Amerika ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere Türkiyede de obezite (aşırı şişmanlık) hastalığı giderek yaygınlaşıyor.
Teknolojinin gelişmesiyle
daha hareketsiz bir yaşam, bununla birlikte vücudun harcayamayacağı kadar çok
yeme ve fast food (ayakta hızlı yemek), gıda tüketiminin artması bu durumun
başlıca sebepleri. Şişmanlık, beraberinde birçok hastalığı da getirdiği için
modern dünyanın en önemli sorunlarından biri artık. Beslenme uzmanları obez
olmamak için düzenli ve dengeli beslenmeyi, aktif, hareketli bir hayat sürmeyi
öneriyor öncelikle. Uzmanlar sağlıklı beslenme için Akdeniz tipi denilen bol
sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeyi tavsiye ediyor.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalında görevli
beslenme uzmanı Dr. Zeynep Koç, obeziteyi vücutta fazla yağın birikmesi şeklinde
tanımlıyor. Şişmanlıkla fazla kilolu olmayı ayırmak gerektiğini belirten Zeynep
Koç, Bazı insanların kas yapısı gelişmiştir. Kilosu fazladır; ama ona şişman
diyemeyiz. Mesela Japonların ünlü sumo güreşçilerinde kas vardır, yağ yoktur.
Şişmanlık vücuttaki yağ dokusunun artması demektir. diyor.
Uzmanlar şişmanlığı iki tipe ayırıyor: Elma tipi denilen karın bölgesinde yağ
biriken şişmanlık en tehlikeli olanı. Bu tip şişman kişilerin kalp damar
hastalıklarına yakalanma riski çok daha fazla. Armut tipi denilen şişmanlık ise
basen bölgesinde yağların birikmesidir. Kadınlarda daha çok görülen bu tip
yağlanmanın hastalık açısından çok fazla riski yok. Dr. Zeynep Koç, şişmanlığı
estetik bir kaygıdan ziyade artık kronik bir hastalık olarak tanımlamak
gerektiğini vurguluyor. Bu yüzden tedavisinin ömür boyu devam etmesi gerekiyor.
Nasıl diyabetik (şeker hastalığı olan) bir kişi ömür boyu yaşam tarzına dikkat
etmek zorunda ise şişman olan kişi de yaşam tarzına, beslenme şekline ömür boyu
dikkat etmeli. Bu yüzden 3-5 haftalık, birkaç aylık sihirli diyetlere
kalkışmamak, tedavi için beslenme düzenini tamamen değiştirmek en doğrusu.
Şişmanlık, başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere birçok ağır hastalığı
beraberinde getiriyor. Kötü diyabet denilen şeker hastalığının oluşma riski
şişman kişilerde oldukça yüksek oranda görülüyor. Şişmanlık kanser
oluşturabiliyor, depresyona sebep olabiliyor, kadın hastalıkları oluşabiliyor.
Eklem hastalıkları, artritler, bel fıtıkları şişman kişilerde daha çok
görülüyor. Hormonal bozuklular, kadınlarda âdet bozuklukları gibi çok fazla
hastalığa şişmanlık sebep oluyor. Son yıllarda dünya ile birlikte Türkiyede de
obez sayısı arttı. Kadınların yüzde 30unda, erkeklerin yüzde 20sinde şişmanlık
görülüyor. Bunun çok yüksek bir oran olduğuna dikkat çeken Zeynep Koç, bu
durumun sebeplerini şöyle anlatıyor: Bugünkü yaşam şekilleri insanları
hareketsizliğe yönlendiriyor. Pek çok aleti sadece parmaklarımızla kullanarak
birçok işimizi yapıyoruz. Eskiden çamaşır bulaşık makinesi yoktu. Bu işler elde
yapılıyordu. Eskiden bağ-bahçe işleriyle uğraşanların sayısı daha fazla idi.
Üreten bir toplumdan tüketen bir toplum haline dönüştük. Şehirleşme oranı da
arttı ve şehirde bu tür işler yok. Her yere araçla gidildiği için uzun
yürüyüşler yapmak gerekmiyor. Obezitenin oluşmasında en önemli sebeplerden biri
hareketsizlik. İkincisi yanlış beslenme. Ekonomik duruma bağlı olarak fast food
tarzı beslenmeye yönelme arttı. Başka bir neden de genetik olabilir. Ailede
şişman kişi varsa diğerlerinde de olabilir. Hormonal bozukluklara bağlı olarak
da şişmanlık gelişebilir.
Şişmanlamamak için...
