Hayalleri vardı evlilik üzerine. Kırmızı panjurlu olmasa da şirin, sıcak bir yuvası olacak, hafta sonlarında çocuklarını bahçesi olmayan apartmanın birkaç sokak arkasındaki çocuk parkına götüreceklerdi.
Çocuklar koşup oynarken o kocasıyla el ele onları seyredecekti. Hâlâ devam eden sevgilerini, aşklarını birbirlerine tekrar tekrar ilan ettikten sonra çocukları ve gelecekle ilgili uzun sohbetlere dalacaklardı.
Eşi en yakın sırdaşı olacak; o, gün boyu yaşadıklarını, çocukların yaptığı yaramazlıkları, sevdiği dizinin en heyecanlı sahnelerini eşine heyecanla anlatacak, eşi de patronundan yediği fırçayı, arkadaşlarının yaptığı şakaları hatta otobüste yer verdiği yaşlı kadının dualı teşekkürünü kendisiyle paylaşacaktı. Beraber gülüp ağlayacak, hayata dair kararları birlikte alacaklardı. Kızgınlıkları bile sadece birbirleriyle paylaşacaklardı. Ne olursa olsun ilk yapacakları şey konuşmak olacaktı.
Oysa evlilik hiç bilmediği bir yönüyle karşılamıştı onu. Nişanlıyken saatlerce konuşup ayrılık saati geldiğinde bir türlü kopamadıkları halde ne değişmişti de dut yemiş bülbüle dönmüştü eşi. Paylaştıkları şeyler azalmış, konuşacak birşey bulamaz olmuşlardı. Perma yaptırdığı halde saçının fark edilmeyişine, evdeki eşyaların yerinin sık sık değişmesi karşısında bir yorum yapılmamasına, ya da çocukların yıldızlı pekiyilerine aferin demedeki üşengeçliğe de alışmıştı artık.
Eşini her gün aynı heyecanla
karşıladığı halde ağzından çıkan zoraki bir Merhabayı bozdurup bozdurup
harcaması, tükenmez sabrının göstergesiydi. Ancak gün geldi o da yoruldu bu
monologdan. Cevapsız kalan ısrarlı sorular, anlatılan en heyecanlı olaylar
karşısında bile Ya? Gerçekten mi? gibi sıradan nidaların esirgenmesi
karşısında bir bıkkınlık, aldırmazlık hakim oldu ilişkilerinde. Böylece evde
yeni bir iletişim şekli doğdu: Pandomim.
Kendi anahtarını kullanıyorsa
Yani jest ve mimiklerden oluşan sessiz tiyatro. Çok tanıdık bir yaşam şekli
değil mi? Kimse konuşmaz; ama hangi saatte ne yapılmalı, kim ne sever, ne kadar
yer, bilinir ya da bilinmelidir... Cevapsız kalan sorular karşısında
yapılacaklar deneme yanılmayla öğrenilmiştir zaten. Genelde kapı zilini çalarak
eve girdiği halde o gün kendi anahtarıyla eve giren eş Bugün hiç havamda
değilim. Merhaba bile diyemeyeceğim. Yemeği derhal hazırla, hemen yatacağım.
demek ister. Hanım bir cıngar kopmadan akşamı geçirmek için çocuklara babalarını
göstererek Susun! işareti yapar ve mutfağa yönelir. Sofrada yemekler sırayla
babanın tabağına konur ve hiç kimsenin konuşmaya cesaret edemediği yemek saati
geçiştirilir. Bir taraftan yemek yiyip bir taraftan gazeteye göz atan baba evde
oluşturduğu soğuk atmosferi fark etmiş olacaktır ki yatak odasına yönelirken
günün hareketini yaparak küçük kızının başını okşayıp geçer. Bu çocuk da dahil
herkesin derin bir oh! çektiği andır. Ancak hergün böyle geçmez tabii. Genelde
doğrudan çalışma odasına geçerek bilgisayar başına oturan erkek, yemek vaktine
kadar odadan çıkmaz ve odaya kimsenin giremeyeceği de bilinir. Annenin
kahvaltıda başlayan akşama ne pişireyim tarzındaki soruları omuz silkilerek
Ne pişirirsen pişir anlamına gelecek şekilde cevaplanır. Ancak anne bilir,
asla kapuska ya da enginar pişirmemesi gerektiğini.
