. Anne karnında iken vücudunda hiçbir mikrop
bulunmayan bebeklerin mikroplarla ilk karşılaşmaları doğum sırasında
gerçekleşiyor. Normal yolla doğan bebekler, annelerinin doğum kanalında bulunan
mikropları alıyorlar ve bebeklerin bağırsaklarına bu mikroplar yerleşiyor. Bifidobakteri,
bakteroides ve laktobasillerden oluşan ve dost bakteriler olarakda bilinen
bu mikroplar, bebekte normal bağışıklığın gelişmesi için çok gereklidir.
Sezaryen doğumlarında ise steril şartlarda dünyaya gelen bebeklerin ilk
mikroplarını deri teması ile ve hastanedeki yüzeylerdenaldığını anlatan Prof.
Dr. Küçükusta, şunları söyledi:
Bu nedenle de sezaryenle doğan bebeklerin bağırsak floralarını, vücuda yararlı
dost mikroplar yerine hastane mikropları oluşturuyor. Alerjik hastalıkların
sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde daha fazla görülmesinin nedeni,
bağırsaklarında dost mikroplar yerine farklı cinsten ve farklı miktarlarda
bakterilerin yerleşmiş olmasıdır.
Prof. Dr. Küçükusta, astım, saman nezlesi veya egzama gibi bir alerjik hastalığı
olan anne adaylarının sezaryen doğumdan kaçınmalarının, çocuklarında bu
hastalıkların görülme riskini azaltacağını kaydederek, tıbbi açıdan zorunlu
değilse normal doğumun daima tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.