ALERJİ NEDEN GİDEREK DAHA SIK GÖRÜLÜYOR?

Alerjik bir hastalık gelişmesi açısından tek önemli risk unsuru alerjik hastalığı bulunan bir anne ya da babanın çocuğu olmaktır. Ancak, yalnızca bir kuşak içinde alerjisi olan kişi sayısında belirgin bir artış olması (toplumun genetik yapısının değişmesi için birden çok kuşağın geçmesi gerektiği bilindiğine göre) başka unsurların da işe karışmış olduğunu gösterir. Bunlar arasında yer alanları şöyle sayabiliriz:

Bebeklerin beslenmesi
Bebeklerin inek sütü ve yumurta gibi gıda alerjenlerine erken dönemde maruz kalması, alerjik bir hastalık gelişme olasılığını artırmaktadır. Emzirme de bebeğe tam bir koruma sağlamaz çünkü annenin yediği gıdalardaki alerjenler anne sütünde bulunabilir.


Sağlık Bakanlığı'nın katı gıdalara dört aydan önce başlanmamasını tavsiye etmesine rağmen bebeklerin birçoğunda bu tür gıdalara daha erken başlanmaktadır. Batı tipi beslenmede, içlerinde koruyucular ve diğer kimyasal maddeler bulunan hazır gıdalar giderek artan miktarlarda yer alırken, koruyucu antioksidan içeren taze meyve ve sebze türü gıdalar giderek daha az yer almaktadır. Antioksidanlar, bir maddenin oksitlenerek yıkıma uğramasını yavaşlatan maddelerdir. Sağlıklı DNA'da hasara yol açan moleküller olan serbest radikalleri de temizleyebilirler. En önemli antioksidanlar A, C ve E vitaminleri ile selenyumdur ve bunlar taze meyve ve sebzelerde yüksek düzeyde bulunur.


Katı gıdalara başlama zamanının geciktirilmesi, öyle anlaşılıyor ki alerjilerden, özellikle de egzamadan korunma sağlamaktadır. İki yaşındaki çocuklarda egzama görülme sıklığı (yeni vaka sayısı), bebeğin dört aylık olmadan önce aldığı farklı katı gıda sayısıyla doğrudan ilişkilidir. Emziren annenin fazlasıyla alerjenik olan süt, yumurta, yerfıstığı ve balık gibi gıdalardan kaçınması fazladan koruyucu bir etki sağlar.


Diğer alerjenler
Hava yoluyla yayılan çok miktarda alerjene yaşamın erken evresinde maruz kalan bir bebekte alerjik hastalık gelişme riski artıyor gibi görünmektedir. Polen miktarının fazla olduğu bahar aylarında doğan bebeklerin on yaşına geldiklerinde bitki kökenli polenlere karşı alerjik olma olasılıkları, yılın diğer zamanlarında doğanlara göre daha fazladır. Benzer şekilde, evcil hayvanlara ait alerjenlere çok erken dönemde maruz kalan bebeklerin de alerji riski artar. Duyarlılaştırma her yaşta olabilirse de, yaşamın ilk yılı özellikle önemli gibi görünmektedir.

Gebeliğin orta ve son dönemindeki maruz kalmaların da önemli olduğuna dair kanıtlar çoğalmaktadır.


Sigara (tütün) dumanı
Hem doğumdan önce (annenin kan dolaşımı yoluyla) hem de doğumdan sonra sigara dumanına maruz kalma, alerji ve alerjik hastalık, özellikle de astım gelişmesiyle yakından bağlantılıdır. Sigara içen annelerin bebeklerinde, doğumdan hemen sonra alınan kanlarda IgE düzeyleri yüksektir. Doğumdan sonra dumana maruz kalma riski artırır: sigara içilen evlerde yaşayan çocukların göğüs hastalığı nedeniyle hastaneye yatırılma riski, sigara içilmeyen evlerdeki çocuklardan iki kat fazladır. Bu çocukların akciğer işlevleri de yedi yaşına geldiklerinde anlamlı derecede düşük olmaktadır. Sigara dumanına pasif olarak maruz kalma, alerjik hastalık gelişmesinde belirlenen en güçlü risk faktörüdür. Bu nedenle, çocuk doğurma yaşındaki genç kadınlar arasında sigara tüketiminin artıyor oluşu özellikle korku vericidir.