Yumurtanı nasıl istersin? sorusuna çay kaşığıyla masaya vurularak cevap
veriliyorsa bu rafadan olsun demektir. Bardağı kaşıkla şıkırdatmak ise çayımı
tazele demek olur genelde. Bir süre sonra kadın da bu iletişimsizlik girdabına
kapılır ve o da kendine göre yöntemler belirler. Tavanın dibine tahta kaşıkla
vurmak yemek hazır anlamına gelir.
Suskun konuşmalar
Biraz abartılı geldi size değil mi bu örnekler. İnsan konuşmadan durabilir mi
diyorsunuz doğal olarak. En yakın dostuyla, konuşmazsa nasıl yaşar insan,
diyorsunuz. Öyle ya, bir gün değil, beş gün değil. Ama sürüyor işte. Yıllarca
oturup dertleşme adına tek kelime etmeden hayatını sürdüren çiftlerin çevremizde
yer aldığını kim inkâr edebilir? Günde on kelimeyi geçmeyen diyaloglarıyla bir
evliliği yürütmeye çalışan çiftler var. Örselenmiş, solmuş aşkları bir yana
saygının yitirildiği, sorumluluk duygusunun yerini umursamazlığa bıraktığı
evliliklerdir bunlar. Yokmuş gibi davrandığın bir insanla aynı evi paylaşmak
yalnızca. Derinlerde fırtınaların koptuğu ancak sahiline tek dalganın uzanmadığı
bir aradalıklar. Görünürde hiçbir problem yoktur. Ancak, dile getirilmese de
yaşanabilecek en büyük problem yaşanmaktadır sessiz sedasız. İnsanın
yaradılışına aykırı bir haldir bu. Çünkü bize öğretilen insanların konuşa
konuşa anlaşabileceği olmuştur hep. Bu ihtiyaçtan dolayıdır ki otobüste,
minibüste ya da chat sitelerinde hiç tanımadıkları insanlarla dertleşiyor
insanlar. Problemine bir çözüm bulacağı umudu değil aslında onları bu yola iten.
Karşısındaki kim olursa olsun konuşmaktır tek istediği. Ancak bu yollarla
rahatlamayı reddeden ya da problemine daha köklü ve profesyonel çözümler bulmayı
tercih edenlerse uzman yardımına başvuruyor. Psikiyatri klinikleriyle,
psikologlara başvuranların önemli bir miktarını iletişim sorunlu insanlar
oluşturuyor.
Asıl dert iletişimsizlik
Solmaz Tayfur eşiyle yaşadığı iletişimsizlik problemiyle psikiyatrların kapısını
aşındırmış biri. Karı koca ikisi de öğretmen olan Tayfur çifti Solmaz Hanımın
deyimiyle yıllardır aynı evde yaşayan iki yabancı gibi. Yirmi yılı aşan
evlilikleri üç çocuklarına rağmen iletişim adına kayda değer hiç bir ayrıntıyı
içermiyor. Solmaz Hanım durumun düzelmesi için elinden geleni yaptığına inanıyor
ancak bunların hiçbiri eşini tekrar kazanmasını sağlamamış henüz. Son çare
olarak psikiyatrik yardım almayı denediğindeyse de uzmanın kendisinden istediği
şey eşini de görüşmeye getirmesi olmuş. Bu konuda bir türlü ikna edilemeyen eş
problemin çözümsüz olarak kalmasına sebep olmuş. Şimdi Solmaz Hanım çaresizlik
içinde durumu kabullenmiş görünüyor. Ancak gayretini noktalamamış. İletişim
konulu, ailevi ilişkilerle ilgili ne kadar kitap varsa bulup okuyor. Belki bu
çabasında kendisini suçlu görmesinin etkisi de olabilir Solmaz Hanımın. Çünkü o
Hata bende derken gençlikte yaptığı hatalara dayandırıyor ilişkilerinin
bugünkü durumunu. İstemediğim bir evlilikti bu. Bu yüzden eşime evliliğin ilk
yıllarında gereken ilgiyi göstermedim. Hep soğuk davrandım. Derken çocuklar
oldu. Tüm ilgim onlara kayınca eşim kendini yalnız hissetti ve kabuğuna çekildi.
