Nevroz nedir?
"Nevroz, kişinin kendi özgürlük bilincini yadsıması, yani bir ömür boyu bir yalanı yaşamasıdır." (J.P. SARTRE)
Yazıma, deprem
bölgesinden bir örnekle başlamak istiyorum. Genç bir kadın, korkulu gözlerle
bakan üç yaşındaki oğluyla geldi. Ben dedi aha şuncağızı kaldıramazdım, o
gece Allahtan işte- koca kardolabı tutmuşum Allah seni inandırsın doktor
hanım. Bölgede benzer pekçok durum yaşanmıştı. Gerçek bir tehlike anında deri
direnci %8 oranında artar. Beden gücü ve kaslar da kişinin kendisinden
beklemediği ölçüde dirençlidir. Kadının ve benzer durumlar yaşayanların
travmaları bir yana, biz şimdi kadının kendisini deprem öncesinde nasıl ve neden
güçsüz(!) algıladığına bakacağız. Gardrobu tutması genç kadının gerçek özgürlük
sınırıdır oysa. Ne var ki kadın bunu yapabilmiş olmasına karşın, hala
Allahtan... diyerek yapabilirliğini yadsımakta, inkar etmektedir.
İşte Sartreın sözünü ettiği özgürlük bilinci budur. Burada özgürlükten kasıt,
kişinin irade kullanmaksızın her istediğini yapması değil, gerçek varlık ve
yapabilirlik alanlarının farkında olmasıdır. Bir an durup, gerçekçi gözlerle
yapamam dediklerinize bakın. Yıllardır yapamayacağınıza inandığınız ve/veya
inandırıldığınız pekçok şeyin, gerçekte ne denli yaşanabilir olduğunu
farkedeceksiniz. Bizler özgür olduğumuz bilincini inkar ederek yaşarsak, sonuçta
kendimizi de bir yalan olarak yaşayıp tüketmiş olmaz mıyız!? Bu bir anlamda
öz-ihanet değil midir!?
Üstelik bu durum sosyal rollerimize yerleşmiş, meşrulaştırılmıştır: Ayşe Hanım
avizenin ampulunu, musluğu vs. değiştir(e)mez, Mehmet Bey de yemek yap(a)maz, ev
temizle(ye)mez vs! Aile ilişkilerini düzenlediği düşünülen bu yapamama
halleri, maalesef her zaman bu denli masum(!) kalmazlar. Evde tek başına
kalamamaktan tutun, sokağa çıkamamaya, seyahat edememeye, elini sekiz kez
yıkamadan lavabodan ayrılamamaya dek gidebilir. Bunlara iş yerinden çıkamama,
bilgisayar başından ayrılamama, derken uyuyamama vb. durumları da ekleyebiliriz
pekala. Ve bir de bakmışsınız ki tüm yaşamınızı, tüm ilişkilerinizi, bu türden
yapamamalar üzerinden kurmaktasınız. Yani bağımlısınız!
Peki bu duruma insan nasıl ve neden gelir?Öncelikle aşırı korunarak ve yanlış
yer ve zamanda, ya da aşırı dozda ilgi görerek yetiştirilmek buna kaynak
oluşturur. Kişiye uygun olmayan beklentiler(az ya da çok), aşağılanmalar, keskin
kalıplanmalar, hoşgörüsüzlük, ağır dayatmalar vb. gibi muamelelere maruz kalmış
kişilerin nevrozla tanışmaları daha kuvvetle muhtemeldir. Yaşa uygun deneyimler
yaşama fırsatı elde etmek ve sorunlarla başetme yolları bulmak, sağlıklı
olabilmek için çok önemlidir. Erişkin olana dek bunları edinme, öğrenme fırsatı
verilmemiş ve/veya bu fırsatları kullanmamış kişilerin, tüm boyutlarıyla hayatı
kotarmaları elbette çok zor olacaktır.
İşte bu noktada eksik parçaların dışarıdan tamamlanması yoluna gidilir. Bu kimi
zaman eş, kimi zaman para ve iş, kimi zaman da çocuklar vs. olacaktır. Ancak bu
parçalar elde edildiklerinde bir an mutluluk hissi yaratsalar da, kişinin
doyumsuzluğunu asla gideremezler. Daima yitirilecekleri korkusuyla yapışıldıkça
yapışılır sözkonusu parçalara!
Nevrotik kişiye bir türlü yetmez eşin sevgisi ve ilgisi... Paranın hep daha
fazlası gereklidir, mevkiinin ve başarının da eni!.. Çocuklar deseniz zaten
kendi hallerindelerdir, hayırsızlardır, büyüdükçe dertleri de büyür, keşke
hep küçük kalsalardır!
Nevrozun nedenleri arasında, yaşadığımız çağın hastalıklı yanlarını da atlamamak
gerekir. Bir enler dünyasında yaşıyoruz ve bu enleri gerçekte isteyip
istemediğimizi bile sorgulamıyoruz. Bu kapitalist kandırmacanın içinde, hiç de
bize ait olmayan yerlere yuvarlanmış buluveriyoruz kendimizi belki de. İşte
bundan korunmak için sık sık kendimizi sorgulamalı, yaşamda durduğumuz yere
bakmalı ve farkındalıklarımızı taze tutmak için çaba harcamalıyız.
Evet, kişinin kendini değersiz, önemsiz ve anlamsız hissetmesi, gerçekte kendini
kabulsüzlüğü ve yapabilirlik sınırlarının inkarıdır. Dolayısıyla bir tür çürüme
yaşanıp gider ve hiçbir dış onay da bu duyguyu değiştirmeye yetmez. Üretkenliğin
en yüksek olabileceği kırklı yaşlarda, bizden geçti artıklar, daha otuzuna
gelmeden bu saattan sonra değiştirememler. mükemmel olamam, o halde hiç
kalkışmayayımlar, kısacası bahaneler, bahaneler!..
Nevrozla yenişmek için önce kendinizle dürüst bir diyalog kurmalısınız. Neleri
yapmadığınızın, neleri ise gerçekten yapamayacağınızın detaylı listelerini
çıkarın. Sonra yapmak istediklerinizin ve istemediklerinizin listelerini
öncekilerle karşılaştırın. Yapamayacaklarınız için kendinizi bağışlayarak,
yapacaklarım listenizle işe koyulun ve bunu asla küçümsemeyin. Unutmayın ki
tek bir mum yakmak bile karanlığa küfretmekten iyidir.
Eğer ruhunuza iyi davranmaz, ona yalan söylerseniz, hastalanır! Yardım alsanız
dahi, son tahlilde onu iyileştirmek gene sizin yapmak zorunda olduğunuz bir
iştir.
yesim.akbulut@mynet.com