Kapalı ortam
Günümüzde, Avrupalı çocuklar zamanlarının en az %90'ını kapalı yerlerde geçirdiğinden, kapalı ortamlar belki de tüm diğer coğrafi ve açık çevre faktörlerinden daha önemlidir. Modern binaların izolasyonu çoğunlukla daha iyidir ve hayalandırma düzeyi daha düşüktür; bunların da alerji gelişimi için risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Bütün bunlar, plastik malzemeler ve sentetik boyalardan kaynaklanan kirli kimyasal gazların düzeyinin, kapalı ortamda küf oluşmasına yol açan nem oranının ve ev tozu akarı alerjenlerinin miktarının artmasının bir sonucu olabilir. Öyle görülüyor ki bu yaşam koşulları, ailede astım öyküsü olması nedeniyle zaten risk altındaki atopik çocuklarda özellikle güçlü bir etki yapmaktadır.


Enfeksiyonlar ve antibiyotikler
Yaşamın erken evresinde sık sık viral ve bakteriyel enfeksiyon geçirmenin atopi ve alerjik hastalık gelişmesine karşı koruma sağlayabileceğine ilişkin açık kanıtlar ortaya çıkmaktadır. Yaşamın erken evresinde geçirilen enfeksiyon, alerjik olmayan kişilerde alerjik olanlardan daha yüksek düzeylerde bulunan interferon gama adıyla bilinen bir kimyasal maddenin üretimini artırmaktadır. Küçük yaşta hafif enfeksiyonların bulaşmasını engellediğimiz için daha düşük interferon gama düzeyleri gelişen çocuklarımızda alerjik hastalık gelişme olasılığını istemeden artırıyor olabiliriz.


Aşırı antibiyotik kullanımının da benzeri bir etkisi olabilir. Tersine, kendinden büyük birden çok kardeşi olan ve çok sayıda çocuğun (ve onların mikroplarının) bulunduğu kreş ve yuvalara giden çocuklarda saman nezlesi ve astım gelişme riski daha düşüktür.


Ancak, çocuklarımızı çocuk felci (polio), tetanoz, boğmaca, kızamık, kabakulak ve kızamıkçık gibi tehlikeli hastalıklardan aşılama yoluyla korumaya devam etmemizin önemi büyüktür. Bu çocukluk çağı enfeksiyonlarına karşı çocukları savunmasız bırakmanın verdiği zarar, bağışıklama sağlamamakla (aşı yaptırmamakla) elde edilecek herhangi bir yararı kat be kat aşmaktadır; bu hastalıkların hepsi de rahatsızlık vericidir, bazıları ölüme bile neden olabilir.


SONUÇ
Batı tipi beslenme şeklimiz, hazır mama kullanımı ve katı gıdalara erken başlanması, Batı tipi yaşam tarzımızla (sigara dumanı, çok miktarda bitki ve hayvan alerjeni ile ev tozu akarlarına yaşamın erken evresinde maruz kalma, kötü havalandırılan nemli evlerde oturma, küçülen aileler ve çocukların kreş ve yuvaya daha geç başlatılması) birleşerek, toplumumuzda alerjik sorunların geliştiği çocuk sayısının artmasına katkıda bulunur.


ÖNEMLİ NOKTALAR

Alerjik reaksiyon vücudunuzun normalde zararsız olan maddelere karşı zararlı ve uygun olmayan bir yanıtıdır.

Duyarlılaştırma, vücudunuzun özel bir alerjenle ilk karşılaşmasında gerçekleşmeyebilir ve alerji geliştirmeden bir maddeye karşı yıllarca tepkisiz kalınabilir.


Bir kez duyarlılaştıktan sonra, çok az miktarda alerjen bile alerjik yanıt doğurabilir.


Atopi (alerjiye genetik eğilim) kalıtım yoluyla aktarılıyor olsa bile, çevresel faktörler de alerjik bozuklukların gelişmesinde rol oynar.