Üretici şirketler tatlandırıcılarının kesinlikle zararlı olmadığını iddia ederken, bu ürünlerin sürekli kullanımının birikim yoluyla olumsuz etkiler yaratacağı konusundaki söylentiler tüketicide kuşku uyandırıyor.
Dünyada milyonlarca insan
tatlandırıcı kullanıyor. Örneğin yalnızca ABD'de 10 Amerikalının 8'si bir çeşit
tatlandırıcı kullanıyor. Yine bu ülkede geçen yıl gıda sanayi 2.225 adet, şekeri
azaltılmış veya şekerden arındırılmış yiyecek maddesini piyasaya sürdü.
Bunların pek çoğu sukraloz içeriyor. Gıda maddelerinde kimyasal katkı
maddelerinin kullanılması yeni değil. İşlenmiş gıdaların pek çoğu yapay tat
vericiler, renklendiriciler veya kıvam artırıcılar Ğjöleler- gibi katkı
maddeleri içerir.
Bunların içinde en yaygını şeker yerine geçen katkı maddeleridir. Ancak bunların
yan etkileri konusundaki söylentilerin ardı arkasının kesilmemesi, bu ürünlerin
sürekli olarak gündemde kalmasına neden oluyor.
Rastlantısal keşifler
Pek çok bilim adamı uzun süredir mükemmel bir tatlandıcının peşinde. İlginç olan
şu ki bu çabalara karşın bugüne dek en başarılı tatlandırıcılar tesadüfen
bulundu.
Sakarin 130 yıl önce "coaltar" türevleri üzerinde çalışan Johns Hopkins
Üniversitesi'nden iki bilim adamı tarafından keşfedildi.
Aspartam ise 1960'lı yıllarda gastrik ülser için ilaç araştırmalarına katılan
Illinoisli bir tıp kimyacısı tarafından bulundu.
Sukraloz ise 1976 yılında Londra'daki King's College'da bir lisans öğrencisi
tarafından tamamen rastlantısal olarak ortaya çıkartıldı. Araştırma sorumlusu,
söz konusu öğrenciden bazı bileşimleri test etmesini istemiş. Öğrenci, test
(sınamak) ile taste (tatmak) sözcüklerini karıştırarak bileşimlerin tadına
bakmış.
Bu üç tatlandırıcının içinde en doğalının sukraloz olduğu söyleniyor. Ancak
Walters, "Sukralozun en doğal tatlandırıcı olduğu inancı bana kalırsa
kimyasından değil, başarılı pazarlamasından kaynaklanıyor" diyor.
En doğalı
Sukraloz şekerden yapılmasın karşın kimyasal yapısı tamamen şekerden farklı. Bu
tatlandırıcının bir molekülü üç klorin atomu içerirken, şeker üç çift oksijen ve
hidrojen atomları içeriyor.
Oysa aspartamın içindeki doğal olmayan tek bileşim, fenilalanin ve aspartik
asidi birleştiren metil ester bağlantısı. Fenilalanin ve aspartik asit insan
vücudunda bol miktarda bulunan iki amino asittir.
Vücudun sindirim enzimleri aspartamı bir protein olarak algılar ve doğal bir
bileşimmiş gibi parçalar. Diğer taraftan sukraloz, sakarin gibi sindirilmeden
gelip geçer. Walters bu bileşimlerle ilgili şunları söylüyor: "Vücut bunları ne
yapacağını bilemez ve sonuçta hiçbir şey yapmaz."
Tek reseptör kuramı
Bu farklı yapıların hepsi nasıl oluyor da ağızda tatlı bir tat bırakıyor? Son
yıllara kadar bu sorunun yanıtını herkes verebiliyordu. 150'den fazla kimyasal
sınıfa ait binlerce tatlı bileşim keşfedilmişti.
Bunların arasında düşük moleküler ağırlıklı karbonhidratlar, aminoasil şekerler,
amino asitler, peptitler, proteinler, terpenoidler, klorinli hidrokarbonlar, N-sülfonil
amidler, sülfamatlar, poliketidler, anilinler ve üreler sayılabilir.
Bilim adamları dilimizin üzerindeki tat tomurcuklarının içindeki reseptörlerin
bu bileşimlere reaksiyon verdiğini uzun zamandır biliyor. Ancak kimse bu
mekanizmanın tam olarak nasıl işlediğini bilmiyordu.
Bu soruyu 4 yıl önce Howard Hughes Tıp Enstitüsü'nden sinir bilimci Charles
Zuker yanıtladı: Yaşamımızdaki tüm tatlı şeyleri tek bir reseptör algılıyordu.
Zuker insan ve fare genomlarından yararlanarak tat ile ilgili genleri
ayrıştırmayı başarmıştı. 30'dan fazla gen acı ile ilgili duyuları algılarken,
tatlı ile tek bir reseptör ilgileniyordu.
"Evrimsel açıdan bu çok anlamlı" diye konuşan Coca Cola'da görevli kimyager
Grant DuBois, "Çok sayıda acı tat, zehirli olabileceği için, ayırt edilmesi
zorunlu. Oysa tatlılar keyifli ve zararsız olduğu için birarada algılanmasında
bir sakınca yoktur" diyor.
Sinerjik etki
Tek-reseptör kuramı, açıklanması gereken pek çok soruyu da beraberinde
getiriyor. En büyük problem kimyagerlerin sinerji olarak adlandırdıkları
olgudur.