Geçmişe dönüp baktığımda bunu daha iyi görebiliyorum. diyor.
Hayat TV başında geçmemeli
Eşinin evde varlığıyla yokluğu arasında bir fark olmadığından bahsederken
televizyonun iletişimi sıfırladığını düşünüyor: Bizden ayrı bir odada hiç bıkıp
usanmadan televizyon seyrediyor. Bazen onu yalnız bırakmamak için yanına gidip
ben de oturayım diyorum, seyrettiği şeyler bana sıkıntı veriyor, biraz kalıp
çıkıyorum. Çoğunlukla da televizyonun karşısında uyuyup kalıyor. Çocuklar da
durumu kabullendi. Hiçbir şekilde onu bizimle olmaya ikna edemiyoruz.
Hataların birikmesinde Karar alma süreci çok etkili
Erkekler Sen iyisini bilirsin kolaycılığıyla eşlerini yalnız bırakıyorlar.
Oysa çok önemli kararlarda işin sorumluluğunu ve yükünü kaldıramayacak olan
kadınlar eşlerinden yardım bekliyorlar. Solmaz Hanım kararların ne olursa olsun
birlikte alınması gerektiğini tecrübelerine dayanarak belirtiyor.
İlk hareket kimden gelmeli?
Solmaz Tayfur'a göre evliliğin kuralları olmalı ve her iki taraf da bu kurallara
uymalı. Oysa iletişim kurmaya çalıştığımızda ilk hareketin karşıdan gelmesini
bekliyoruz hep. Tayfur, kadınların erkeklere göre daha dışa açık olduğunu da
söylerken sabrın yanı sıra iletişimsizlikten rahatsız olan tarafın karşıdakini
konuşmaya alıştırma amaçlı olarak onun ilgisini çekecek konuları açması
konusunda ısrarlı. Kendisi henüz iyi yönde bir sonuç almamış; ama bu konuda
sabır gösterebilirse kesin çözüme ulaşacağından emin.
Benimle konuş ısrarı yanlış
Evli yetişkinlerin uzman yardımı alma ihtiyacı duyduğu problemlerinden biri
olduğunu söylemiştik aile içi iletişimsizliğin. Psikolog Farika Teymur Artır,
bu tür problemlerde her iki tarafın da suçlu olduğunu ileri sürerken eşlerin
birbirlerinin sevgi dilini bilmediğini söylüyor. Erkeklerin içe dönük bir yapıya
sahip olması karşısında kadınların konuşmayı tercih etmesinin bir sonraki adımı
olan bir tarafın konuşmaktan kaçınması, diğerininse işi söylenmeye vardırması
gibi bir sonuca götürmesi iletişimin kopmasına neden oluyor. Artır, erkeklerin
sıkıntılarını kendi başlarına çözmeye çalıştıklarını ve rahatlama yöntemi olarak
televizyon seyretmeyi ya da gazete okumayı tercih ettiklerine dikkat çekiyor.
Kadın eşinin ilgisini çekecek konular bulmuyorsa Benimle konuş hatasına
düşüyor. İstemeyen birini de zorlamamak gerekiyor.
Eşinizin sevgi dilini öğrenin
Beş Sevgi Dili ve Aile Terketmemiz Gereken Sevgili kitaplarının yazarı Artır,
eşlerin birbirinden beklentilerini bilerek bu doğrultuda davranmalarının yarar
getireceğine dikkat çekiyor. Beden diline önem vermek, konuşmaları kavgaya
dönüştürmemek, geçmişi gündeme getirmemek önemli konu başlıkları. Evet, hayatı
bir tiyatro sahnesine benzetirler. Herkes aldığı rolü oynar ve çekilir sahneden.
Bazılarımızın payına düşense pandomim olur nedense. Konuşacak bu kadar çok şey,
sevgimizi ifade içinse bunca güzel söz varken susmak niye? Kaybettiğimiz zamanı
tekrar yakalamak mümkün olmayacak. O halde sahip olduğumuz zamanı hem kendimiz
hem de ailemiz için en güzel hale dönüştürmemiz gerekmez mi? Lütfen başınızı
sallayarak cevap vermeyin.
