Nasıl olup da bazı insanlar ömür boyunca diyet yapmadıkları halde hep ince kalırlar da diğerleri her fırsatta daha fazla kilo almaya eğilimlidir. Kalıtım ya da alışkanlık deriz, takıntılar veya bunalımlarla açıklamaya çalışırız. Tabii ki bunda hepsinin ve hatta daha fazlasının payı vardır. Ama kilo ve obezite sorununun en önemli ve en karmaşık yönü hormonlardır. Öte yandan en belirleyici yönü de hormonlardır. Evet her şeye rağmen diyetle bir miktar kilo verilebilir ama temelinde hormonal bir sorun varsa, büyük bir ihtimalle bu kilolar geriye gelir.
Şişmanlığın kısır
döngüsü: Bazı insanlar ellerinden geldiği kadar diyet ve egzersiz yapmalarına
rağmen, doğru dürüst kilo vermeyi başaramazlar. Sonunda ümitsizliğe kapılıp,
ipin ucunu bırakırlar. Kısa sürede eskisinden daha fazla kilo almaları işten
bile değildir! Zaten kaderlerine küsüp daha fazla yemek bile yerler. Aynı
zamanda vücutlarındaki tüm hücreler kıtlık çığlıkları atıp onları daha fazla
yemeye zorlar! Bu acımasız döngü, bir kartopu gibi yuvarlandıkça büyümeye devam
eder.
* İçimizden gelen dayanılmaz dürtüler: İşin doğrusu; açlığımız, tokluğumuz,
iştahsızlığımız veya tatlılara, böreklere, hamur işlerine, alkole karşı
duyduğumuz çekim veya sağlıklı gıdalara yönelim, hep vücudumuzdaki hormonların
taşıdığı mesajlarla oluşur. Bizi aç olduğumuz veya yeterince doyduğumuz
konusunda uyaran mesajlar belirli hormonlarımızdan gelir. Ayrıca aldığımız
gıdaların nereye gideceğine, yağa mı yoksa şekere mi dönüşeceğine, kaslara mı,
karaciğere mi gideceğini de hormonlar belirler. Egzersiz yaparken bile,
vücudumuzun neresindeki enerji depolarını ve yağları kullanacağına, hangilerini
muhafaza edeceğine veya asla eritmeyeceğine yine hormonlarımız karar verir.
Örneğin; erkeklerde göbek, bayanlarda basen birikir. Menapoz ve andropozdan
sonra kadınlık ve erkeklik hormonları birbirine yaklaşır. Bir de bakarsınız,
bayanlarda karın ve bel çevresinde yağlanma, erkeklerde de basen ve selülit
oluşmaya başlar.
* Depresyona dikkat! Kullandığımız bazı ilaçlar veya yeme alışkanlıklarımız
vücut kimyasını zorlarsa, herhangi bir duygusal çalkantı içindeysek veya
hamileysek, vücudumuzdaki hormon bezlerinden bazıları pasif bir duruma
geçebilir. O zaman tüm vücut fonksiyonları karışır, alışmadığımız davranışlar
üretiriz. Örneğin; yaşam ritmimiz değişir veya farklı şekilde yemek yemeye
başlarız.
* Dönüm noktaları: Sorun kısa sürerse, vücudumuz kendi kendini onarır, fazla
oyalanmadan normale döner. Bazen de vücut yeni durumuna alışır. Örneğin; siz
daha fazla yemeye devam edersiniz, daha düşük metabolizma ile yaşamaya
alışırsınız. İşte kilo almaya başladığınız o dönemeç başlamıştır! Bundan sonrası
kolay gelsin. Öğrencilik günlerinde günde 2 ekmek, sayısız sandviç yerken, bir
gram kilo almamış olabilirsiniz. Ama en geç 30-40 yaşından sonra buna devam
edemeyeceğinizi anlarsınız. Çünkü tüm hormon seviyeleri düşmeye başlamıştır ve
bu durum ilk sinyallerini bel çevresinde, karın ve kalçalarda yağların birikmeye
başlamasıyla verir! Bu tip yağlanma hormonların daha da fazla düşmesine neden
olur ve kısır döngü sizi içine çeker.
* Tüm sorumlusu hormonal zincir! Kilo almak ve alamamak hormonlarla ilgilidir.
Vücut ağırlığımız son derece karmaşık bir hormonal zincire bağlıdır.
Vücudumuzdaki 100'ü aşkın hormon, mükemmel bir orkestranın ahengiyle
metabolizmayı kontrol eder. Bütün bu hormonlar her gün kan dolaşımına binlerce,
milyonlarca ünite olarak karışırlar. Bir kurye gibi, beyinden ve iç salgı
bezlerinden vücudun her yanına mesaj iletirler. Kalp atışlarımızı, nefes
alışımızı hormonlar yönetir. Kadınları kadın, erkekleri erkek yapan
hormonlardır. Gece bizi uykuya daldıran, sabah uyandıran hormonlarımızdır.
* Gücünüz yok mu? Günde yarım saat bile yürüyecek gücünüz kalmadıysa ya da bu
motivasyonu bulamıyorsanız, acilen ayrıntılı bir check-up yaptırın. Beyin
metabolizması, duygusal sorunlar, uyku kaliteniz, tiroid bezi, böbrek üstü
bezleri ve insülin bakımından sağlığınızı sorgulayın. Hele menapoz veya andropoz
dönemindeyseniz, tüm hormonlarınızı ölçtürün, tansiyon, kolesterol ve diğer kan
seviyelerini öğrenin. Sonra da ihmal etmeden tedaviye başlayın. Hormon
tedavisinden çekinmeyin. Gücünüz biraz ivme kazandığında egzersiz, diyet ve
doğal desteklerle kendinizi kalıcı olarak toparlayabilirsiniz.