"Şeker içermeyen bir çikletin içindeki tatlandırıcılara bakarsanız, uzun bir
liste ile karşılaşırsınız" diye konuşan DuBois, "Bunun nedeni bazı
tatlandırıcıların diğerinin tadını artırmasıdır. Örneğin siklamatın içine
sakarin katarsanız ikisini de tek tek kullandığınızdan daha tatlı bir tat elde
edersiniz. Sinerji ilaç tasarımında çok iyi bilinen bir olgudur ve en az iki
reseptörün birarada bulunmasını gerektirir" diyor.
Benzer şekilde sıcaklık (soğuk) ve kafein gibi faktörler, bazı tatlandırıcıları
baskılarken bazılarını etkilemez. Bu da birden fazla reseptörün devrede olduğunu
gösterir. Buna karşın tek reseptör iddiasından geri adım atmaya yanaşmayan Zuker
bu konudaki bulgularını şöyle açıklıyor:
"Laboratuvar faresinde protein reseptöründeki iki alt ünitesinden birini yok
ederseniz fare, hangi bileşim verilirse verilsin tatlı algılama yeteneğini
kaybeder. Bunun üzerine iki alt ünitenin her birinin kendi bağlama sitesinin
olup olmadığını kontrol ettim. Nihayet geçen eylül ayında Senomyx'ten
biyokimyacılarla birlikte yürüttüğümüz araştırma, benim haklı olduğumu ortaya
çıkarttı. Vücudumuzda tek bir tatlı reseptörü vardı, fakat diğer reseptörlerden
farklı olarak, değişik moleküllerle faal duruma geçen birden fazla bölgeye
sahipti. Bunu, iki tetiği olan bir tabancaya benzetebiliriz."
Şekerden tatlı
Kimyacılar bu reseptörün gerçek potansiyelini yeni yeni anlamaya ve bundan
yararlanmaya başlıyor. Siklamat şekerden 45 kat, aspartam 180 kat, sakarin 300
kat ve suklaroz 600 kat tatlıdır. Fakat aspartamın neotam olarak bilinen yeni
nesil bir türü şekerden 13.000 kat daha tatlıdır. Ve son bulunan bir bileşimin
ise 100.000 kat daha tatlı olduğu iddia ediliyor.
Şekerin yerini başka
"Bu farklılıklar moleküllerin farklı çekimlerinin olmasından kaynaklanıyor" diye
konuşan Walters, "Sözgelimi suklaroz reseptöre sukrozdan daha sıkıca tutunur.
Bunun nedeni klorin atomlarının, yerini aldıkları oksijen atomlarına göre daha
güçlü bir şarj taşımalarıdır. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin yeni onayladığı
Neotame, reseptöre o kadar sıkı bağlanır ki reseptörün makineli tüfek gibi
ateşlemesine yol açar" diyor.
Bu tatlandırıcılardan hiçbiri aslında şekerin yerini tutmuyor. Sakarin dilde
metalik bir tat bırakıyor, çünkü acı ve ekşi reseptörleri de tetkliyor.
Aspartam ve neotam zayıf moleküllere sahip olduğu için süpermarket raflarında
durduğu yerde çabucak bileşenlerine ayrılırken, pişirme sırasındaki ısıya
dayanmıyor.
Sukraloz ısıya dayanıyor ve bileşenlerine ayrılmıyor fakat gerçek şekerin "ağız
tadını" vermiyor.
Tüketici kuşkulu
Şeker yerine kullanılan bu maddeler uzun zamandır sağlığa zararlı olduğu
gerekçesiyle kuşkuyla karşılanıyor.
1981 yılında sakarin, yapılan bir hayvan deneyine dayanarak kansere yol açan
maddeler arasına sokuldu.
Suklarozun test tüplerinde genleri mutasyona uğrattığı iddia ediliyordu.
Aspartamın da multipl sklerozdan otizme kadar pek çok hastalığı tetiklemesinden
korkuluyordu.
Halihazırda bu iddialardan hiçbiri kanıtlanmış değil. Walters, gıda maddeleri
içindeki katkı maddelerinin ilaçlardan daha yüksek standartları tutturması
gerektiğini öne sürüyor, çünkü bu maddelerin zararlarını dengeleyecek tıbbi
yararları yok.
Sözgelimi aspartam FDA'nın en fazla incelediği ürünlerin başında geliyor. Ancak
her seferinde zararsız olduğu sonucuna varılıyor.
Sukralozun hayvanlarda yüksek dozlarda bile kanserojen olmadığı anlaşılmış
durumda.
Ve sakarinin katkı maddesi olarak güvenli olduğu 1997 yılında FDA tarafından
onaylanmış. Kaldı ki önceki araştırmalarda deney farelerinin tatlandırıcdan
bağımsız olarak kansere eğilimleri olduğu anlaşılmış.
En iyi tercih
Yapay tatlandırıcılar konusundaki bu kuşkuların nedeni çok yabancısı olmadığımız
olgulara dayanıyor. Sukraloz ve sakarin vücut tarafından emilmemesine karşın,
kalorileri hiç yok değil. Bunlara hacim kazandırmak için kullanılan dekstroz ve
maltodekstrin şekerde bulunan kalorinin dörtte birini içeriyor.
Ayrıca hayvan deneylerinde yapay tatlandırıcıların, çok küçük miktarlada da olsa
insülin salgısını tetiklediğinin ortaya çıkması şeker hastaları için olumsuz bir
haber.
Discover'da yer alan habere göre, ayrıca şekersiz meşrubat içenlerin şekerlileri
tercih edenlere göre daha fazla kilo verdikleri görülüyor, ancak beslenme
uzmanları, vücudun şeker ihtiyacını kısmanın şekerli maddelere duyulan arzuyu
körüklediğini düşünüyor.
Bu durumda şeker, küçük dozlarda tüketilmek kaydıyla hala en iyi tercih.