Normal bir insan şişmanlamamak için ne yapmalı? Öncelikle dengeli ve doğru
beslenmenin nasıl olacağını bilmek lazım. Eğitim ailede başlıyor. Anne sütü ile
birlikte çocuklarda damak tadı gelişiyor. Bebek 6 aylıktan sonra çeşitli ek
gıdalara geçilince yemek zevki ve kültürünü öğreniyor. Daha sonraki dönemlerde
çocuk ailede gördüğü ile gelişiyor ve öğrendiği alışkanlıklarını devam
ettiriyor. Düzgün ve dengeli beslenmeyi çocuğa öğretmek lazım. Ailenin verdiği
eğitim okulda ve çevrede de desteklenmeli. Ebeveynler de dengeli beslenerek
çocuklara örnek olmalı. Yaşam tarzını belirlemeli. Haftada belli zamanları
kendime ayırıp aktivite yapacağım diye karar vermeli ve uygulamalı. Bunlar,
yürüyüş yapmak, spor salonuna gitmek, evde bazı aktiviteler yapmak olabilir. En
azından işten eve gelirken iki durak önce inip biraz yürüyüş yapmak hayatınızda
çok şey değiştirecektir. Daha şişmanlık oluşmadan sağlıklı bir yaşam tarzı
oluşturulursa şişmanlığın önüne geçilebilir.
Bunlardan uzak durun
En başta yağlı yiyeceklerden sakınmalı. Çünkü vücudumuzda zaten bir miktar yağ
var. Bir de görünmez yağlar dediğimiz et, peynir, süt, yoğurt, tavuk ile bir
miktar doymuş yağ alıyoruz. Yemeklere de bir miktar zeytinyağı ve çiçek yağı
koyunca yağ ihtiyacımızı gidermiş olacağız. Özellikle yağda kızartma ve
kavurmalardan uzak durulmalı. Yemekleri haşlama, ızgara, fırın ve tencere
yemekleri şeklinde yapalım. Salam, sucuk, sosis gibi çok yağlı şarküteri
ürünlerini kullanmayalım. Sebze ve meyveye çok ağırlık verilmeli. Günde 5-6
porsiyon alınmalı.
Sihirli diyetlerden ümidinizi kesin
Şişman kişilerin yaptığı en büyük yanlışlardan biri medyada sürekli öne
çıkarılan, kulaktan kulağa yayılan bir hafta, 10 gün veya en uzunu bir ay süren
sihirli diyetleri yapmaya kalkışmak. Bunlardan birini uygulayarak belki kilo
verilebilir. Çünkü aldığınız kalori, yaktığınız kaloriye eşitse kilonuz
değişmez. Aldığınız kaloriyi sabit tutup harcadığınız kaloriyi artırdığınız
zaman veya aldığınız kaloriyi azalttığınız takdirde kilo verirsiniz. Ama diyet
süresi bitip de eski alışkanlıklara döndüğünüz zaman verilen kilonun daha
fazlası geri alınıyor. Verdiğim kiloda sabit kalırım, yeter ki bir kere
vereyim diyenler ise hiç de öyle olmadığını bilmeli. Çünkü çok sınırlı
gıdalarla yapılan böyle bir diyeti vaktinden daha uzun süre devam ettirmek hem
mümkün değil hem de sağlıklı değil. Verilen süre bitip yiyecekler çeşitlendiği
zaman da verilen kiloların geri gelmesi kaçınılmaz. Çünkü, bu diyetlerle
vücuttaki yağlar aynen yerinde dururken kas dokusu eriyor. Zayıflamak için en
iyi yöntem daha uzun süreli hedefler koyarak, hayat boyu doğru ve her besinden
dengeli beslenmeyi amaç haline getirmektir.
Sofradaki çeşitleri azaltın, tabakları küçültün
Şişmanlıktan kurtulmanın ve sağlıklı beslenmenin bir irade meselesi olduğunu
ifade eden Zeynep Koç, yeme isteğini kontrol edebilmek için sofradaki yemek
çeşitlerini azaltmayı, tabakları küçültmeyi öneriyor: Öğünlerimizde çeşit çok
fazla. Geleneksel yemeklerimize ve kültürel özelliklerimize de sahip çıkmamız
lazım; ama bunu yaparken porsiyon miktarlarını çok iyi ayarlamalıyız. Eskiden
yağlı yemekler yeniyormuş evet ama kişi aynı zamanda birçok aktivitede
bulunuyormuş. Günümüzde bu yok. Öğünlerde mümkün olduğu kadar porsiyon miktarı
azaltılmalı. Akdeniz beslenme piramidindeki düzen uygulanır, dengeli ve az
beslenilirse ihtiyacımız zaten karşılanır. Sofralarımızda salatalara, yeşil
yapraklı sebzelere çok ağırlık verelim. Domates, yeşil yapraklı sebzeler,
brokoli, Brüksel lahanası, karnabahar, lahana, yeşil soğan, sarımsak, ceviz,
badem; magnezyum ve çinko gibi antioksidan maddeleri içerirler.
Beyaz ekmek-kepekli ekmek
Beyaz ekmek, buğdayın tamamen arındırılmış şekli, tamamen nişastası kalmış
oluyor. Bembeyaz daha lezzetli geliyor bize; ama tamamen nişasta almış oluyoruz.
Halbuki buğdayda B vitaminleri var ve çok iyi bir protein içeriyor. Yüzde 8
kadar protein var. Beyaz ekmek yiyince bunlardan mahrum kalıyoruz. Buğday
unundan yapılmış, buğdayın tam kendisinden yapılmış ekmekleri tüketelim. Asıl
esmer ekmek faydalıdır.
